29 Kasım 2009

seyho

Barcelona – Real Madrid maçı sonrası kanal zaplarken çıktı bu vatandaş karşıma.

Adı Mehmet Şeyho‘ymuş. 

Adına Samanyolu Tv denen kanalda bir programda konuşuyordu. Bugün trafik kazası geçiren Fenerbahçe’li Colin Kazım Richards için söylediği sözler tam tabiriyle yenilir-yutulur cinsten değil. Aynen aktarıyorum:

Besiktaş maçından sonra disiplin kurulu cezasını verdi, bugün de allah cezasını vermiş “.

Bu millete karşı azıcık bir aidiyet hissediyorsa yapacağı en hayırlı iş bu ülkeden çekip gitmesi olur “.

Hafif ırkçılığa bulanmış yurdum medyası hakaretlerini ve nefret yorumlarını izlediniz.

Söyleyecek söz bırakmıyorlar.

baran, Medya, kategorisinde yazmış. 6 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , ,

29 Kasım 2009

barca_rm_291108

Nou Camp'da net 3-4 gol pozisyonu hazırladı,ama etrafındaki 4 golcü bir işi beceremedi

 

ebru, Dünya'nın Futbolu, kategorisinde yazmış. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , ,

29 Kasım 2009

fb_ksm_1

Daum iç savaş yaşarken (Fenerbahçe-Kasımpaşa, 28 Kasım 2009)

 

Teknik direktörler bildiklerinden, inandıklarından vazgeçerse Türkiye’de sonuçları ağır olur. Taviz vermeye başlar, sağlam duramazsanız sistem sizi unufak eder.

Yorumculardan ve o yorumcuların dolduruşuna gelen yönetici ve yakın çevrelerinden ne kadar etkileniyorlar bilinmez. Baskı altında kaldıkları için mi başka şeylere yöneliyorlar, bilinmez. Belki de hakikaten kendi kararları. Ama Rijkaard’ın haftalardır, Daum’un da Kasımpaşa maçındaki “ters” halini başka türlü açıklayamıyorum. 

Rijkaard, başından beri riskli tercihti. Oynatmaya çalıştığı şey riskliydi, hele Türkiye gibi futbola bakışı ve uygulama altyapısı güçlü olmayan bir ülkede. Yine de, ne olursa olsun inandığını yapıyordu. Gelir gelmez “Arda ortada oynayacak” dedi. Hiç kimsenin aklına gelmeyen, ama bir o kadar da doğru karardı. Onun kanat adamlığından fazlasını yapacak kapasitesi olduğunun farkındaydı. Medya ahalisi ise “olmaz” diye çığlık çığlığa tepesini gagalamaya başlamıştı. Rijkaard’ın beklemediği ise gökten düşürülen Elano idi. Planlarında yoktu. Ama Elano ikinci adam olamazdı, kanatta oynamak veya kulübede oturmak için gelmemişti. Her maç yazıldı çizildi, derken birden Avrupa kupası maçında ilk 11′e girdi (Galatasaray-Sturm Graz: 1-1). Hem de orta sahada, esas oğlan olarak, Arda kanada çekildi. İşte kopuş orada başladı.

gs_graz

Galatasaray'ın Sturm Graz maçı 11'i (1 Ekim 2009)

 

Ardından “Galatasaray çok pozisyon veriyor, 3. defansif orta saha adamını koy” dırdıları yükseldi. Neredeyse tüm yorumcular aynı şeyi yazdı çizdi. Ezbere. Rijkaard’ın felsefesine ihanet etmesini istediler. Kendi anti-futbol güdüklüklerini satmaya çalıştılar. “Takım savunmasını düzeltmek için savunma ağırlıklı adam sayısını artır” düz mantığını satmaya çalıştılar. Sakatlıklar, eksikler, belki biraz da mecburiyetten onların istediğini yaptı Rijkaard ve Neeskens. Galatasaray galip geldi ve hemen koltuklar kabardı. Onlar akıl vermişti, hoca yapmıştı ve haklı çıkmışlardı. Artık Galatasaray rayına oturmuştu.

Ama öyle olmadı. Takip eden her maç daha da kötüye gitti. Takım en iyi yaptığı şeyi bile unuttu.

db_gs_2

Medyanın hayalindeki orta saha: Barış-Ayhan-M. Topal (Diyarbakırspor-Galatasaray, 8 Kasım 2009)

 

Galiba Daum da “büyü” katılmış atmosferden etkilendi. Gerçek futbolu, uzun vadeli planları, futbolcuları idare etmenin kağıda isim yazmak olmadığını medyaya anlatmaya çalışan biri, hiç beklemediğimiz zamanda beklemediğimiz denemeye gitti: İç sahada, kolay gol yiyen rakibe karşı çift forvet. Ama işte o ekstra ikinci golcü, onların yerine sızan Alex’i, kanattakileri, defansın önündekileri, kanatlar yüzünden stoperleri karman çorman etti. Takımın aklı gitti. İlk 45 dakikayı telafi edebilecekleri umudunu veren tek isim Mehmet Topuz’u da ikinci yarı başında sahadan çekince Daum’a kesinlikle “kara büyü” yapıldığına inandık (haaa Daum toparlar, işini bilir. Hatta Fenerbahçe’yi 2 golcü ile oynayacak kurguya da getirir, öğretir. Ama zaman alır).

Neyse, kısacası yorumcuların yıllardır gelene gidene yaptığı “çift forvet” çığırtkanlığı toprağa gömüldü.

Tabi ki defalarca haksız çıkmaktan rahatsız olmazlar. Aksine o akşam daha önce unuttukları yeni bir “koşul” keşfedip ileri sürerler. Mesela diyebilirler ki “ee kardeşim Emre varken deneyeceksin bunu, Selçuk ile değil”.

Hep kaçacak yan yol bulurlar. Arkalarını toza dumana boğarak…

Bir de savuştururlar: “Sadece yorum yapıyoruz. İşimiz bu. Ne hükmümüz olur. Yönetici bizim dediklerimize göre mi karar veriyor. Teknik direktör niye bizi dinlesin ki” 

Yoook, kazın ayağı öyle değil işte. Futbol izleyicisinin ve taraftarın zaafları üzerine oynayarak prim yapıyorsanız sorumlusunuzdur. 

Yorumlar tutmayınca işi “hocanın kellesini kes, onu bunu kadro dışı bırak, ruhsuzlar, paragöz topçular”a getir. Onlar kovulunca 3 gun sonra başkalarını suçla takımı satıyor diye…

Çift forvet mazoşizmi yarat, Zico’nun, onun bunun altını bombalarla doldur. Herkesi doldur. Taraftarı yönetime baskı yapmaya zorla, yönetimlerin taraftar gibi düşünme karakterini azdır…

Sonra da hiçbir şey olmamış gibi devam et. Ne güzel!

Yıllardır teknik direktör, futbolcu, yönetici bedel öder; bir tek medya işlerin içinden sıyrılır. Daha da güçlenip semirerek hem de. Bu dürüstçe değil, ahlaklı değil. Adil değil.

Yıllardır gördük ki neredeyse tüm yorumcuların teknik ve taktik konulardaki iddialarının çoğu patlıyor, çürütülüyor, çöküyor. Sürekli yanılıyorlar. Henüz bir tanesinden özür ve özeleştiri okuyup duyamadık, kızarmış yüz göremedik. Kastettiğim Ziya Sengüller,  Gökmen Özdenaklar değil. Medyanın “collage boy”ları.

Hal böyle olunca onların aklıma girmesine izin vereceğime Aragones’i dinlerim! Sonucunun iyi olmayacağını bilsem de Rijkaard’ın inandığını yapmasını beklemeyi tercih ederim.

Bu ülke çok konuşan, kadınlardan çok dedikodu yapan, ama futboldan anlamayan erkekler cehennemi…

NOT: Daum, maç sonu basın toplantısında “Hafta içinde birçok futbolcuyla bazı görüşmelerimiz oldu. Hemen hemen tüm futbolcular, iki forvet ile başlamamızı istedi. ’Daha fazla pozisyon yakalarız, tehlikeli oluruz’ diye düşünceleri vardı.Hem sakatlık, hem cezalılarımız vardı. Hem de futbolcularımızın isteğine göre iki forvet artı Alex ile çıkmak istedim. Ama umduğumuz gibi olmadı maalesef. Nedenleri budur. Sonuçta bu yenilgiyi 2 veya 3 forvete bağlamıyorum” dedi. Demek ki futbolcuların ipiyle de kuyuya fazla inmemek lazım! Ama son karar da senindi. Bildiğinden şaşma Daum. Geçmişte de reddeden bünyeler eninde sonunda planı anlayıp uydu, kabuletti, öğrendi.

ebru, Medya, kategorisinde yazmış. 1 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , , , , ,

28 Kasım 2009

vatan

Haber Vatan gazetesinden de, bu nasıl içeriktir?

Evet taraftarların maç sonu kötü performansa, takıma, oyunculara tepkileri haber olur genelde, bunu garipsemek yersiz. Fakat özellikle tırnak içine küfürleri yazmak da neyin nesi?  Laf atıldı, eleştirilere – tepkilere maruz kaldı, hadi illa küfür olduğunu belli etmek istiyorsan, hakaret ya da küfürlere maruz kaldı falan yazar geçersin. Küfürü noktaladın bir kere yazdın, sonra neden tekrar ediyorsun? Üçüncüsünde de he-ce-le-ye-rek yazılsaymış, olmamış.

Sanki haberi yazan Sabri’ye kendi iletmek istediklerini, gönlünden geçenleri yolluyor gibi. Ben bu rezillikten başka birşey anlayamıyorum. Sıfırcı Sabri başlığı ve performansıyla hedef gösterilmiş zaten. Biz küfürleri de yazdık hazır, bir de okuyan sövsün hesabı. “15′te 1 orta”, saldırın. Hem sonrasında otobüse yönelen oyunculara da hakaret edildiği belirtilmiş fakat detaylıca yazılmamış bunlar. Ve haber son derece üzgün bitmiş, çünkü sarı-kırmızılı oyuncular bunlara karşılık vermeyince bir facia atlatılmış. 

Medya öyle bir hal almış ki, olay çıksın diye araya provokatör sokup küfür ettirir.

Bugüne kadar yapmadıkları ne malum zaten …

baran, Medya, kategorisinde yazmış. 1 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , ,

27 Kasım 2009

manu_bjk_1

Yedeklerle çıkmak Manchester United’ın, yani Alex Ferguson’un tercihidir. Sistem takımı olmalarının verdiği rahatlıktır. Bu tercih, her sonucu taşıyabileceklerine güvenmelerinin sonucudur. Skor neyse ne, yazacak isim Manchester United’dır. Evinde kaybetmeyen United. Yedeklerle bile. Kısacası Beşiktaş önemli bir iş başardı.

Ama esas motivasyonları, soğukkanlılıkları şaşırtıcıydı. Sahaya çıkmadan rakibin isminden korkan ve bu yüzden bildiklerini bile unutup kapasitesinin altına düşen Türk takımı kimliğinin tamamen zıttı havaları şaşırtıcıydı. Bu belki son saniyedeki golle kağıt  üstünde sonuçsuz kalabilirdi ama 90 dakika planlarından uzaklaşmadıkları gerçeği değişmeyecekti. 

Yedek kadro karşısındaki skorun gerçekliğini en çok Fenerbahçeliler tartıştı belki de. Bunun altında yatan sebep ise 5 yıl önceki maç. Fenerbahçe İstanbul’da yine üst turu garantilemiş Manchester United’ın yine yedek ağırlıklı kadrosunu 3-0′lık skorla geçtiğinde, Türk medyası alaycı tavırlarla skoru aşağılamıştı.Üstelik 2004′deki takımın kapasitesi ve kalitesi, birbiriyle oynama becerisi, şimdikinden daha yüksekti:

Tim Howard, Phil Neville, Wes Brown (Gerard Pique), David Bellion, Liam Miller (Chris Eagles), Eric Djemba-Djemba, John O’Shea, Kieran Richardson (Jonathan Spector), Darren Fletcher, Quinton Fortune, Cristiano Ronaldo

fb_manu_3

Bu yüzden ister istemez “Peki şimdi Beşiktaş’ın yaptığı neden bu kadar büyütülüyor” fikri doğuyor.

İşte tirajik ve kıvrak medyanın ektiği kötü tohumların ve futbola verdiği zararın net örneklerinden biri daha.

(Oysa başka konuşulması gereken şeyler de var: Şampiyonlar Ligi’nde esas amaç kendine eş veya altta kalan takımlara üstünlük kurmak, iç sahada asla onlara puan bırakmamaktır. Kaymak tabaka rakiplerden ise iç sahada puan kapmaktır. Belki bu sefer Avrupa Lig umudunu devam ettirmek için galibiyetten başka çıkar yol yoktu. Ama bu tip skorları ölçülü ve sakin değerlendirmek gerekir ki medyanın sürekli beslediği “sükse yapalım, Avrupa bizi konuşsun” pompalarına kanıp esas hedeflerden sapılmasın. Takımlar Wolfsburg, CSKA, vs maçlarına daha diri zihinlerle çıkabilsin.

Diğer meseleye ise Fenerbahçeli futbolcuların kafa patlatması gerek. İlk 45 dakikadaki oyun üstünlüğüyle iyice havaya girip, “biz nasıl olsa yeneriz” zihniyeti yüzünden Beşiktaş’a mağlup oldular. Birinci gol bu yüzden takımı şoka soktu. Henüz üst üste 2 maç birbirine yakın dikkat seviyesine ulaşamıyorlar. Hemen belirtelim, bu teknik direktörle ilgili değil. Biraz Fenerbahçe geleneği gibi. Beşiktaş, kaybetse iyice dibe batacağı derbiyi kazanıyor daha dikkatli olduğu için.  3 gün sonra Avrupa’nın en zor ve istatistiksel olarak galbiyetin en imkansız olduğu deplasmanına hazır çıkıyor. 90 dakika taktikten ve görevlerinden taviz vermeden…. Şu ana kadar Fenerbahçe’nin puan kayıplarının kökeninde biraz da bu yatıyor. Her maç elbette aynı motivasyonla ve disiplinle oynanamaz. Mantıklı değil. Ama en azından 90 dakika içinde istikrarlarını yakalayana kadar problem yaşayacaklar.

Son not ise: sadece savunma yaparak oynamayı gelenek haline getirmek futbolu yaralamaktır.)

ebru, Türk Futbolu, kategorisinde yazmış. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , ,

26 Kasım 2009

101

Özellikle 2000′lerden sonra sert, sözde orta sahayı ön plana çıkaran ama orta saha inceliğini arkaya iten, rakibi bozma ve durdurmayı “modern futbol” diye yutturmaya çalışan bir yorumcu profili çıktı. Türevleriyle beraber…

Yıllardır televizyon ve gazetelerde yapılan pompalamalar ile ligdeki diğer takımların, Türk teknik direktörlerin, futbolcuların akıllarını çelmeyi başardılar. Takımlar hücum futbolu oynamayı unuttu. Futbolcularımız hücum etmeyi unuttu. Rakip yarı sahaya geçtiklerinde nasıl atağa çıkacaklarını unuttu. Kimse hücum setlerine kafa yormadı. Çalışmadı. Yenilik peşinde koşmadı. Zira işin kolayı vardı: Yerleştir bir tane daha defansa yönelik orta saha, kilitle, kimse birşey üretemesin, sen de al puanı git. Ne gereği var iki yönlü top oynayan takım yaratmak için çabalayıp risk almaya, acı çekmeye, işsiz kalmaya?!! Bak bunu yaptın mı bir de övgü alıyorsun medyadan.

gokcedemirkolurundul

Eğer Türkiye ligi, yorumcuların çoğunun iddia ettiği kadar kötü ise (ki asla katılmıyorum) önce suyu nasıl zehirlediklerine bakmaları lazım. Kendilerini ve söylediklerini “Tanrı” ve “Tanrı kelamı” mertebesine taşıyan egolarını indirmeleri lazım.

Bunları niye mi yazıyorum? Barcelona yüzünden.

Türkiye içine ve özellikle Fenerbahçe’ye geldi mi “koy orta sahaya bir savunma ağırlıklı adam daha, istediği kadar düz olsun farketmez. Veya deplasmanda bu bölgeyi üçle” diye milletin (ve Rijkaard’ın) başının etini yersiniz.

Size göre modern futbol ancak böyle oynanır.

Ernst ve Fink’i merkeze oturtan, sert oyun anlayışı ile rakibi sadece “durdurmaya” motive olmuş anlayışı översiniz (bu tek maçlık tercih olsa sorun yok, ama değil. Ernst ve Fink’in de şahıslarına lafımız yok). Geride beklemeyi, anti-futbolu taktiksel dehaya çevirirsiniz.

fbsev

2 sezon boyunca herşeyi göze alıp, asla geri adım atmayan Zico’nun “guzel oyun, rakip kim olursa olsun hep kendi oyununu oynama” felsefesini bir gün bile takdir etmezsiniz.  Övemezsiniz.  Guardiola ve Barcelona’yı anlattığınız kadar Fenerbahçe ve Zico’yu anlatmazsınız. Anlatmak işinize gelmez. Aksine Zico’yu aşağılarsınız, küçümsersiniz.

Cümle aleminiz “bak bu Chelsea, haddini bil, kork, Deivid’i kes, orta saha savunmasına ilave adam koy” dersiniz. Şişmiş egolarınız defalarca patlatılır, ama anlamamazlıktan gelirsiniz. Laflarınız ve çamurlarınız attığınız yerde kalır. Kimse kendisini aklayamaz.

Sonra da dönüp Barcelona ve Guardiola’ya methiye düzmekten lügatta kelime bırakmazsınız. Sanki yukardaki ülke futbolu güdüklüğünün mimarı değilmişsiniz gibi…

messiag3

Oysa herşeyi bu kadar işgal eden yazılarınızı ve dillerinizi, teknik direktör ve futbolculara cesaret vermek ve Lucescu tarzı ile yumuşattığınız 2004 Yunanistan futbolu pompanızın yerine “alternatifiniz var, imkanlarınız kısıtlı da olsa pozitif futbola hizmet edebilirsiniz, biz sizin arkanızdayız” demek için kullansanız herşey farklı olabilirdi.

ebru, Medya, kategorisinde yazmış. 2 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , , , , , , ,

26 Kasım 2009

fb_bjk_031107_1
 Dün akşamki Fenerbahçe-Beşiktaş derbisinin hakemi Fırat Aydınus, verdiği kararlarla büyük tepki aldı.

Tüm hakem otoriteleri maçın henüz ilk 20 dakikasında Beşiktaş’ın biri net, diğeri tartışmalı iki penaltısının verilmediğinde hemfikir olurken, özellikle Emre ve Cristian’ın Yusuf’u durdurmak için yaptığı kasti sert hareketlerde kart göstermeyerek oyunun kaderini etkilediğini belirttiler. Ayrıca Fenerbahçe’nin 3. golündeki açık ofsaytı kaçırması ise ithamları kuvvetlendirdi.

Bobo’nun ikili sıkıştırmalarda sürekli faullerle durdurulması, Aydınus’un bunları çalmaması ise teknik direktör Mustafa Denizli’nin tepkisini aldı. Maç sonrası basın toplantısında “Özellikle ilk yarı forvetlerimize ve orta sahamıza sürekli arkadan fauller yapıldı. Hakem çoğunda düdük bile çalınmadı. Ama Ferrari ilk yaptığı faulde kart gördü. Hakem evsahibi avantajını başka noktalara taşıdı. İlk yarı çok üstündük, rakibin tüm oynatmama çabasına rağmen pozisyona girdik ama değerlendiremedik. Şanssızdık. İkinci yarı beklenmedik gol yedik. Sonra Yusuf sakatken oyun durmadı, o top döndü 2. gol oldu. Maçtan düştük. Skor asla maçın hakkı değildi” dedi.

Beşiktaş başkanı Yıldırım Demirören ise Fırat Aydınus’un maça art niyetli çıktığını ve tarafsız yönetim göstermekten korktuğunu söyledi. “Fenerbahçe bizden 7 puan geriye düştü diye ligi dengelemek için tek kelimeyle kurban edildik. 5 yıl önceki maçta da yine penaltımızı vermeyip rakip oyuncunun yaptığı çirkin hareketleri görmezden gelmiş, faullerle bizi ezdirmişti. Bobo, yediği tekmeler cezalandırılmayınca sinirlenip hakeme küfür etti. Fenerbahçeli, Galatasaraylı futbolcular hakemin gözünün içine baka baka ingilizce aynı küfürü saydırırken, ekranlara yansırken kimse atılmıyor. Üstelik Galatasaray ile yaptığımız maçta da aynısı oldu. Servet ve Gökhan sürekli faul yaptı, hakem Bünyamin Gezer hep Bobo’nun aleyhine verdi. Top oynatmadılar” suçlamasında bulundu.

bjktepki

Spor yazarlarının hepsi en az bir penaltının verilmediğinde hemfikir olurken, derbi maçlarda özellikle deplasman takımı için bunun skoru etkileyebilecek hata olduğunu vurguladılar. Fenerbahçe’nin alt sıralardaki bir takım gibi ilk yarıda geriye yaslanıp kontratak beklemesi büyük eleştiri aldı. Daum’un şansı ile belki de farktan kurtulup rakibe 3 farklı üstünlük kurduğu vurgulandı. İşte bugünün manşetleri ve çarpıcı başlıklardan bazıları:

“AYDINlık FENER!”

“Spor otoriteleri bu kareleri tartışıyor” (penaltı pozisyonları)

“Hakem Aydınus’a tepki yağdı”

“Aydınus Beşiktaş’ı pusuya düşürdü”

“Hakemler esas, futbol tefferruat”

Ahmet Çakar: Suçlu hakem değil, MHK’dır

Erman Toroğlu: “Eğer bu penaltı değilse, dünyanın sonu geldi”

Maç öncesi ve sırasında toplu halde edilen küfürler yüzünden Fenerbahçe disiplin kurulana sevkedilecek. Bu sezon Kadıköy’de neredeyse her maçta ağır küfür olayı tekrarlandığı için yönetmeliklerde yapılması planlanan değişikliklerle puan silmeye kadar gidebilecek cezalar alabilecekleri belirtiliyor.
Birçok haber sitesi de “yabancı hakem çözüm olur mu ” anketi başlattı.

Galatasaray başkanı Adnan Polat da ligin gidişatını endişe verici bularak, hakemlerin Fenerbahçe üstten kopmasın korkusuyla skandal bir yönetime imza attığını ve Beşiktaş’ın katledildiğini belirtti.

Edinilen bilgilere göre notu çok düşük verilen Fırat Aydınus uzun süre dinlendirilecek. MHK başkanı Oğuz Sarvan’ın önümüzdeki günlerde bir basın toplantısı yapması bekleniyor.

ebru, Fenerbahçe, kategorisinde yazmış. 2 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , ,

25 Kasım 2009

 cemalnalga

Öncelikle denildi ki; bu olanların Galatasaray etiği - ahlakıyla uzaktan yakından alaksı yoktur ve bağdaştırılamaz. Galatasaray ve Galatasaray’lılıkla bağdaşmaycak bu skandal için alacağımız her türlü cezaya razıyız, gereken neyse yapılsın. Liglerden ihraçsa ihraç vs…

Sonra bir de bakıldı, Galatasaray kulübünün neredeyse geleneklerinde var bu ve benzeri olaylar. 1953 yılında Çanakkale Kupası’nda Fenerbahçe’ye karşı lisansları başka bir kulübe ait 2 oyuncu oynatan Galatasaray hükmen mağlup ilan edilmiş.

hukmen

Ve 1958 yılında kürek branşında Sönmez Gönenç adlı sporcuyu Oktay Ozan lisansı altında yarıştıran Galatasaray yarışlardan diskalifiye edilmiş.

diskalifiyegs

 

Bu örneklere “Ayşe Abla Spor Kulübü” gibi, “bir gecede Türk olan yabancı basketbolcu, futbolcu ve yüzücüler” gibi aslında skandal olan fakat kanun ve yönetmeliklerdeki açıklardan faydalanılarak, etik ve ahlaki değerleri hiçe sayarak yapılmış ve cezasız kalmış Galatasaray uygulamalarını da ekleyebiliriz.

Şimdilerde herkese etik ve ahlak dersi verenler, bugün yine kulüplerinin adının karıştığı basketboldaki sahtekarlık skandalından dolayı aldıkları cezaları Tahkim’e götürerek ceza ve cezaların haksızlığı konusunda savunma yaparak indirim isteme planları yapıyormuş.

Normal şartlar altında aldıkları ceza, yapılan sahtekarlıktan ötürü direk ligden ihraç olması gerekirken bu cezayı almamış olmaları bile başlı başına bir konu.

“Tufan görünümlü CemalGate” sahtekarlık skandalı sonrası, tarihte benzer skandalları olan Galatasaray Spor Kulübü’nün eski başkanlarının ağızlarından da enteresan laflar, inciler dökülmeye başladı.

surencansun

Geçtiğimiz günlerde Ntv’de katıldığı yayında “sahtecilik yapıyorsanız bir amacı olmalı” gibi olağanüstü bir beyanda bulunan Faruk Süren‘in ardından, şimdi Mehmet Cansun‘dan da “bu skandalda Fenerbahçe’nin parmağı, tezgahı var” gibi bir yaklaşım geldi.

Bu iki eski başkanı ve gerçekten bu asil yaklaşımlarını tebrik etmek dışında yapacak birşey yok. ”Kişi ehil olduğu konuda konuşurmuş” denir ya işte. Bize başka şey söyleme gereği bırakmamışlar.

Aslında bütün olan biten gösteriyor ki, Galatasaray değerleri, etiği falan paravanları arkasında asıl can sıkan, moralleri bozan ve aslında Galatasaray’lıların büyük çoğunluğunu küplere bindiren olay yapılan sahtekarlık değil, bu sahtekarlığın gizlenememesi. Olayın adamakıllı şekilde örtbas edilememesi ve skandal şeklinde ortaya çıkması. Olaya gösterilen yaklaşım, alınan cezaya gelen tepkilerden, eski yönetici ve başkanların demeçlerine kadar gerçek acının neden-nereden kaynaklandığını açık seçik belli ederek maskeleri düşürüyor.

baran, Basketbol, kategorisinde yazmış. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , ,

25 Kasım 2009

guntekinburcu

Yaptığı işte acemi olduğunu her haliyle belli eden Burcu Esmersoy, geçmişten günümüze spor haberlerini sunmaya çalışırken yaptığı gaflarla, hatalarla sık sık gündeme gelen bir isimdi. Şimdi bunlara bir yenisini daha eklemiş.

Bir program yapıyor Ntv’de “Spor Aşkı” ismiyle. Daha önündeki yazılı metni doğru düzgün okuyamayanlara bir de spor programı yaptırırsanız sonuçlarına katlanmanız da gerekir bazen. Aslında buradaki sorun artan popülaritenin egoya etkisi kapsamında da değerlendirilebilir. Olay şundan ibaret:

Burcu Esmersoy, Ntv stüdyolarında sunuculuğunu yaptığı programda, şampiyonluk sevinci sırasında kafası antrenörünün attığı kupayla yaralanmış olan tekvandocu kızla ve antrenörüyle canlı bağlantı yapıyor. Ve coştukça coşuyor.

Canlı yayındaki durum, karşısındakinin konumu, yaptığı ya da yapmadığı ne olursa olsun, Burcu Esmersoy’un o müstesnalığıyla övünen, dillere destan Ntv ve Ntv Spor ekibinin canlı yayınında kullandığı dil, inanılmaz üstten bakan kibirli tavır ve sorularla, karşısındakinin ağzına laf tıkamak için “hı hı”, “tabi tabi”, “evet evet”, “yaaani”lerle dolu bir jargon kullanarak ilginç – eğreti laf sokmalarla, karşısındakileri aşağılama şovuna dönüştü. Valla helal olsun.

İzleyiciye neredeyse şu olan biteni savunduracak kadar itici, baştan aşağı ukalalıkla donanmış bir canlı yayın performansı. Çünkü burada sorun, karşısına kendisine göre sıradan konumunda değerlendirebileceği insanlar çıkınca patlarcasına şişen egosunu tatmin eden, kendisine hem savcı hem hakim görevi biçen, toplumda doğru ve yanlışı belirleyen büyük spor duayeni şeklini almaya çalışan sunucu Burcu Esmersoy. İzlemek isteyenler şöyle buyursun:

http://video.ntvmsnbc.com/?307264#v136179083236166047217166178181106223223117121071

baran, Medya, kategorisinde yazmış. 3 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , ,

25 Kasım 2009

kidfinger

 

Keita önünden geçen pet su bardağı ile tahrik olur, Fenerbahçe’li bir oyuncu küfür ve yığınla yabancı madde ile olmaz.

Arda itilince tahrik olur, Kinsey yumruk yiyince olmaz.

Hakan Balta gol atınca tahrik olup kol çıkarır, Fenerbahçe’li oyuncu dayak yiyince olmaz.

Galatasaray’lı, bir çocuktan ya da bir parmaktan tahrik olur, Fenerbahçe’li üzerine yağan yabancı madde ve küfürden olamaz.

O gün Adnan Polat ve salondakilerin %90′ının derdi “Fenerbahçe kaidesi”nin acısını çıkarmaktı. Sövmek, dövmek, cinnet geçirmek, ama bir şekilde, herşeyi yaparak kazanabilmek. Tatmin olmak.

abipolay

Ceza alsalar, ligden atılsalar umurlarında bile değildi aslında. Fenerbahçe’yi yenmek tek amaç. ASY’de de aynısı olacak. Kadıköy’de kazanamamanın bedeli ödetilmeli.

Şimdi 1 parmak ve 1 çocuk kışkırttı. Oysa her sene Ayhan Şahenk’de-Ahmet Cömert’te bu da yoktu. Peki o zaman ne kışkırttı? Çubuklu formayı görmek mi? Voleybol salonlarından, yüzme yarışlarına kadar her yerde ısrarla olay çıkartanlar, sahalara, salonlara, havuzlara küfür ve yabancı madde yağdıranlar şimdi de bir parmağa takıldılar? Ya da maçtan önce protokol tribününe üstünde Fenerbahçe formasıyla gelen 8 yaşında bir çocuğa?

Neden tahrik olunduğu çok belli. Fenerbahçe adı yetiyor.

Bahane kapsamındadır. Yavaş yavaş zımnen, belki bir zaman sonra disiplin kurullarına gönderilen savunmalarda alenen ceza indirimi için tahrik kapsamında gösterilir.

baran, Basketbol, Türk Futbolu, kategorisinde yazmış. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , ,

24 Kasım 2009

mourinho_barca

Eksikler olabilir. Kadro sorunları olabilir (ama transfer özgürlüğünüz,gücünüz ve şöhretiniz varken o da kulüp ve teknik direktörün sorumluluğudur, Inter’de ise despot başkanın!). Rakibiniz sizden daha takım gibi olabilir, vs vs vs. Bugünkü Barcelona-Inter eşleşmesinde olduğu gibi. Öte yandan rakibinizin en korkutucu ve belki de kazanma istikrarındaki kilit adam Messi yokken, diğer golcüsü Zlatan yokken mazeretler ciddi ölçüde azalır.

Ama bu duruşunuzu ve büyük takım gibi oynama isteğinizi bozmamalıdır. Maç başlamadan kafanızda herşeyi bitirmenize bahane olmamalıdır. Adınızın taşıdığı kimliği hiçe sayarsanız, takımınızın kafasını korkularla doldurup baskı altına alırsanız en basit şeyleri bile yapamaz, tereddütler yaşar,hata yapmaktan korkar,hücum etme bilincini kaybeder, eli ayağına dolaşır, yardımlaşamazlar.

Mourinho’nun Inter’i Milano’daki maçta biraz böyleydi. Nou Camp’da ise tamamen… Tıpkı geçen yıl 2. turda Manchester United’a, önceki yıl Liverpool’a karşı olduğu gibi.

Mourinho kendisini de, kariyerini de, Inter’i de inkar ediyor. Takımına bu kadar güveni azsa, 2. sezonda birazcık aşama kaydetmiş olmaları gerekmez miydi?

Hoş, Inter yıllardır grupların ötesine fazla gidemiyor ya… Ha Mourinho ha Mancini ha Cuper ile…

ebru, Dünya'nın Futbolu, kategorisinde yazmış. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , , , , ,

24 Kasım 2009

Lakers – Oklahoma City (22 Kasım 2009)

ebru, Basketbol, kategorisinde yazmış. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , ,

23 Kasım 2009

tbf_nalga

Galatasaray Cafe Crown’a verilen ceza açıklandı da sokaktaki vatandaşın bile aklına takılan sorular cevapsız kaldı. Tirajik şekilde bu skandalı “duymayan”, “atlayan”, “farkedemeyen” basketbol medyası belki bu sefer kaçırmaz:

1. Olaya karışan ve sorumlu gösterilen teknik kadro ve oyuncuya ortalama 2 yıl men cezası verildi. Cemal Nalga, kulübün isteği ve “birşey olmaz, hallederiz” telkinleriyle takım arkadaşının formasını giyip oynadığı için 2 yıl hak mahrumiyeti aldı. Oysa doping yapan ve vücuda normal yollarla girmesi mümkün olmayan bu maddeyi nasıl aldığını açıklayamayan Kerem Gönlüm’e sadece 1 yıl ceza verildi. Kısacası doping yapanlar protokole, hazırlık maçında kimlik değiştirenler cehenneme.

2. Türkiye Basketbol Federasyonu kararını açıklarken şu ifadeyi kullanmış:

17.11.2009 tarihinde Federasyonumuza ulaşan bilgiler üzerine yapılan tahkikat sonucunda Galatasaray CC takımının resmi yazılı dilekçesinin ve ekli belgelerin aksine adı geçen sporcunun 24-26 Eylül 2009 tarihlerinde Almanya’da; EnBW Ludwigsburg ve Deutsche Bank Skyliners takımları ile oynanan hazırlık müsabakalarında Galatasaray CC sporcusu Tufan Ersöz’ün formasını giyerek ve Tufan Ersöz’ün ismi altında oynamak suretiyle fiilen ve resmi müsabaka kâğıdında bu oyuncunun adıyla kaydedilmiş olarak yer aldığı belirlenmiştir.”

Yani “kulübün resmi dilekçesi”, koç Okan Çevik veya takım menajerinin değil.

Yani medyanın bu işi teknik ekibin kişisel hatası olarak göstermek için debelendiği gibi değil.

Farzedelim öyle olsun. Oyak Renault’nun ekimin sonlarına doğru yaptığı itirazı değerlendirirken Galatasaray kulübünden savunma istenmedi mi? Bu savunmayı kim verdi? Altında Galatasaray Kulubü yazmıyor mu? Kimin imzası var?

O savunma, Cemal Nalga’nın bahsi geçen maçlarda oynamadığını Galatasaray Kulübü imzası ile bir kere daha onaylamış olmadı mı? Bu suçu daha da ağırlaştırmadı mı? O zaman bu sahtekarlık nasıl sadece kişilerin hatası olabiliyor?

3. Türkiye içinde yapıldığı söylenen iki maça dair (Istanbul Buyuksehir Belediyespor ve Yesilyurt), Galatasaray’ın resmi internet sitesinde herhangi bir bilgi ve istatistik yok. Söylenenlere göre MHK’den hakem talep edilmiş ve bu hazırlık maçlarına atamalar yapılmış. Olayın özünde “sahtekarlık” varken şüpheye düşen kamuoyuna bu maçların “gerçekliği” ile bilgi ve belge sunulacak mı?

4. Tüm bu komedinin merkezinde oturan ise Galatasaray’dan önce federasyon. Neden mi? Galatasaray Kulübünün, TBF’den veya üst düzey bir yetkiliden hazırlık maçlarında cezanın çekilebileceği onayını aldığını belirttiği unutulmasın. Bu şahıs veya şahıslar kimdir? Yönetmeliklerde net belirtilmemiş, ama bir kaç maddeye baktığınızda da resmi maçları kapsadığı anlaşılan ceza uygulaması hakkında nasıl kişisel olarak böyle bir telkinde bulunabilmiştir? Hadi federasyon bunu gözden kaçırdı diyelim. Ama Oyak Renault ligin ilk haftası itirazını yapınca inceleme başlatıldı. Nedense kararın açıklanması için cezanın ligde denk düştüğü 4 maç beklendi! Yani Galatasaray-Fenerbahçe maçının ertesi günü (sezon öncesi kupa maçlarında kimse resmi itirazda bulunmamıştı). Ve Oyak’ın itirazını reddettiler! Yani “hazırlık maçları resmi maç gibi sayılır” mantıksızlığını, boşluğunu gerekçesiz kabul ettiler.

Bu “durumu örtpas etmek” olarak yorumlanmasa bile ortada görev ihmali var. Zira şart olan soruşturmayı yapmadıkları, yurt dışındaki bu maçları gözden geçirmediklerini, savunmayı veren tarafın yazılı ifadesini yüce makam kelamı gibi kabul ettiklerini gösterir. Bu bir savcının, zanlının avukatının mahkemeye sunduğu delilleri “ya seni yıllardır tanıyorum, iyi çocuksundur, bu kadar yıllık muhabbetimiz var. böyle basit bir konuda yalan söyleyecek değilsin ya” diye geçerli saydığı anlamına gelir.

Peki federasyona cezayı kim verecek? TBF, Nalga ve Galatasaray’ın arkasına sığınıp kendini aklamış mı olacak?

ebru, Basketbol, kategorisinde yazmış. 4 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , , , , ,

22 Kasım 2009

washington

Washington, gelmeyen pas sonrası tırnaklarını yerken

Sao Paulo 2 puan farkla Flamengo’nun önünde bitime 3 hafta kala lider girdi. Ama küme düşme hattındaki Botafogo, evinde 88. dakikada attığı golle 3-2 galip geldi. Buna karşılık 3 oyuncusu kırmızı kart gördü. Biri 3. golü atan Jobson’un forma çıkarma şapşallığı yüzünden… Maçın en hayati anlarından biri ise 76. dakikada yaşandı. Marlos, Washington’dan aldığı nefis pasla soldan girdi, ama boş Washington’a çıkarmak yerine uzun tereddütle kendisi vurmayı tercih edince iki takımın da 10 kişi olduğu anda öne geçme fırsatını kaçırdılar. Washington ise delirdi. Bakalım Flamengo az sonra başlayacak maçta bunu değerlendirebilecek…

Marlos’un pozisyonu (Dakika 76, Botafogo-Sao Paulo)

ebru, Dünya'nın Futbolu, kategorisinde yazmış. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , ,

19 Kasım 2009

Almanya – Fildişi Maçı Öncesi Enke Anısına

ger_ivo3

Enke'nin Forması (Almanya-Fildişi Sahili Maçı, 18 Kasım 2009)

 

ger_ivo1

ebru, Dünya'nın Futbolu, kategorisinde yazmış. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , ,



Copyright ©2009. Her hakkı saklıdır...
Bu blog Wordpress ile hazırlanmıştır. Teşekkürlerimizle...

RSS Feed.