29 Aralık 2009
Türkiye’deki tüm futbolcular bitti. Devir Alex’i takım arkadaşlarıyla kıyaslama devri…
Bakınız Hıncal Uluç ne diyor; “Özer 4 Alex eder !”
Bu kez, fikre matematiksel mantık ile yaklaşalım dedik…

Türkiye’deki tüm futbolcular bitti. Devir Alex’i takım arkadaşlarıyla kıyaslama devri…
Bakınız Hıncal Uluç ne diyor; “Özer 4 Alex eder !”
Bu kez, fikre matematiksel mantık ile yaklaşalım dedik…

Romario: “Zico futbolcu iken 3 dünya kupası kaybetti. 1 tane de koç iken. O doğuştan kaybeden…”
Zico: “Romario kendisini esas adam sanıyor. Kendisinin Tanrı olduğunu düşünen birinden ne bekleyebilirsiniz ki?”
İşin kökeni 1998 Dünya Kupasına uzanıyor. O dönem Brezilya milli takımının başında olan Zagallo (ve yardımcısı Zico), Romario’yu kadrodan çıkarmıştı. Romario “bazı insanlar kaybeden olarak doğuyorsa bu benim suçum değil” diyerek öfke kusmuştu. Yetmemiş, Rio’da sahibi olduğu gece kulübünün tuvaletinin kapısına bu ikilinin karikatürünü çizdirmişti. Zagallo’yu tuvalette otururken, Zico’yu da elinde tuvalet kağıdı tutarken! Olay mahkemeye kadar gitti. Romario kaybetti. Devamı…

Sıradan bir Fenerbahçe günü
Geçenlerde Bilgin Gökberk bir anısını paylaştı. Anlattığına göre bundan 20-30 sene önce, kendi ifadesiyle ağır abi (benim anladığım mafyatik bir abi.) ile yemek yerlerken arkasından bir ses duymuş. Kafasını çevirmiş, bakınmış, kimseyi görememiş. Önüne döndüğünde karşısındaki abi; “Sen arkanı döndüğün sırada biri beni sırtımdan vurabilirdi. Ben senin arkana bakıyorum, seni kollarım. Sen de benim arkamı kollayacaksın” demiş. Mafyanın kendi içerisinde -bizim anlamadığımız- ama filmlerde gördüğümüzde pek karizmatik bulduğumuz halleri var. Bilgin Gökberk’in anlattığı minik anı da bir kuple karizma kokuyor bence.
Benim kitabımda taraftarlığın da bir “racon”u var…
Kurallarımdan birincisi olayları değerlendirirken sapla samanı karıştırmamak. Olaylara serinkanlı bakmak. Başkalarının yönlendirmelerine kapılmamak.
İkincisi, haksızlıklara karşı kulübümün yanında olmak.
Üçüncüsü de bir ve ikinci kuralları uygularken, görev başındaki profesyonellere duyduğum sevgi veya kızgınlığa göre tavır almamak.
Fenerbahçe taraftarının büyük çoğunluğu birinci kuralı uygulamada her zaman başarılı olamıyor. İkinci kuralı uygulamada istekli, fakat istikrarlı ve dirençli değil. Üçüncü kurala ise inanmıyor bile diyebilirim.
Kuralları açıklarken kullandığım örneklemeler basketboldan olacak. Ama basketbol özelinde söylediğim herşeyin futbol şubemizi değerlendirme biçimimizde de olduğunu görebiliyorum.

Son 6 sezonda 58. maç (Fenerbahçe-Sheriff)
2004-2005 sezonu başlarken yani Fenerbahçe’nin Avrupa Kupalarına katılma hakkının olmadığı 2003-2004 ertesi, Prag maçına çıkarken UEFA takım sıralamasındaki yeri şu şekildeydi:
16,656 puanla 126. (önceki sezonlarda kupada parlak performanslar sergileyen Gaziantepspor,Denizlispor ve Gençlerbirliği’nin altında) Devamı…
@ NtvSpor /24.00
Bu maçların öznesi hep Kobe vs. Lebron fakat bu gece buna artı olarak Shaq, kendisi olmadan da şampiyonluk yaşayan Kobe’nin karşısına dönüyor.
Shaq’ın, Kobe için “ben olmadan o şampiyonlukları yaşayamazdı, ben daha önemliyim, bensiz başaramaz” tarzındaki açıklamaları hiçbir zaman unutulmayacak. Fakat unutulmaması gereken bir başka nokta da, Shaq’ın neredeyse tüm kariyerinde Penny Hardaway’den Kobe’ye, Wade’den Lebron’a kadar uzanan son zamanların en büyük backcourt, kısa forvet, swingman tarzı yıldızlarıyla oynadığıdır.
NBA’de bir başka Christmas – rivalry akşamı. Lakers’ın Cavs’le tarihsel olarak ne rivalrysi olacak, Rating işte. Bize keyfini sürmek düşer.
Cristiano’nun şımarık, arsız, neşeli; Kaka’nın da sanki bayramlıklarını 2 saat önce giydiği halde hala üstünü başını düzeltmeye uğraşan saf-temiz, hafif bıyık altı gülen çocuk halleri.
Geçenlerde Tv’de bir reklama rastlamıştım. Ne reklamıydı hatırlamıyorum ama iki çocuk, ikisi de 12-13 yaşlarında. Biri sürekli fast food, hamburger, ketçap-mayonez falan tıkınıyor, obez, şişman, üstü başı özensiz, kaba bir karakter çizilmiş. Diğeri de tam böyle Kaka hesabı, üstü başı pür-i pak, sebze, bakliyatla falan sağlıklı beslenen, ceket-kravatlı kolej çocuğu, örnek karakter. İşte bu videoyu görünce aklıma gelen ilk şey o reklam ve çocuklar oldu.
Neyse, çok güzel kayıt olmuş. İyi senelere Madridistas.
2010′da 10!
Oynamasa; “Oynatılmıyor, Daum gençleri oynatmaz, Aykut’un adamı olduğu için, bitti, harcandı”,
Oynasa fakat vasat performans gösterse; “Yanlış yerde oynatılıyor, yeri orası değil, Daum Özer’den faydalanamıyor - Aykut’un adamını kasten bitirmek için yapıyor, böyle gitmez, harcanacak”,
Oynasa, biraz kıpırdansa; “Özer de Souza, Fenerbahçe’de Alex’in pabucu dama atıldı, Alex’i gönderin artık Özer var, Zidane olur, gol sevinci bile Kaka gibi, Özer geldi – Fenerbahçe eskileri atsın, tek başına her maçı alır, muhteşem, Süper Özer, Alex’le Özer birlikte oynayamaz” …
Nasıl?
Akıl sağlığıyla oynama testi gibi bence.
Aslında çok örneği var geçmişte. Sorun oyuncunun direnç gösterip bunlara dayanabilmesi.
Özer şu an emin ellerde. Kendisi de aklı başında bir çocuğa benziyor. Bunlar daha başlangıç ve tam tabiriyle medyanın en klasik taktikleri. Nice adamı, yetenekli oyuncuyu şirazeden çıkardılar.
Tabi tek başına göstereceği direncin yanında içinde bulunduğu camianın, taraftarın da onu izlerken bunları göz önünde bulundurması şart.
En basit örneği Tuncay’dır. Tuncay zamanında aynen bu oyuncaktı medya için ve bir saldırı, nifak aracıydı aynı zamanda.
Forvette oynatılmıyor, Daum onu harcıyordu, faydalanmasını bilmiyordu. Çocuk başta allak bullak olsa da hem kendi dirençli davrandı, hem de destek gördü (tribünler kendisini protesto etme noktasına gelmiş ve birkaç sefer de ıslıklanmıştı, fakat ne Daum, ne de idarecileri ondan desteklerini çekmediler) ve kırdı bu zinciri.
Şimdi sınav sırası Özer’de. Daha yolun başında ve önüne çıkan-çıkacak engeller belli.
ve aslında sınav sırası bir kez daha Fenerbahçe’lilerde…

Bitirim ikili iş başında
Her şey kimliği gizlenen News of the World muhabirinin ortaya çıkardığı skandalı öğrenmemizle başladı. Muhabir Chelsea tesislerini gizlice gezmek için takım kaptanı John Terry’e 10 bin Pound rüşvet veriyor ve olayı gizli kamerasıyla belgeliyor. Gizli kamera ile çekilen görüntülerde, Terry aldığı paranın 8000 Pound’unu bağışlayacağını, kalan 2000 Pound’u da görüşmeyi ayarlayan Tony Bruce’un alacağını söylüyor. Bu görüşmenin gizli kalmasını istediğini özellikle belirtiyor…

Lille’in son 5 resmi maçta attığı gol sayısı 18. Coşkulu, agresif, golcü bir takım Lille. Futbol adına çok güzel bir kapışma olacak. Sonu da güzel olsun.

Yetişkin -iri- bir tavşan saatte 55-70km sürate ulaşabilir.
Malum, Alex, medyamız ve spor yöneticilerinin gözünde bir ölçü birimi. Türkçemizde övgü sözcüklerinin köküne kibrit suyu döküldüğü için ancak Alex sabitli formülasyonlar ile derdimizi anlatabiliyoruz. Bu incilerden en yenisi Güvenç Kurtar’a ait. Kendisi Trabzonsporlu Alanzinho’yu överken “Alex’in hızlısı !” tanımını yaptı.
Biz Fenerbahçe’liler başka takım oyuncularına pek öykünmeyiz. Veya kendi beğenimizi – değerlerimizi – anlatırken rakip takımların değerlerinden uzak durmaya çalışırız. Doğrudur; bir kesim yıllarca “Hakan Şükür” tipli forvet aramıştır da bir Fenerbahçeli çıkıp, Aziz Pierre için, Hakan’ın iyi freekick atanı dememiştir mesela.
Nitekim Alex’de de benzer davranışları görüyoruz. Çokça şahit oldum; kendisinden teknik direktörünü değerlendirmesi istendiğinde, Alex hiç bir zaman “Güvenç Kurtar’ın daha bilgilisi” demedi. Ya da “Sinan Engin’in prensiplisi.” Ha keza Daum ve Zico karşılaştırmalarını çeşitli korelasyonlar ile açıklamaya çalışmadı. Kelime dağarcığını kullandı. Hocalarının farklı yönlerinden bahsetti.
Spor yorumcularımıza son bir kez ricada bulunalım; Alex’i rahat bırakın.
Tavşan mı? Yetişkin ve iri bir tavşan tehlike anında muhtemelen Alex’ten çok daha hızlı koşacaktır.
Evet yine oldu… Fenerbahçe’nin kura şanssızlığı Avrupa Ligi yoluna İngilizlerin büyük biraderlerinden CL kupalı Liverpool gibi kocaman bir taş (Kaya? Tepe? Dağ?) koydu.
Tabi öncesinde el – ağız birliğiyle küçümseyeceğimiz (A la Alkmaar, Zaragoza) Lille’i geçmek zorundayız. Galatasaray’ı da, bu seneki kötü performansı yüzünden medyamız tarafından hor görülecek ama gerçekte çok kapasiteli Altetico bekliyor.
Yorumlar için mikrofonu Ebru’ya uzatalım. Şimdilik sadece “haber” vermiş olalım.
Düşünün ki, dün geceki Fenerbahçe – Sheriff Avrupa Ligi mücadelesini izlemediniz. Sabah bir iki gazeteye göz atıp “takım nasıl oynamış, nasıl bir maç olmuş acaba?” diye fikir sahibi olmak istiyorsunuz.
Sabah gazetesi alıyorsunuz, bir Galatasaraylı, Levent Tüzemen maçı yorumlamış. (Olur olur… Senelerin spor yazarı. O yazmayacak da kim yazacak?)
“Daum’un rotasyona gidip şans bulamayan oyunculara yer vermesi çok doğruydu. Rotasyonlu Fenerbahçe, temposu, yüksek mücadele gücü, hücuma dikine ve çabuk çıkışı ile göz okşadı. Futbolcular, Sheriff maçını ciddiye alarak, keyif vererek oynadı.
Özer, Semih, Uğur Boral ve Güiza’dan oluşan hücum hattının birbirleriyle yaptığı pas alışverişi çok uyumluydu. Uğur’un golde topa vuruşu mükemmeldi. Daum sezon başından beri Uğur Boral’a haksızlık ettiğini herhalde Sheriff maçında anlamıştır. “
Ohhh ohh… Keyfiniz yerine geliyor. Takım şiir gibi top oynamış yahu !
Neredeyse 16 yıldır onunla beraberim. Palmeiras’da başladığından beri…
Onunla yaşlandım.
Onun değişimini izledim. İlk parlamaya başladığı dönemlerdeki kontrolsüz, çabuk parlayan, ele avuca sığmaz hallerinden sıyrılıp futbolunu olgunlaştırdığını, geliştirdiğini, eksiklerini nasıl tamamladığını keyifle takip ettim. Devamı…
“Bakın biz demiştik.Santos bek, açığa koyarak Daum harcıyor. Yerine geçti, performansı arttı”
“Carlos gideceği için Santos kendini gösterme çabasına düştü” Devamı…
25-27 Haziran 2010 İstanbul ayağında Metallica, Slayer, Anthrax katılımı resmileşti. Eh Megadeth herhalde bizi üzecek değil. Devamı…