14 Nisan 2016

Bildik bir Galatasaray Sermaye Piyasası İşlemi. Önce o cebe, sonra öteki cebe, buradan diğer cebe, oradan arka cebe, arka cepten gömlek cebine. Değişen bir şey yok. Ama kabahatlerini örter, göz kamaştırırsın.

Galatasaray Sportif A.Ş.  27 Mayıs 2014 tarihinde Galatasaray Mağazacılık A.Ş.’nin %50,10’luk payına denk gelen 4.333.650 nominal adetli hisse senetlerini ve dolaylı olarak Galatasaray Mağazacılık A.Ş.’nin kontrolüne sahip olduğu Galatasaray İletişim’in çoğunluk hisselerini 90.180.000 TL bedelle ve 28 Mayıs 2015 tarihinde, Galatasaray Mağazacılık’ın kalan %49,90’lık payına denk gelen 4.316.250 nominal değerli hisselerini 74.950.000 TL bedelle Derneğe (Galatasaray Spor Kulübü Derneği) satış yolu ile devreder.

Buraya kadar her şey normal. Kulüp parasını ödeyip Galatasaray Futbol A.Ş.’nin malını satın alabilir elbette. Ancak ilk günden beri biliyorduk ki kulübün bu parayı ödeyecek maddi gücü yok. Kulüp bu durumdayken neden böyle bir işlem yapsın diye bir soru aklınıza gelebilir. O noktada göz kamaştırma işi devreye giriyor.

En baştan tahmin ettiğimiz gibi kulüp, hisseleri A.Ş.’ye iade ediyor ancak A.Ş. sattığı malı gelir tablosuna gelir yazmışken, geri aldığında gider yazmıyor. Her iki işleme farklı muhasebe kuralları uyguluyor. Oysa ilke olarak aynı işleme aynı muhasebe kurallarının uygulanması gerekir.

Peki sonra ne mi oluyor? Anlatalım:

Bu işlem sonucunda ilgili dönemlerde Galatasaray Sportif A.Ş.’nin karı 165 milyon TL fazla gösterildi ve bu işlem nedeniyle öz kaynakları da bir o kadar artırıldı.

1- Türkiye Futbol Federasyonu’na verilen mali tablolarda kar ve öz kaynaklar bu kadar “şişirilmiş” oldu. TFF yanıltılmış oldu. TFF’ye yanıltıcı bilgi vermek açık bir disiplin ihlali olduğu gibi bu bilgilerle lisans alan Galatasaray’ın yeni bilgilerle lisans alıp alamayacağı tartışma konusu ki o bilgilerle bile UEFA’dan ceza aldı.

2- Aynı şey UEFA için de geçerli. UEFA’ya yanlış bilgi vermek en ağır disiplin ihlallerinden biri sayılıyor.(Ancak TFF’nin aksine UEFA’nın bu dolambaçlı finansal işlemi kabul etmediğini Sayın Özbek’in açıklamalarından anlıyoruz. UEFA neden “yanıltıcı” bilgi vermekten disiplin soruşturması açmıyor onu anlamak zor)

3- Galatasaray Sportif A.Ş. hisse yatırımcısı yanıltıldı.

4- Konuya ilişkin olarak bu işlemenin “önemli işlemler” tebliğinde yer alıp almadığına dair açıklama KAP’ta yayınlamadı. Bu da ayrı bir yanıltma ve Sermaye Piyasası Kurallarına aykırılık oluşturuyor.

Geçmişe dönüp Kamuyu Aydınlatma Platformunda yayınlanan Galatasaray Sportif A.Ş.  mali tablolarına bakın. Hatırladığınız mali tabloları göremeyeceksiniz, çünkü tamamen değişti. Zarar arttı, öz kaynak azaldı. Yani kulübün mali durumu yatırımcının bildiğinden önemli ölçüde kötüymüş ama yatırımcı bu konuda zamanında tam ve doğru bilgilendirilmemiş.

Sonuç olarak; hem spor hukuku hem de Sermaye Piyasası kanun ve yönetmelikleri açısından önemli ihlallere imza attı Galatasaray Yöneticileri, TFF ve UEFA’ya yanıltıcı bilgi verdiler. Yatırımcıya ise yatırım kararlarını etkileyecek önemli bilgileri yanlış aktardılar.

Hem spor hukuku hem de adli hukuk açısından ihlal.

Bakalım her fırsatta Fenerbahçe’nin ensesinde boza pişiren SPK, TFF ve UEFA ne yapacak.

mentalist, Araştırma, Fikr-i Takip, Türk Futbolu, Unutma, Unutturma !, kategorisinde yazmıs. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , ,

8 Temmuz 2015

Medyada Fenerbahçe’nin transferleri kadar konuşulan konu “bu paranın kaynağı ne”?

Galatasaray’ın batık iken harcadığı “olağandışı” transfer ücretlerini sorgulamayan medyada neden aniden böyle bir merak uyandı, anlamakta güçlük çekiyorum! Üstelik Türkiye’nin ve dünyanın sayılı taraftar bağlılığı yüksek takımlarından biri Fenerbahçe. Ne zaman ihtiyacı olsa taraftar koşuyor, gereken desteği sağlıyor. Diğerlerinde bu da yok!

Tekrarlayalım: Medya açısından rahatsız edici şey, derin mali batakta olan kulüplerin yaptığı transferleri ve kaynağını sorgulamak yerine Fenerbahçe’nin kaynağını sorguluyor olmalarıdır.

Fenerbahçe stadını kendi yaptı.

Vergisini ödüyor.

Yatırımcı soymuyor.

Peki yatırımcının cebini delenler, vergi ödemeyenler, devletin parası ile beleş stada konanlar var mı? Var.

Örtülü ödenek veya kaynağı açıklanamayan paralara konanlar var mı? Var.

Fenerbahçe’nin parası size niye dert oluyor ki. Vergi yüzsüzü kulüpleri konuşun. Normal şartlarda “batmış” olan ama buna rağmen haddinden fazla bonservis ve garanti ücretlerle yığınla futbolcu transfer edenleri konuşun.

Konuşamazsınız çünkü aynı sistemden beslendiniz, besleniyorsunuz. O pozisyonda olabilme sebebiniz yukarıdaki ikiyüzlülüğünüz. Piyonluğunuz. Sermaye emriyle anti-Fenerbahçe propagandası yapmaya kurgulanmış olmanız.

Gelelim Fenerbahçe’nin parasına:

Geçen yıl 1 milyon üye projesinden 17 milyon TL geldi. Seneye en az 20 milyon TL olur.

Avrupa geliri sıfırdı. Seneye 20 milyon TL’yi bulabilir (mesela Beşiktaş 9 ayda 17 milyon TL muhasebeleştirmiş).

Giden futbolculardan 10 milyon avro tasarruf etti.

Geçen yıl kombine düşüktü, bu sene ilave 15 milyon TL de oradan gelir.

Avrupada oyanayacağı maçlar ve artan doluluk nedeniyle 10 milyon TL tahmini bilet hasılatı artar.

Zaten 32 milyon avro etti.

Stat ve forma sponsorluğu da cabası.

Hisse satabilir, tahvil çıkarabilir, bedelli yapabilir.

Milyar dolar kaynağı var, siz neyin hesabını yapıyorsunuz?

Hadi gerçeği söyleyin: Korktuğunuz şey Fenerbahçe’nin parası değil, korktuğunuz şey kumpasla takmaya çalıştığınız prangaların kırılmış olması. Fenerbahçe’nin ayaklarına zincir bağlayıp diğerlerini hileyle ittiren sistem artık rahat değil.

3 Temmuzun arkasına sığınıp çalan, soyan, hakaret eden, jurnalleyen takımlarla beraber hesap vermekten korkuyorsunuz.

Korkun bence, bir gün bizim çektiğimiz acının hesabını hakim karşısında vereceksiniz.

Korkmakta haklısınız.

mentalist, Fenerbahçe, Fikr-i Takip, Türk Futbolu, Unutma, Unutturma !, kategorisinde yazmıs. 2 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , ,

27 Haziran 2015

(o-bu niye gitti, savunma sorunları forvetlerden başlıyorken orta saha ne olacak, defans yenilendi-uyum sorunu ne olacak, x transferi çok iyi-şu açığı kapatacak, vesaire vesaire… aşağıdaki satırların derdi bu değil. şimdilik. transferi kenara koyarak okumanız dileğiyle)

Kağıt üstünde ideal görüneni şablon gibi uygulamak her zaman beklenen sonucu vermez. Hatta bilanço ağırlaşır. Mesela Türk futbol takımına İtalyan teknik direktör getirmek baştan kaybetmektir. Alışkın oldukları sporcu standardını sunamazsın. Türkiye’de kreş seviyesi eğitmenliğe inmesi gerekir.  Saha dışını yönetmenin, başarıda en büyük yüzdeyi işgal ettiği ülkelerdendir. Yani teknik direktörünüz mükemmel bir taktisyen, kısa sürede takım oluşturma ve dirençte sınıf atlatma becerisine sahip olabilir. Ama spor kültüründen tamamen uzak medyayı- yöneticileri -ailesinden mahallesine kadar herkes tarafından şişirilen futbolcuları idare etmek onun iş listesinde yoktur. Bunları kontrol edemediğinde de teneke bağlananlar listesine eklenir.

Takım başarısı ve kulüp gelişiminde izlenebilecek yollar bellidir ama bulunduğunuz koşulları gözönüne alarak kendi modelinizi yaratmazsanız çöpe gider. Bunun sonucunda başarı garanti midir? Asla. Ama başarısızlığı yaratan etkenleri azaltıp, riski minimuma indirirsiniz. İyileştirerek gittiğinizde ise istikrara, transfer ve takım kurgusunda makineleşmiş düzene kavuşursunuz.

Fenerbahçe yukarıdaki modele 2000li yıllara kadar neredeyse hiç yaklaşamadı. 95’te Parreira büyük bir fırsattı, çoğunluk gülse de devamlılık açısından Lazaroni bile önemliydi. 98’de hiç kimsenin aklına gelmeyecek macera ile ki risklerine rağmen doğru hamle idi, Löw getirildi. 2003’te Daum ile en sağlam “dönüşüm” başlatıldı. Fenerbahçe “gelenekleri” mağlup oldu ve 3. yılı gördü. 2006’da Zico fırsattı. 2010’da tartışmalara rağmen Aykut Kocaman da bir başlangıçtı. Çok zor koşullarda, insanlık ve spor dışı ortamda tarihe imza atıldı. Ersun Yanal varolanın üzerine en sakin geçişi sağlayacak seçimdi. Ama hepsi, hepsi yarım kaldı. Bir üst aşama için şart olan iyileştirme yapılamadı-geç kalındı veya yanlış tercihlerle bozuldu,vb.

Futbolcular ön plana çıkarılıp, teknik direktör otoritesinin üzerine taşınırken bir anda tamamen teknik direktöre bırakılan yapıya geçildi. Veya tam tersi. 2015-2016 en tazesi.  Normalde, önceki sezonlarda gidip-gelmesi gereken futbolcular aynı  anda “radikal yapısal” değişiklikle gidiyor. Uzun vadede başarı ve kişilerden bağımsız takım performansı yaratabilmek için yumuşak geçişler gerekir. Ama toparlanmak için şok terapi Fenerbahçe’nin tek çaresi oluyor.  1990ların ortasından itibaren kontrolü ele geçiren futbol siyaseti, Fenerbahçe’yi hep köşeye sıkıştırdı. 2011 ve sonrasını kenara koyarsak en net örneği 2006’dır. “Üç sezon üst üste şampiyon olan Fenerbahçe”. Sistemi kökünden sarsacak, Fenerbahçe’yi uyandıracak kırılma anına müdahale. Ama özünde durum şudur: Fenerbahçe sonrasındaki kararlarıyla kendi kendisini imha eder, başa sarar. Bu hem ruhu hem de laneti.

2000 sonrası dedik. Aslında büyük ironi. Bünyesine aykırı devamlılıkları yaşatan, ama aynı zamanda hep yarım bırakan aynı başkan. Sporcuları, koçun/teknik direktörün üzerine çıkarma hatasını tekrarladı. Şimdi tüm ipleri yabancı iki kişiye bıraktı. O kadar ki asla ayrılacağına ihtimal vermeyeceğimiz Emre gibi isimler yeni teknik heyetin insiyatifiyle gidiyor.

Yaşlanan, heyecanını ve enerjisini kaybeden kadronun yenilenmesi şarttı, gecikti. Tartışmasız. Bu değişim herkesi diriltti. Tartışmasız. Ama Fenerbahçe bir sezona daha maksimum risk alarak girecek.  Pereira toy olsa da İtalyan veya Aragones gibi sonucu belli tercihlerden değil.  Yapıyı oturtabilir.

Sonucu önce başkan Aziz Yıldırım,sonra Fenerbahçeliler belirleyecek. Yönetim-başkan tamamen dışarıda duramaz. Dün getirdiğiniz teknik ekibe her şeyi anında teslim edemezsiniz. Gerçek dışı. Ama görev çizgileri iyi çizilmeli. İki taraf için de. Madem bu teknik ekibin bir planı var ve uyulacak, bu otorite iki gün sonra kriz dönemlerinde delinmemeli. Krizlerde onların yükünü hafifletecek refleks ve soğukkanlılık gösterilmeli.

Gelelim Türkiye futbol bataklığına: Riskleri ve teknik direktör/futbolcu/idari tercihlerindeki hatayı en aza indirdiğin sürece saha içi hakimiyetin baskın çıkar. Maalesef Fenerbahçe o devamlılığı hala gösteremiyor ve bu da kırılgan yapıyor. Dışardan gelen müdahaleler etkili oluyor. Emre başta bazı futbolcuların son 4 yıldaki performans sorunları veya diğer sıkıntılarının altında yatan sadece onların kimliğiyle ilgili değildi. Başkan, yönetim ve taraftarın bu faktörü yok sayması büyük gaflettir. Kendi sorumluluklarının farkında olmazsan yenilenen takımının da hırpalanmasını engelleyemeyeceksin demektir. Takım performansının değerini doğru ölçemez, emeğinin hakkını veremez, yanlış kararlar alırsın demektir. Çünkü benzer saldırılar ve sahada kasıtlı yaratılan sorunlar asla bitmeyecek.

ebru, Fenerbahçe, kategorisinde yazmıs. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler :

10 Haziran 2015

Uzun bir süre ara vermiştik. Ama Galatasaray durmuyor. Gerçekten finansal olarak çok becerikli bir camia!

Aslında becerileri ve finansal uzmanlıkları, devletin göz yumması ile sınırlı. Devlet göz yummasa şu anda 1 milyar dolar borçları olurdu. Ödenmeyen vergiler, yatırımcı hakları, stad vs. vs. (belge diyenler bu sitede konuya ilişkin gerçekleri, bizzat Galatasaray tarafından açıklanan belgelerle okuyabilir).

Aşağıda bir KAP bildirimi var. Bu bildirim ilk bakışta rutin ve sorunsuz görünüyor oysa şeytan ayrıntıda gizli:

Özel Durum Açıklaması (05.06.2015)

GS Store ile Galatasaray arasında yapılan isim hakkı anlaşmasına göre lisanslı ürün satışları üzerinden Galatasaray’a %15 oranında isim hakkı ödemesi yapılmaktadır. Ana hissedara yapılan bu gelir aktarımının projeksiyon döneminde de devam edeceği varsayımı altında GS Store’un makul hisse değeri tahmin edilmiştir.

Burada “Ana hissedar” ve “Galatasaray” sözlerine dikkat çekmek istiyorum. Çünkü birden fazla Galatasaray var: Galatasaray Spor Kulübü Derneği , Galatasaray Sportif A.Ş., Galatasaray Mağazacılık A.Ş. gibi . Hangi Galatasaray?

“Ana hissedar” lafı da tartışmalı çünkü devir öncesi ana hissedar A.Ş. iken devir sonrası Kulüp oluyor. Yine bu sitede ayrıntılarını belgeleriyle bulabileceğiniz gibi Galatasaray markasının tüm ticari kullanım hakları Galatasaray Sportif A.Ş.’ne  aittir. Eğer Gs Store isim haklarını Galatasaray Spor Kulübü Derneğine aktarıyorsa bu para yatırımcının cebinden alınıyor demektir ve suçtur. Ancak her halükarda bu açıklama bilgi gizleyen bir açıklamadır ve sermaye piyasası düzenlemelerine aykırıdır.

Aşağıda Fenerbahçe’nin bildirimi var.  Doğru bildirim Fenerbahçe tarafından yapılmış, sadece Fenerbahçe demiyor hangi Fenerbahçe olduğu çok açık:

Özel Durum Açıklaması (06.12.2013)

Fenerbahçe Spor Ürünleri Sanayi ve Ticaret A.Ş (Fenerium) ile Şirketimiz arasında 01.01.2004 tarihinde akdedilen ve 30.11.2033 tarihine kadar geçerli olan Alt Lisans Sözleşmesi gereğince:
1- Fenerium, kullanma hakkını elde ettiği markalar için tarafımıza 2013-2014 sezonunda yıllık olarak 1.520.124 USD ödemektedir. Bu tutar yıllık %3 artış göstermektedir.
2- Fenerium tarafından üçüncü kişilerle yapılan lisans kullandırma anlaşmalarından elde edilen lisans gelirlerinin söz konusu ürün/hizmet futbol ile ilgili ise tamamı, herhangi bir spor branşıyla ilgili değilse %75’i Şirketimizce Fenerium’a fatura edilmektedir. Bu fatura tutarlarının %5’i Fenerium tarafından hizmet bedeli olarak tarafımıza fatura edilmektedir.

 

Gelelim işleme: Galatasaray Sportif A.Ş. kendine ait Galatasaray Mağazacılık A.Ş.’ni Galatasaray Spor Kulübüne satıyor. Maksat nakit girişi sağlayıp A.Ş.’nin bilançosunun düzelmesi. Ama işlem sadece görünürde böyle, çünkü Galatasaray Sportif A.Ş. satmasına satıyor ama bedelini 1 yıldır tahsil edemiyor. Edebilecek mi belli değil, ama tekrar bir satış yapıyor!

İşlemler ters yönlü olmasına rağmen benzer bir işlem de Fenerbahçe yapıyor, ama SPK sürekli Fenerbahçe’den yeni değerleme raporu istiyor. Oysa Galatasaray sürekli kendi kafasına göre alıyor veriyor, kimse soru sormuyor. Denebilir ki; “şirket değeri yüksek belirlense bile parayı alan yatırımcı olduğu için kar ediyor, bunu incelememesi doğaldır”. Parayı alıyor olsa doğru ama alamıyor çünkü Galatasaray Spor Kulübünün parası yok. “Yaz tahtaya al haftaya” ve alamıyor. Basketbol ve Euroleague’de düşülen imaj karalayan haller herkesin malumu.

Bunun tek izahı kalıyor: Galatasaray Sportif A.Ş.’nin bilançosunu makyajlayıp yatırımcı ve UEFA’yı kandırmak. Buna göz yuman devlet kurumları da ortağı oluyor.

Galatasaray Spor Kulübü daha ilk satıştan borcu olan 90.180.000 TL’nı yatırımcıya ödemedi, halen kulübün yatırımcıya 104.377.105 TL borcu var. Hal böyle iken yatırımcıya 70.633.750 TL daha borç takıyor. Makul değil. Borcunu ödemeyene kimse tekrar bir şey satmaz ama Galatasaray olunca oluyor. Sonuçta yatırımcı yanlış bilgilendiriliyor, mali tablolar makyajlanmış oluyor, nakit girişi yok, üstelik nakit girişinin ne zaman olacağına dair bir ödeme planı da yok!

Saldım çayıra mevlam kayıra, herkesin gözünün içine baka baka kandırmaca.

Bildiğiniz gibi Fenerbahçe Spor Kulübü Derneği’nin aynı Galatasaray gibi A.Ş.’ne borcu vardı. SPK, BİST Yönetim Kurulu, ne kadar devlet kurumu varsa Fenerbahçe’nin üstüne çullandı. Gırtlağına basıp duruyor. Ama 27.5.2014 tarihinde bu yana A.Ş.’ye borcunu ödemeyen Galatasaray’a kimse bir şey demiyor.

Sonuç olarak: Devlet korumasındaki Galatasaray son 12 yılda her açıdan zulme maruz kalan Fenerbahçe’nin haklarının üzerine oturdu.

Bugün ulaşılan nokta için ilk kendini yakan konumundaki Fenerbahçe camiası bunu unutmamalı.

Hesap sorma konusunda ayak direyecek olan siyasiler de iktidar rüyasını bitiren süreci Fenerbahçe’nin başlattığını unutmamalı.

Herşeyden önemlisi Fenerbahçe 12 yıldır gördüğü zulmü unutup, yeniden Galatasaray’ın mağdur rolünü çalmasına izin vermemeli. Artık ağırlığını koyup, açık açık bu usülsüzlükleri ve devlet ayrımcılığını haykırmalı ve “hak çalma” sürecini bitirmeli. Her gaspedilen kuruşta, kulübüne varını yoğunu veren Fenerbahçeli halkın rızkı-gözyaşı-emeği var.

mentalist, Fenerbahçe, Fikr-i Takip, Türk Futbolu, Unutma, Unutturma !, kategorisinde yazmıs. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , ,

8 Nisan 2015

1 milyar euroluk kurşun

Bu yazının sahibi Galatasaray Yönetimine yakın bir gazeteci, her fırsatta Fenerbahçe aleyhine gündem oluşturmayı kendine görev edinmiş.

Galatasaray türlü hukuksuz yollarla milyar doları yatırımcıdan çekerken susan bu arkadaşımız Fenerium gibi karlı bir kuruluş 3 kuruşa A.Ş.’ye devredilirken “formayı yatırımcıya giydirdi” diye Galatasaray’ı aklama algısı oluşturmaya çalışmıştı.

3 temmuz çok ayaklı bir oyun, bunun en önemli ayağı da  medya. Bu yargı kurgusunu meşrulaştırmak için kurgunun yargı ayağı ile fiktif haberler yapan gazetecilerin varlığı bizzat Fenerbahçe Kulübü tarafından tespit edilmişti.

Kurgunun bir başka ayağı da finansal. Operasyonun akabinde basılan Fenerbahçe, A.Ş.’ye borçlandırılan kulüp, herkes devletin yaptığı stadın koltuğunu satarken Fenerbahçe’ye kendi yaptığı stadını A.Ş.’ye devir hakı verilmemesi ve mali operasyon.

Elbette sözde şike operasyonu tetikçileri gibi mali operasyonun da tetikçileri vardı, hala varlar.

O gün savunmasız Fenerbahçe kendini korumak için maçlara çıkmamayı düşünürken SPK Başkanı dikilmişti karşısına, kendini savunmasına engel olmuştu.

3 Temmuzun medya piyonları, katliam girişimi yüzünden maçlara çıkmamayı düşünen Fenerbahçe’yi SPK engeli ile vurmaya çalışıyorlar ama yalan söylüyorlar.

Çünkü “insan canının üzerinde” yasa yok. Zaten Türkiye Cumhuriyeti Anayasası 17. maddede bunu güvence altına alıyor:

MADDE 17.– Herkes, yaşama, maddî ve  manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.
Anayasanın üstünde yasa yoktur. Hiç bir yasa Anayasaya aykırı olamaz. Fenerbahçe SPK kanunu diye maçlara çıkmaya zorlanamaz.

Sadece fiziksel değil her maç ağıza alınmayacak küfürlerle, “şikeci” hakaretleriyle yapılan psikolojik şiddet de durdurulmadan Fenerbahçe maçlara çıkmaya zorlanamaz.

Fenerbahçe ve Fenerbahçeli, anayasa ile güvence altına alınmış yaşama hakkına sahiptir. Öldürme girişimi yaşanmışken, bu  tehditler altında maç oynamaya zorlanamaz.

mentalist, Fenerbahçe, Türk Futbolu, kategorisinde yazmıs. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , ,

11 Mart 2015

Medyanın ağır bir Galatasaray sevgisi var. Konu Galatasaray olunca hataları örtmek için insan üstün çaba gösteriyorlar. Oysa medyanın işi objektif olmak değil mi?

Aslında ilginç değil. Devletin (hükümetin) Fenerbahçe’den “soğuduğu”, medyanın iş takip sistemine dönüştüğü ortamda Fenerbahçe’ye karşı tutum son derece doğal.

Yıllardır medyada yer alan bir efsane var: “Galatasaray Adasını Galatasaray parasıyla satın aldı“. Arşivi karıştırdığımızda 1958 yılında yapılan haberlerde Galatasaray’ın burayı satın aldığı belirtiliyor. Ama sonrası yok.

Bugün öğreniyoruz ki Galatasaray adası Galatasaray’a devlet tarafından sağlanan olanaklardan biriymiş:

“Adanın dörtte biri benim”

“HAZİNE’YE GEÇİRİLDİ
Frankopolos’ların 1980’e kadar balık avlama amaçlı liman olarak kullandığı adanın tapu kaydı, 2003’te Frankopolos’un haberi olmadan yapılan tebligatlarla açılan davada silindi ve 16 bin 452 metrekarelik alanın dörtte biri Hazine’ye geçirildi. Ardından ada, Galatasaray Spor Kulübü’ne tahsis edildi ve sosyal tesisle yüzme havuzu olarak kullanılmaya başlandı.”

Üstelik tarih öyle eski de değil, 2003 yılı.

İlk bakışta olayın ciddiyeti anlaşılmıyor. Yukarıdaki haberi şöyle özetleyelim: Devlet gücünü kullanarak ele geçirdiği araziyi anında Galatasaray’a devrediyor. Yani sırf adayı Galatasaray’a vermek için araziyi ele geçiriyor.

“Tahsis edildi” kısmı ise soru işareti; eğer devlete ait bir mülk Galatasaray’a tahsis edildi ise Galatasaray ada için devlete kira ödüyor olmalı. Yok eğer mülkiyeti Galatasaray’a devredildi ise Galatasaray bir bedel ödemiş olmalı?!

Galatasaray’ın devlete ada için  bedel ödeyip ödemediğini bilmiyoruz. 58 yılına ait detayı olmayan haber dışında bir kaynak göremedik. Ama geçmişteki örneklere bakıldığında ödememiş olması  büyük olasılık.

Vergi, borsa, stat, THY sponsorluğu, Galatasaray Adası, vb.  Devletin/hükümetlerin Galatasaray’a sağladığı desteğin arkası gelmez, bitmez tükenmez. Yıllardır.

Bir Fenerbahçeli olarak büyüklerimizden bir ricam var. Kendinizi bu kadar hırpalamayın. Bir yasa çıkarın, Galatasaray’ın adını Türkiye Cumhuriyeti Galatasaray Kulübü diye değiştirin. Halktan Galatasaray vergisi toplayın.

Fenerbahçe olarak biz böyle kalmaya razıyız. Çünkü halkız.

mentalist, Genel, kategorisinde yazmıs. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , ,

3 Şubat 2015

Ve devlet Gs’ı yine kurtardı (18 Şubat 2014)

Bu satırların yazarı Fenerbahçe’yi 1 yıl önce uyarmıştı, anlatmaya çalışmıştı. Bir yıla yakın süre sonra o gün gözlerden gizlenen çıplak gerçek tüm açıklığı ile ortaya döküldü:

Gs’da tek çare 60 milyonluk hisse satışı

Galatasaray istediğini almıştı. Sadece süre biraz uzamıştı. Bugün geldiğimiz yerde o gün yapılanın bir örtme operasyonu olduğu su yüzüne çıktı.

Bu satırların yazarı Fenerbahçe yönetimine de buradan defalarca seslendi. “Hakkımız çalınıyor, alınterimiz peşkeş çekiliyor, asli göreviniz hep vurguladığınız ve uygulamada gösterdiğiniz gibi Fenerbahçelinin hakkını korumaktır” dedi. “Bu durdurulmazsa, bu emek hırsızı asalak düzene karşı tedbirini almazsa Fenerbahçe’yi zor günler bekliyor” dedi:

Fenerbahçe ne yapmalı

Sevgili Başkanımız son yaptığı açıklamayla hisse satmayıp bedelli yapmayacağını bir kez daha vurguladı. Daha önce belirttiğimiz gibi, büyük gurur veriyor. Aslında Fenerbahçe değişik stratejilerle, handikaplarını kapatabilecek potansiyele de sahip. Yani biz de özünde “yapma” diyoruz. Ama burada amaç başta Galatasaray olmak üzere Beşiktaş ve Trabzonspor’un elde ettiği haksız kazanca dur demek.

Kısaca şöyle özetleyelim: Bu yolla Fenerbahçe’nin uğratıldığı zarar 1 milyar USD’yi geçti. Dikkatinizi çeker mi?

mentalist, Genel, kategorisinde yazmıs. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , ,

22 Ocak 2015

Sevgili Başkanım,

Fenerbahçe’yi en üste taşıdınız, namerde muhtaç olan ekonomik yapısını Türkiye’nin kendi kendine yeten tek spor kulübü haline getirdiniz. Bu yüzden Fenerbahçe’ye ve sizlere bedeller ödetiliyor. Bunu korumak en büyük önceliğinizdir, önceliğimizdir.

Siz de biliyorsunuz ki Fenerbahçe’nin mali durumu da kaçınılmaz olarak bozuluyor. Bunu kullanan rakip takımlar ve yandaş medya çoktan futbol kurtarılsın çığırtkanlığına başladılar bile.

Fenerbahçe üzerinden vergiler silinecek, borsa suçları affedilecek, statla ilgili borçları kapatılacak ve çalan çaldığı ile kalacak. Kaybeden yine Fenerbahçe olacak. Fenerbahçelilerin alınteri, devlete sırtını dayamış beleşçilere harçlık yapılacak.

Bu sistem yükülülüklerini yerine getireni, yasalara ve kurallara uyanı mağdur etmek üzerine kurulu. Değişmiyor. O halde Fenerbahçe gardını alıp, uzun vadeli planlar yapacak. Mali duruma hızla çözüm üretmek zorunda. Bunun çareleri de Fenerbahçe’nin taraftarında her zaman mevcut. Ama o gücü doğru yönlendirmek, verimli kullanmak ve potansiyeli ortaya çıkarmak şart. Bunun için de finansal stratejiler geliştirmek zorunda. Ama klasik finans yöntemleri yetmez. Artık yetmiyor. Borsa bambaşka bir uzmanlık. Hamleleri doğru zamanda yapmadığınızda faydadan çok zarar getirir (mesela hisse satışı, mesela bedelli).

Özetlersek:

Hepimiz biliyoruz ki 2011’de yönetimin ilk planı 1 sene içerisinde borcu kapatmaktı. Ama 3 Temmuz operasyonu bunu engelledi. Üstelik SPK’nın o dönemki yetkilileri, olmayan bir borcu da Fenerbahçe’nin ayağına doladılar. İşlem tamam!

O zaman o koşullara göre stratejiler yenilenmeli. Kendisini batıran kulüplerin havuzuna Fenerbahçe’yi de itmeye çalışanlara karşı hamle üretilmeli. Fenerbahçe’nin en büyük sorunu taşıdığı borç yüküdür. Bu borç yükünü büyütmemek ve hafifletmek en öncelikli iştir.

Yılda 70-80 milyon TL faiz ödemekten kurtulması lazım. Bunu yapmanın en kolay yolu ise varlık satmaktır. Fenerbahçe’nin en çabuk satılabilecek varlığı ise hisse senedidir.

1 milyon üye projesi çok doğru bir proje olmakla birlikte uzun soluklu ve kısa vadedeki dertlere çare olması zor:

1- Sizin bu konudaki ilkeli kararınıza saygı duyuyuyoruz. Ama Fenerbahçe hisse satmak zorunda. Sadece Fenerbahçe’liye satın, hatta hisse alana FBKART almayı mecbur tutun. “Hiç endişe etmeyin, hisseleri satıp bedelli yapacağım” deyin, biz-Fenerbahçeliler alırız. Satış sonucu elde edilen tutarı bedelli yapmakta kullanın. Biz onu da öderiz. Ödemek istemeyenin rüçhan haklarını kısıtlayıp halka arz edersiniz. Hisse satışı ve bedelliden gelen parayı da A.Ş.’nin borçlarını ödemekte kullanırsınız. Borcu olmayan A.Ş.’nin kârı dolayısıyla değeri artar, Fenerbahçeli de kazanır. Zaten Fenerbahçeliye sattınız, kimse para kazanmak için almaz. Bize A4’e basılmış, armamızı taşıyan bir kağıt verin. Üzerine Fenerbahçe A.Ş.’nin ortağıdır yazın . Çerçeveletip evlerimize, ofislerimiz koyarız. Bu bile yeter.

2- Fenerium’u halka açmak için bir plan hazırlayıp SPK’dan onay alın. Akabinde Fenerium’u iştiraklerden alıp, finansal varlıklarda muhasebeleştirin. Böylelikle özkaynaklarda 220 milyon TL’lik düzelme olur. Beşiktaş, Galatasaray ve Trabzonspor’un bin türlü hukuksuz sermaye artırımına izin veren (!) SPK bize izin vermezse canınızı sıkmayın. En azından özkaynaklar 220 milyon TL artmış olur. Biz de tarihe not düşer, armasını taşıdığınız bu camiaya böyle eziyet edildi, ama bir adım geri atmadı diye gelecek kuşaklara gururla anlatırız. Herkes ayağa kalkamazken, dimdik ayakta durup gözlerinin içine baktık deriz.

Onların devlet eliyle affedilen her kuruşu, yasalar üstü muameleyle elde ettiği her kuruş, Fenerbahçelilerin vergisinden ceplerine giden her kuruş artık vicdanlarımızda tarif edilmez yaralar açıyor. Avrupa’nın en modern statlarından birine ve Türkiye üstü bir vizyona taşıdığınız Fenerbahçe’nin alınterini çakallara yedirtmediniz. Ama rakiplerinizin yüz milyonlarca avroluk haksız gelir elde etmesini sağlayan, sizi ise yüz milyonlarca avro zarara uğratan bu yapıya karşı Fenerbahçe mali açıdan güçlü olmalı ki diğerleri daha fazla eğilirken o dimdik ayakta kalsın.

mentalist, Fenerbahçe, Fikr-i Takip, Genel, kategorisinde yazmıs. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , ,

8 Aralık 2014

Sezon başından beri duran topların (korner, frikik) kaçında ilk dokunuşu rakip yaptı?

Tempo, dinamizm, ileride rakibi sıkıştırma. Bu ligde ara ara, 5 dakika bile yapsan her takıma karşı golü bulursun. Fenerbahçe neyi tercih ediyor?

Balıkesir karşılaşmasında hep hata yapacakmış endişesiyle oyalandıkları hissini verdiler. Özgüven?

Kuyt toparlayamadı. Yaş 34. Dünya kupası atlatmış. Onun bu perfromans düşüklüğü o kadar tahmin edilebilir ki. Ama Fenerbahçe’nin planı yokmuş. Yine de Kuyt canavar gibidir. Mesele sadece yorgunluk değil, oyundaki kaos hepsini tüketiyor.

Diego değerli. Tek pas, işi bu. Ama oyun karakterini rafa kaldırmış, tempoyu yerlere düşürüp ağırlaşmış, tüm agresifliğini ve dinamikliğini kaybetmiş takımda çaresiz. Çok az süre buldu. O varken takımın genel sorunu kör göze batıyor: Topu alıyor, bir an önce uygun adama atmak için çırpınıyor, dönüyor, bekliyor. Nafile. Pas bölgesine koşan yok, herkes savunma kucağında. Diego’ya veriyorlar ve seyrediyorlar.

Derler ya savunma ilerden başlar. O hat oyunu tutup rakibi meşgül edemedikçe arkaya binen yük artar. Fenerbahçe haftalardır 9.5 kişi. Sow-Emenike üst üste. Orta sahadan ceza alanına sızan da yok. Gol?

Rakipler alıştı. Kadıköy’de haftalardır aynı taktik var. Fenerbahçe zorlanıyor, can çekişiyor ama karşı taktiği değişmiyor. Aksine rakibinin oyununa uyuyor.

Topa sahip futbolcu artık yalnızlaşıyor. Pozisyonlarda herkes bir bölgeye yığılıyor. Sıfır denge.

Aynı kadro, ama sonuç farklı. Oyun anlayışını işleyen halinin azıcık dışına dahi çıkarmak, futbolcuların görev anlayışlarında minicik bir fark yaratmak bir anda takımı alt seviyeye düşürebiliyor (örnek: Gökhan ve Caner’in ileri çıkış tempoları ve rahatlıklarında bariz bir otokontrol var. Taktik bu. Defans refleksli. Oysa onları üstün kılan, agresif hücum tempolarıyla savunmayı da başarıyor olmalarıydı. Sıradan bir bek karakteriyle hareket ederek çok hata yapıyorlar. Hücum ağırlıkları da düşüyor. Fenerbahçe etkinliğinin en önemli ayağı çöküyor). Çünkü bireysel defolar ortaya çıkmaya başlıyor. En çok çalışan, aktif oyuncuların yükü artıyor. Paylaşım azalıyor. Bir süre sonra onlar da yorulup etkisizleşiyor (son haftalarda Raul, Emre, vs. Topal nereye kadar tek başına çöpçülük yapacak?). Zaten bir takımda başarının özü bu değil mi? Birbirinin eksiğini tamamlayan, yardımlaşarak saha içi risklerini minimuma indiren, toplam kaliteyi artıran ortamı ve taktiği yaratmak. Sonra yavaş yavaş, aynı anda bir kaç mevki veya kişide değişiklikle bunu geliştirmek, iyileştirmek ve çeşitlendirmek.

Fazla parayı dogru adama vermemek, talibi varsa satılabilecek adamı zorla tutmak yanlislari hic bitmiyor. 1 yıl sonra o parayı dahi alamadan zararla kapatıyorsunuz. Guiza, Stoch, şimdi de Sow.

Ve onlarca başka teknik aksaklık. Sabaha kadar konuşun, günlerce konuşun, birbirinizle kavga edin, basit şeyler nasıl düzeltilemiyor diye saçınızı yolun, kağıda dizilişler çizin, isimler yazın.. Nafile.

3-4, hatta 10 yıldır gelişerek ve üstüne koyarak ilerleyen 5 ayda unutmaz. İlk 45 dakikaları boşa harcayıp, ikinci yarıda telaşlanarak planın dışına çıkan takım Aykut Kocaman’ın ilk zamanında kalmıştı. Hortladı. Bahsettiğimiz gol atmak değil. Oyununla rakibe hissetirdiğin korku. O yok artık. Evet, bunlar taktiksel mesajlarla teknik direktörörün tercihleriyle de bağlantılı. Ama İsmail Kartal, başkan ve diğerleri anlamalı ki şu an Fenerbahçe’nin sorunu taktik değil takım içindeki hiyerarşi. Teknik direktörün köşe süsü değil tek otorite olamayışı.
Devamı…

ebru, Genel, kategorisinde yazmıs. 3 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler :

15 Kasım 2014

bayrak

Uygulama gecikse ve biraz daha tartışılsa işin nerelere gidebileceğini, nasıl mağduriyetler yaratabileceğini, korumaya çalıştığı taraftarlarda ne
yaralar açabileceğini farketmek zor olmazdı. Öyle tuhaf bir durum
yaratıldı ki ne söyleseniz, ne açıklama yapsanız kimseyi ikna
edemezsiniz. Edemiyorsunuz. Aslında kimse de ikna olmak istemiyor.

Belki kilometrelerce yol tepen, belki evladına ilk maç heyecanını tattırmayı planlayan, belki şehir dışından kırk yılda bir maça gelebilen misafirlerini koluna takan insanlar stat kapısından döndü. Berbat bir duygu, ağır kalp kırıklığı, kendini değersiz hissetmek..

Böyle hikayeler olmasa da farketmez (ki duyduğumuz kadarıyla var). İptal
edildiğini tam ayağını turnikeden atmaya çalışırken öğrenmek ne korkunç bir şey?

Sadece bunu düşünmesini isterim başkandan.

Tribün-gruplar ve kulüp ilişkileri üzerine yapılan
tartışmaların sonunun geldiğine hiç şahit olmadık. Dipsiz. Çünkü bu
iletişim ağına girdiniz mi münferit taraftarlık biter. O andan sonra
istediğin kadar iyi niyetli ol, istediğin kadar tribün birlikteliği ve coşkusu için fedakarca çalış, deplasmanlarda renkdaşını kollamak için koştur, farketmez. Gruplaştığın an masumiyet ölür. Tribün grupları hep kulübü suçlar ama aslında aynanın diğer tarafında da kendileri var. 2001 yılındaki 4-3’lük Gaziantepspor maçında hepiniz, hepimiz stattaydık.
Tribünlerin emirle susturulmaya çalışıldığını hepiniz
biliyorsunuz. Belki kavga bile ettiniz. Kaç kişi daha maçın başında
stadı terketmek zorunda kaldı? Ya sonra? Benzer olaylar tekrarlanmadı
mı. Küsülüp tekrar barışılmadı mı. “Tribün bu, kol kırılır yen içinde
kalır” diyerek hep hiç bir şey yokmuş gibi davranılmadı mı?
Meşrulaştırmak için Fenerbahçe adı kullanılmadı mı? Bunlar Aziz Yıldırım’ı
eleştirdiğiniz noktalar ile aynı değil mi? Ona “besledin, büyüttün,
sonra birbirlerine kırdırdın” diye tepki gösteriyorsanız, tribün
gruplarının aralarındaki ilişkilerini-gelgitlerini-çoğunun nasıl
amacından uzaklaştığını da sorgulayacaksınız.

Kimse kendini kandırmasın. Fenerbahçe tribünleri “Teknik
direktörleri ve başkanları devirmesi”yle nam saldı. Çocukluğumuzdan
beri büyüyen, istediğini aldığı için şımaran bir ego. Tribünlerin
doğal “tepki gösterme” refleksi çoktan “kulübü yönetme” egosuna evrildi.
Bu yüzden medyanın en rahat manipüle edip karıştırabildiği kulüp hep
Fenerbahçe oldu.

İstikrar için tek çare vardır: Bir kulübün başkanı ve yöneticileri
asla tribün refleksleriyle hareket etmemeli. Mesela teknik direktörün
takıma katkısını küçümsememeli, onu değersizleştirmemeli, para ile
performansın birebir ilişkili olmadığını görmeli. Anlık duygularla
alınan kararlar azalmalı. Aziz Yıldırım bir çok konuda en dirençli
başkan, ama yine de hata yapıyor. Tekrarlıyor da. İşte Fenerbahçe.

Evet, nereye gideceğini kontrol edemeyeceği yüzlerce kombineyi tek
kişinin sorumluluğuna teslim etmek yeterince yanlış. İki tarafın iyi
niyetine bırakılamayacak kadar. O dört yüz küsur içinde hiç bir şeyden
haberi olmayan yüzlercesini mağdur ederken sadece bunu hatırlamak bile
yeterli. Başkana gidip, bunun açtığı yarayı anlatıp düşünmelerini sağlamak da o mağdur kişilerin Fenerbahçe’ye karşı görevi.

Başkanın ne demek istediğini, neyi çözmeye ve düzeltmeye çalıştığını gayet iyi anlıyorum. Ama bir gruba karşı başka bir mikro gruba ayrıcalık tanındığında yaptığı ve söylediği her şey anlamsızlaşıyor, inandırıcılığı kalmıyor. Çözüm bu değil. Böyle halledilemez, defalarca tecrübe edildi. Neden tekrar tekrar aynı hatalar?

Arkasına maddi, siyasi ve başka güçleri alıp kulübü-tribünleri-sokağı yönetip manipüle etmeye çalışanlarla mücadele ayrı konu. Ama küfür ve provokatif tezahuratlara tribünler zaten cevap veriyor. Artık çoğunluk sesini yükseltip azınlığı bastırıyor. Son 3 yılda defalarca yaşamadık mı? Daha evvelki hafta şahit olmadık mı? Bu kısmı bırakın tribünlerin doğasına.

Başkana söyleyebileceğim tek şey var: “genellemelerden”, “kuru yanında
yaş yakan sistemden” en çok mağdur olanlardanız. Hak hukuk diye geçti
yıllarımız, özellikle şu 3 yıl. Son uygulama hepsinin içine düşmüyor mu? Ve bu hamlenin açtığı kapılar, uzun vadede emsal yapılabilme ihtimali yabana atılabilir tehlike mi? Uğruna hapis yattığı Fenerbahçe değerlerini sallamayan, onun siyasi müdahaleye karşı gösterdiği direnci asla sergileyemeyecek birisi o koltuğa oturup bunu başka niyetle kullanmaya kalkarsa en çok kendisi kahrolmaz mı?

O insanlar o turnikelerde, 12 Mayıs’ta – çağlayanda – hastane önünde Fenerbahçesine ve başkanına sahip çıkarken karşı karşıya getirildikleriyle yüz yüze bırakıldılar. Taşıması çok zor darbe, hayalkırıklığı, yürek yarası.

Başkanın işi zor. Herkesten çok daha yalnız. Arkadaşlarına ve renkdaşlarına, soğukkanlılık ve dirayet telkin etmeye çalışanların işi zor. Fenerbahçelilerin işi zor.

Boşuna münferit kalın demiyoruz.

ebru, Fenerbahçe, Genel, Türk Futbolu, kategorisinde yazmıs. 1 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , ,

24 Ekim 2014

Türk futbolunun kurtuluş formülleri (Yavuz Semerci, 22.10.2014)

Galatasaray’ın sermaye artırımı hakkında eleştiriler yapabilen, yasallığını sorgulayan tek ekonomi yorumcusu idi. Ama Galatasaray’a ilişkin borsa tespitleri bir anda kesildi. Doğruları söyleyerek zarar verdiği için kimbilir (!) nereden gelen uyarılarla konunun sümen altı edilmesi kervanına katıldı.

Şimdi o Yavuz Semerci, futbola çözüm önerileri diye topa girmiş. Destansı bir komedi. En temel detayları atlayarak ayrıntıda boğulmuş. Üstelik en ufak bir rahatsızlık ve üzüntü duymadan şike süreci lafını kullanarak rengini, tarafını açıkca belli etmiş (bildiğimiz kadarıyla kendisi zaten Galatasaray taraftarı değil, “taraf” olmaktan kasıt spor değil).

Son dönemlerde siyasi eleştirileri zirve yapan birisinin sözde şike olayına gelince işi futbola indirgeyerek yorumlaması onun ya aptal ya da art niyetli olduğunu gösterir. Kurum ve kişilere baskı kurup, hükmetmeye çalışanları eleştiren kişinin, o kümenin Türkiye’deki biat etmeyen tek kurumu diz çöktürmeye çalıştığını inkar etmesi ya aptal ya da art niyetli olduğunu gösterir. Ki bu kadar zeki,eğitimli ve gündeme hakim birisinin aptal olması imkansız.

Neyse, uzatmaya gerek yok. Geçelim yazıya:

Sayın Semerci, futbolun ölmesine ilişkin nedenleri sıralarken objektif tespitler yapmaktan uzak. Futbolun ölmesinin nedeni resmi kurumlar aracılığı ile uygulanan ayrımcılık, buna karşı “3 ayda unutur” sanılan Fenerbahçelinin direnmesi ve sonuç olarak futbolun kamplara ayrılmasıdır. Bu ayrımcılığın kökeni ise 1990ların sonuna kadar gider. Hükümetin, derin devletin, federasyonun bir proje halinde etrafında çember olduğu bir kulübün yükseliş yıllarına kadar uzanır. Evet Sayın Semerci, futbolun batış nedeni budur. Siyaset Fenerbahçe’yi derdest etmek için operasyon yaparken buna “hukuk” dediniz. Aynı siyaset Galatasaray, Trabzonspor ve diğer kulüpleri devletleştirirken, kaynak akıtırken sustunuz. AKP ve cemaat can ciğer kuzu sarması iken SPK ve devlet kurumlarının bu kulüpleri nasıl kolladığı konularının üzerine gitmediniz. Durdunuz. O yüzden şimdi “kurtuluş formülü” yazmaya hakkınız olamaz.

Futbol, devlet açık ve net bir şekilde taraf tuttuğu, kulüpleri kendi kontrolüne almak ve kendisine bağımlı kılmak istediği, tribünleri kendi zihniyeti ile doldurmak istediği için ölüyor. Futbolu bir oyun olmaktan çıkarttıkları, birilerinin buna karşı mücadeleye dönüşmesi nedeniyle ölüyor. Artık devletin yanında ve karşısında olan kulüpler var ve bu bir oyun değil.

Şimdi bu samiyetsizliği geride bırakıp Sayın Semerci ve benzerlerinin yasakçı zihniyetine gelelim:

1- Futbolun BDDK’sı kurulmalıymış… İsterseniz kim yönetici kim taraftar olacak diye ehliyet de verelim , bu nasıl baskıcı bir kafadır. Tam tersine devlet elini futboldan çekecek. TFF gerçekten bağımsız olacak.

2- Kulüpler demokratik şekilde yönetilecek, üye sayısı taraftar sayısı eşitlenecek, kulüp yönetimleri bir avuç elitist azınlığın elinde olmayacak. Futbolda çözüm isteyen ilk paragrafta açıklanan demokrasiyi yaşama geçirme girişimi olduğu için eğer samimi ise Fenerbahçe’nin 1 Milyon üye projesine destek olacak, olmuyorsa bu konuda kalem oynatmayacak. İnsanların ortak aklı her türlü çözümü üretecektir.

3- Kulüpler şeffaf olacak, her ay en küçük ayrıntı ve  bilgiyi (mali veya değil) kamuoyuna açıklayacak.

4- Yeterli ve bilgili, özgür ve korkusuz bir medya olacak, maç sonucu etkilemeye çalışmaktan vazgeçip  kulüp yönetimlerinin yaptığı hataları taraftara anlatacak, Başbakan’ı arayıp kupa isteyecek kadar siyesetin iliklerine giren spor adamlarını yazabilecek.

Bunlar olursa futbol yolunu bulur ama olmaz çünkü  ne “siyaset” ne de “siyaset futboldan elini çekip, Fenerbahçe’ye yaptıkları için özür dilemeli” diyemeyen Semerci samimi değil.

Ama biz samimiyiz. Fenerbahçe’yi kimseye bırakmayız.

mentalist, Fikr-i Takip, Türk Futbolu, Unutma, Unutturma !, kategorisinde yazmıs. 2 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , ,

13 Ekim 2014

İnsanları yanıltmak kolay, bunu sürdürmek oldukça zordur.

Herkesin, özellikle de  vergi ödememeyi, devleti ve halkı tırtıklamayı alışkanlık haline getirmiş kulüplerimizin dört gözle beklediği vergi affını da içeren “Torba Yasa” çıktı (detaylar için tıklayın).

Yasada şöyle bir ifade var:

“..vadesi 30/4/2014 tarihinden (bu tarih dâhil) önce olduğu hâlde kesinleşmiş olup bu Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla ödenmemiş bulunan alacaklar hakkında bu madde hükmü uygulanır.”

Galatasaray’ın kesinleşmiş vergi borcu yok. Bunu biz değil, başkanları ve kendileri söylüyor:

5.6.2014 tarihli resmi açıklama: “..Şirketimizin ve Kulübümüzün, vadesi gelmiş, muaccel ve ödenmemiş herhangi bir vergi yükümlülüğü bulunmadığı gibi…”

24.9.2014 Ünal Aysal: “Sedat Doğan hukuk kısmına baktığı için mali işlerden çok bilgili değil. Ya da sürçü lisan olmuştur. Ödenmemiş bir vergimiz yok.”

Tamam, kesinleşmiş vergi borçları yok ama aşağıda şöyle de bir açıklamaları var. Ayrıca halen devam eden bir vergi incelemesi de bulunuyor. Bunu da yine bizzat Galatasaray kendisi açıkladı:

“24.03.2014 ve 07.04.2014  tarihlerinde Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda yapılan açıklamalarımızda bahsedilen konu ile ilgili olarak, tarafımıza toplam 54.340.834,41 TL tutarında vergi aslı tarhiyatı yapılmış, 69.247.963,90 TL tutarında da vergi ziyaı cezası kesilmiş ve bununla ilgili ihbarnameler tebellüğ edilmiştir. Şirketimiz yasal süresi içinde Merkezi Uzlaşma sürecini başlatmak için gereken başvuruları yapacaktır”  (16.4.2014’te KAP’a yapılan açıklama)

Sonuç olarak; Galatasaray Sportif A.Ş. veya Galatasaray Spor Kulübü en son torba yasa ile getirilen kolaylıklardan yararlanamazlar. O parayı, yani kesinleşmediği bizzat kendileri tarafından açıklanan yaklaşık 125 milyon TL vergi kaçağını nakden ve defaten (yani tek seferde) ödemek zorundalar.

Fenerbahçe Yönetiminden bir rica; lütfen konunun takipçisi olun ve artık haklarımızı çaldırmayın.

Galatasaray bu torba yasadan faydalanamaz, çünkü vergi borcumuz yok diye yaptıkları uyanıklıklar sonucu borcu kesinleştirmedikleri  için yasa kapsamı dışında kaldılar. Bütün bunlara rağmen yasadan faydalanırlarsa; Galatasaray’a kanun, mahkeme, hakim işlemediği ve “dinamo” unvanı bir kez daha teyit edilmiş olur. Ama bu da öncekiler gibi kanuna karşı bir eylem olur ve kimbilir bir gün bir savcı çıkıp konuyu inceler.

Gerçi devletimiz yeni bir yasa daha çıkarıp bu vergi borcunu silecektir, ama bu yasa ile olmaz.

İnanmayanlar çıkacaktır. İnanmayanlar için Sayın Bakanın açıklaması aşağıda yer alıyor:

Borcu olanlar için kötü haber

mentalist, Araştırma, Fikr-i Takip, Türk Futbolu, Unutma, Unutturma !, kategorisinde yazmıs. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , ,

11 Eylül 2014

3 yıldan fazladır kulüplerin finans durumu hakkında yazılar yazıyoruz. 3 Temmuz kurgusuyla beraber finans operasyonuna dikkat çekiyoruz. Hepsi veriler-kanun ve yönetmeliklere dayalı analizler. Emsal kararlarla çelişkileri ve adaletsizlikleri sorguluyoruz. Aynı sektörde faaliyet gösteren A.Şler (spor kulüpleri) hakkındaki uygulamalarda darbeyi yiyen Fenerbahçe. Önceki yazılarımızda detayları bulabilirsiniz.

Ama son BİST uyarısı karşısında zeytinyağı gibi üste çıkan Galatasaray’a bakınca Fenerbahçe yönetiminin suskunlukları aklımıza geldi.

Normal şartlarda çoktan iflas etmiş olmalıydılar. Borsadan çıkarılmalıydılar. Ama siyasi erkin Fenerbahçe planları sayesinde SPK, BİST nezdinde her yaptıklarına tölerans gösterildi. Eski SPK başkanı önderliğinde Fenerbahçe’ye borç yüklendi. Galatasaray göz yumulan “hamleleriyle” 400 milyondan fazla bir parayı kaptı.

SPK-BİST Fenerbahçe’nin ensesinden ayrılmazken diğerlerine dokunmadı (bakınız: BIST kararları ne anlama geliyor, Şubat 2014)

Şu andan itibaren kuralların herkese eşit uygulanmasının hiç bir anlamı yok. Geriye dönük işlem yapılmayıp, ceza kesilmeyip, hukuksuz kazanılan bu paralar alınmadığı sürece hiç bir anlamı yok. Olan yine Fenerbahçe’ye olacak, rakibi ile arasında 400 küsur milyon fark duracak.

Dibine kadar gerçek tek mağdur Fenerbahçe. Rakamlar, yasalar orada. Hepsi somut. Ama bunları hiç anlatmadı. Medya planlı biçimde Galatasaray lehine, Fenerbahçe aleyhine yalanlarla dolu finans haberleriyle manipülasyon yaparken dahi yasal girişimlerde bulunmadı.

Sonunda Galatasaray ve Trabzonspor’a karşı görevini eşit biçimde yerine getirmeyen SPK ve BİST’in yaptığı baskı yüzünden Fenerbahçe acele hamleler yapmak zorunda kaldı ve yine mağdur oldu!

Anlatalım:

1- Fenerium birleşmesi çok acele edilmiş ve gereksiz bir karar. Tamamen “biz yatırımcının hakkını yemeyiz” dürüstlüğünden kaynaklanan bir refleks, ama sonuçta Fenerbahçe ve Fenerbahçeli zarar görüyor. Nasıl mı? Açıklayalım:

Bu konunun başlangıç noktası Fenerbahçe Futbol A.Ş.’nin  Fenerbahçe Spor Kulübüne olan borçlarının bir an önce kapatılması için SPK ve BİST İstanbul Yönetim Kurulu’nun yaptığı baskı idi. Ancak SPK aynı nedenden Trabzonspor’u mahkemeye verdi ve tam 2008’den beri en ufak bir sonuç oluşmadı. Elbette hemen akla “Trabzonspor devlet tarafından destekleniyor, onlar için mahkeme kurtuluş demek. İş Fenerbahçe olunca hukuk işletilir!” itirazları geliyor. Tamamen haklı bir yaklaşım, ancak zaman kazanılabilirdi ve bu arada yeni stratejiler geliştirmek için fırsat oluşurdu, gereksiz acele edildi.

2- Fenerium’un muhasebeleşmesi. Önce kötü haberi verelim: Fenerbahçe özkaynaklarındaki 220 milyon TL maalesef kalıcı, ama iyi haber: bu kalıcı özkaynak kaybı KGK’nın hiç bir uluslararası standarda uymayan uygulamasından kaynaklanıyor. Oysa UEFA FFP için “IFRS düzenlenmiş Mali Tablo” istiyor. Yani Fenerbahçe UEFA’ya verdiği mali tablolarda negatif özsermaye taşımayacak.

Burada da yine Fenerbahçe Yönetiminin aşırı acele verilmiş ve gereğinden fazla dürüst olma refleksi önemli rol oynuyor. Fenerium’u devrederken 3 yıl içinde halka açacak bir planla devredebilirdi. O zaman Fenerium iştiraklerde değil, Finansal Varlıklarda muhasebeleşirdi ve negatif özkaynak sorunu olmazdı. Türkiye Muhasebe Standartları ve Kamu Gözetim Kurumu düzenlemeleri buna elveriyor.

Zaten Galatasaray ve Trabzonspor’un yaptıkları ortada iken kimse bir şey diyemezdi. Dese bile onların yaptıkları teşhir edilir, rakibe devlet desteği açıkca kamuoyuna anlatılırdı.

Şimdi ise gerçeği bildikleri halde Galatasaray ve medyası olmayan bir negatif özkaynağı sürekli manüpüle ederek kendi dümenlerini örtmeye çalışıyor. Fenerbahçe Yönetimi açısından hayati bir hata.

Hiç bir Fenerbahçeli Fenerbahçe’nin yatırımcı soymasını istemez, kabul etmez. Asla sindiremez. Ama hukuk yok, kamuoyu var. Galatasaray hamlelerine aynı şekilde cevap vermek kaçınılmaz. Burada amaç “biz de yatırımcının kanını emelim” değildir, amaç onların “yaptıklarını”, buna göz yumulmasını, çifte standardı teşhir etmektir.

Fenerbahçe halkın takımıdır, sorumluluğu halkadır. Bu nedenle ortada onlarca sahtekarlık tezgahlanırken susamaz, susarsa kendi ile çelişkiye düşer. Fenerbahçe “Finansal Adalet için de Fener yakmak zorundadır” yoksa Fenerbahçeli taraftarların, hatta masum insanların alın teri kan emici spekülatörler tarafından emilecek.

mentalist, Araştırma, Fenerbahçe, Türk Futbolu, Unutma, Unutturma !, kategorisinde yazmıs. 4 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , ,

5 Eylül 2014

Aşağıda 4 büyük kulübün yabancı kaynak kullanımı bulunuyor. Tablodaki rakamların anlamı: Fenerbahçe dışındaki Sportif A.Ş.lerin kendi ticari faaliyeti kendisine yetmiyor ve sürekli borçlanmak zorunda kalıyor.

2012 ve 2013 Yıllarına Sportif Şirketlerin Kullandıkları Yabancı Kaynaklar (detay için resme tıklayın)

fonfinans_t

(*) Aslında bu rakam Trabzonspor A.Ş’de daha yüksek, 85.286.751 TL. Ancak geçmişte giderlerin kulüpte olduğu dönemde SPK tebliğlerine aykırı olarak kulübe aktarılan fonlar nedeniyle, kulüpten A.Ş’ya aktarılan ve borç ödemesi olarak görünen kaynağı belirsiz 45.182.881 TL’lık nakit yabancı fon kullanımı olarak görünmüyor.
 

Fenerbahçe Futbol A.Ş. dışında önümüzdeki 3-5 yıl içinde bugün olduğu çizgide faaliyetini ve varlığını devam ettirebilecek, transfer yapabilecek sportif şirket yok.

Önlerinde iki yol var: Ya batacaklar ya da bugünkü giderlerini yarıya indirecekler. 

Bunun anlamı şu: Önümüzdeki 3-5 yıl içinde Fenerbahçe açık ara rakipsiz kalacak, yani tek rakibi kendisi olacak (3 Temmuz Süreci hariç hep öyle oldu zaten. 3 temmuzda anladık ki devlet de Fenerbahçe’nin rakibi imiş)

Durumu en vahim olan kulüp ise Galatasaray. Mevcudu sürdürmesi için her yıl dışarıdan 239 milyon TL para bulması gerekiyor. (Buna Şampiyonlar Ligi gelirinin dahil – stat gelirinin dahil olmadığını düşünürsek) Önümüzdeki dönemde stat gelirleri durumu değiştirmez. Galatasaray Şampiyonlar Ligine gidemezse yılda yaklaşık 250 milyon TL yabancı kaynağa, yani krediye ihtiyacı var.

Umarım geçmişte olduğu gibi Fenerbahçe kendi hataları ile avantajını rakiplerine kaptırmaz.

Fenerbahçe Yönetimine ciddi görevler düşüyor:

* Sermaye Piyasasında, geçmişte olduğu gibi doğrucu davut olup faturayı Fenerbahçelilerin sırtına yüklememeli. Ya Galatasaray’ın tüm usülsüz SPK  hamlelerini tekrar etmeli (ki bu karakterinde yok), ya aynı avantajı Fenerbahçe’nin de kullanmasını sağlamalı, ya da başkalarının haksız şekilde kullanmasına engel olmalıdır.

(buna Trabzonspor’un açıklanamayan paraları başta olmak üzere diğer kulüplere BIST ve SPK nezdinde tanınan ayrıcalıklar dahil)

* Rakipleri vergi ödemiyorsa Fenerbahçe de ödememelidir.

* Rakipleri sürekli al takke ver külah koltuk devredip haksız rekabet yaratırken susmamalı, “Kombineleri” taraftarına devrederek KDV ödememeli ya da diğerlerinin ödemesini sağlamalıdır.

* Bu adaletsizlikleri, kulübün maruz kaldığı engellemeleri halka anlatmalı ve paylaşmalıdır (lise arazisi karşılığında okullar yaptırıp teslim etti – hala izin yok, kolej arazisini satın almak istedi – yeni değerlemeler yaptırılarak sürekli fiyat yukarı çekildi, üniversite projesi – onaylanmıyor, vb.)

İktidarlar değişti, ama Fenerbahçe’nin yıllardır cevapsız kalan tek bir talebi var: Yasalar, kurallar, yönetmelikler herkese eşit şekilde uygulansın. Hem sahada hem saha dışında. Ama 3 Temmuzla beraber yürütülen “finans operasyonu” ile Fenerbahçe’ye ciddi maddi zarar verildi,  Galatasaray ve Trabzonspor aynı oranda korunup yasalar hiçe sayıldı.  Tüm sorumluluk ve vebal hükümetin kurum, kuruluş ve yetkililerinindir. Yaratılan artı ve eksi mali farkın telafisi neredeyse imkansız. Ve hiç rahatsızlık duymadıkları da ortada. Zira geriye dönük hiç bir yasal işlem başlatılmadı.

Fenerbahçe’nin sorumluluğu halkadır. Bunu kimse unutmamalı.

mentalist, Araştırma, Fenerbahçe, Türk Futbolu, Unutma, Unutturma !, kategorisinde yazmıs. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , ,

19 Ağustos 2014

Fenerbahçe Futbol AŞ – Bağımsız Denetim Görüşü (8.8.2014)

Gs AŞ – Bağımsız Denetim Görüşü (11.8.2014)

(Aşağıdaki bütün değerlendirmelerin kaynağı her iki şirket tarafından KAP’a yapılan bildirimlerdir. Bu konuda yeterli mesleki bilgisi olan insanlar inceleyip teyit edebilirler)

Galatasaray’ı pek seven medya elemanlarının kara propaganda makinası gibi algı yaratma çabalarından sonra yazmak şart oldu:

1- Vergi borçları yokmuş. Borcunuz var diyen biz değiliz, Maliye Bakanlığı. Denetimde stad gelirlerini bağış gibi gösterip KDV ödemedikleri tespit edilmiş. Vergi borcunuz yoksa kavga çıkarıp borcu unutturma çabası içeren açıklamalar yerine yatırdığınız verginin makbuzlarını yayınlarsınız, tartışma biter. “İlgili yıllarda stad gelirimiz şu, yatırdığımız KDV bu, işte bunlar da makbuzları” dersiniz, sorun biter. Aynı Fenerbahçe’nin yaptığı ama diyemezler, çünkü yatırmadılar.

Yaklaşık tutarı 130 milyon TL. Bunun içinde cezası da var.

2 – Meğer Maliye Bakanlığı birleşmeden önceki hesapları da inceliyormuş, KAPda açıkladıkları en son mali tablolarda var. Hiç bir zaman vergi ödemedikleri için faturanın kabarması da olasılık dahilinde.

3 – Stad gelirleri üzerinden % 7 GSGM payı var, onu da ödemiyorlar. Fenerbahçe ödüyor, neresinden baksan yılda 6-7 milyon TL. İnkar edemezler çünkü GSGM dava açtı, kendileri de KAPta açıkladı ama her ne hikmetse bir türlü davalar bitmiyor!! Oysa Fenerbahçe’nin on binlerce sayfalık davaları hemen bitiriverilmişti.

4 – Bir de şu Fenerium devri ve Gsstore satın alması var. 3 Temmuz sürecinde SPK Başkanı Fenerbahçe Spor Kulübünü Fenerbahçe A.Ş.’ye borçlandırarak Fenerbahçe Futbol A.Ş.’nin özkaynaklarını 220 milyon TL eritirken, Gsstore  Galatasaray A.Ş.’nin özkaynaklarını 88 milyon TL yükseltivermiş! Yönleri ters olsa da işlemin niteliği aynı. Nedense SPKnın kuralları da hep Fenerbahçe’nin aleyhine Galatasaray’ın lehine çalışıyor. İkisi de doğru olamaz. Biri yanlış ama SPK bunu düzelttirmiyor.

5- Galatasaray Spor Kulübü, parası olmadığı halde satın aldığı Gsstore’un parasını ödeyememiş. Madem paran yok niye alıyorsun? Parasını almadan satan niye satıyor? Yatırımcının yararı ne? Para ne kadar sürede ödenecek? Ödenmediği süre içinde ne kadar faiz işleyecek? Galatasaray hep başına buyruk, hesap soran denetleyen yok. Al takke ver külah, Galatasaray’ın bir SPK’sı varmış.

6- Elbette borcu ödeyemediği için Kulüp A.Ş.ye borçlanmış. 3 Temmuz sürecince Fenerbahçe’ye yapılan opersayonun finansal ayağında Fenerbahçe haksız yere borçlandırılmıştı. SPK ve BİST İstanbul Yönetim kurulu sürekli Fenerbahçe aleyhine ayağa kalktı, ensesinden ayrılmadı. Ama bu kadar açık müdahale gerektiren olaylar varken işin ucunda Galatasaray oldu mu gıkları çıkmıyor. Galatasaray’ın bir SPK’sı varmış.

7- Galatasaray’ın ödeme yapmak gibi bir geleneği bulunmuyor, fitratında yok. Nasıl ödenecek bu borç? Elbette “al takke ver külah”. Şu meşhur koltuklardan yine 63 milyon TLlik kısmını AŞ’ye devretmişler! Biz artık takip edemez olduk! İnsaf, bir koltuk yatırımcıya kaç kere “hediye edilir”? SPKnın önemli işler tebliği kaç kere sündürülüp, delik deşik edilir? SPK niye sus pus? Galatasaray’ın bir SPK’sı varmış.
Devamı…

mentalist, Araştırma, Fenerbahçe, Fikr-i Takip, Türk Futbolu, Unutma, Unutturma !, kategorisinde yazmıs. 1 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , ,



Copyright ©2009. Her hakkı saklıdır...
Bu blog Wordpress ile hazırlanmıştır. Teşekkürlerimizle...

RSS Feed.