11 Ocak 2010
Hakem penaltı noktasını gösterdiğinde, yedek kulübesinde Daum karman çorman bir yüz ifadesiyle oturuyordu. Hafif kızgın, düşünceli, o düdük sanki hiçbir şeyi değiştirmeyecek gibi…
İlk 11′den iki adamını kaybetti. Colin Kazım’a herkes sırtını dönüp, yakasını silkmişken hazırlık döneminden beri özel ilgi ve sabır gösterdi. Onu kazanabilmek için büyük mücadele verdi. Başardı da. Henüz Kazım’ın art%60′a bile ulaşamadığını belirtti. Ve “oldu” dediğiniz zaman, kayıp geriye dönme tehlikesi bulunduğunu da kulaklara küpe etti. Sonuçta yaklaşık 6 aydır takımının planlarında önemli yer ayırdığı isim artık yok.
Diğer ilk 11′in güvenilir adamı Carlos da yok. Devamı…
11 Ocak 2010
Malum, sistemi yönetenler evirip çevirip Tufan formalı Cemal Nalga skandalından Galatasaray Kulübü’nü minimum hasarla çıkarmayı başardılar. Ki o kulüp cezalı oyuncusunu forma giydirdiği hazırlık maçlarında oynatmadığını bildirmiş, Oyak Renault itirazı sonrası açılan soruşturmada ikinci kez aynı yalan beyanda bulunmuştu (resmi kulüp yazısı ile). Tüm kabak sporcular (Cemal Nalga ve Tufan Ersöz) ile teknik heyetin başında patlatıldı. Yönetmeliklere göre küme düşmesi gereken kulüp kurtulurken, 22 yaşındaki bir sporcu 2 yıl men cezası aldı. Sürece çanak tutup, ihmali olan federasyona da kimse dokunamadı!
Bu hengamede unutulan bir detay daha vardı. O skandalın yaşandığı maçlardaki rakipler, EnBW Ludwigsburg ve Deutsche Bank Skyliners’ın koçları iki Türktü: Tolga Öngören ve Murat Didin. Devamı…
9 Ocak 2010

Sarı Melekler
Bilmemenin dayanılmaz hafifliği var ya… Özenirim bazen.
Saha içini, saha dışını, dönen dolapları bildikçe sevmek zorlaşıyor.
Küçükken anlamadan, bilmeden, öylesine uzaktan daha bir severdim Fenerbahçe’yi…
Bayan voleybolcularımızı işte bu anlamazlıkla takip ediyorum. Devamı…
8 Ocak 2010
Çoook eskiden (70 ve 80’lerin neredeyse ortasına kadar), güncel yabancı filmlerin bazıları ancak 2-3, hatta 4-5 yıl sonra gösterime girerdi (Jaws’ı 6 yıl sonra izleyebilmiştik! Yaş sınırına uymak hak getire tabi
). Kısıtlı sayıda, birkaç büyük şehirde. Zaten video cihazı da lükstü.
Yani 80’lerin sonuna kadar sinema açlığımızı dindirmenin tek yolu TRT idi. Özel “oscar”, “dünya sinemaları kuşağı”, vs ile: Close Encounters of Third Kind, Cross of Iron, Blues Brothers, Duel, Urban Cowboy, Little Big Man, Kramer vs Kramer, Sophie’s Choice, Deer Hunter, The French Lieutenant’s Woman, French Connection, Three Days of Condor, Still of the Night, The Good, The Bad & The Ugly, Once Upon a Time…, Chariots of Fire, Eyes of Laura Mars, Escape from New York,Taxi Driver, Night Hawks, Papillion, Godfather, Planet of the Apes, Brubaker, Hot Rat, Great Escape, Kelly’s Heroes, Getaway, Hunter, Straw Dogs, Macbeth (Polanski versiyonu), Westworld, … Vay canına! Say say bitmez. Müzikal ve siyah-beyaz klasikleri de ekleyin.
Herşey unutulsa da filmler ve vurucu sahnelerinin kazındığı noktalar asla zarar görmedi. O dönem çocukları olarak genel kültürün büyük kısmını radyo, Milliyet çocuk dergisi, çizgi romanlardan kapar (Martin Mystere’ye özellikle saygılar), kitaplarla devam ederdik. Televizyon sonradan araya girdi.
Ama iki film vardı ki ortak arka plan konu dışında her ikisinde de rol alan bir aktör (tamamen zıt rollerde), kaçıp-kovalamaca-gerilim-komplo örgüsüyle apayrı yere oturmuştu: The Boys from Brazil (yapım yılı: 1978) ve Marathon Man (yapım yılı: 1976). Devamı…
3 Ocak 2010

29 Aralık’ta “Racon ve 2010” başlıklı bir yazı yazmış, ana fikri basketbol özelinden anlatmaya çalışmıştım. Tesadüf bu ya henüz bir hafta bile geçmemişti ki, tam da bahsettiğim gibi bir örnekle karşı karşıyayız…
Fenerbahçeli olduğunu bildiğim, blog’unu neredeyse açıldığı günden beri takip ettiğim ve basketbol bilgisine inandığım Anıl Aksaç, nam-ı diğer Salsabasket, Aliağa Petkim – Fenerbahçe maçını yorumladığı yazısında teknik detayların arasında Aliağa Petkim’in hakkının yendiğini düşündüğü iki hakem kararına değinmiş. Kritiğinin sonunda da Halil Üner’in hakem ve -son derece düzeysiz bulduğum- Tanjevic eleştirilerine yer vermiş. Ancak aynı kritikte maç içinde Fenerbahçe aleyhine yapılan hakem hatalarına ve maç sonunda Nedim Karakaş’ın ve Bogdan Tanjevic’in hakemler hakkındaki görüşlerine yer vermemiş.
Hakem hataları ile ilgili düşünceler “yorum”dur. Hele ki tekrarını izleyemediğimiz pozisyonlar için söylenenler ancak tahmin olabilir. Size göre hakem hata yapmıştır, bana göre yapmamış olabilir dolayısıyla yazılacak her türlü görüşe saygım var. Ancak maç sonrasında taraflardan birinin demecini aktarıp, karşıt görüşü vermezseniz tarafsız haberci kimliğinden uzaklaşmış olursunuz…
Yine de buraya kadar normal diyelim…
Ama yetinmemiş sevgili Anıl; Devamı…
3 Ocak 2010
Bu ülkede kimse sistemin sahipleri aleyhine konuşamaz. Hakemi, futbolcusu, teknik direktörü, eski yöneticisi, malzemecisi,vs vs. Zira eğer aktif olarak sektörün içinde iseler ortada kalırlar, beş kuruş para kazanamazlar. Kariyerleri biter, süründürülürler. Eğer emekli olup başka yapacak işleri yok ise yine aç kalırlar. Televizyonlara çıkamaz, büyük gazetelerde köşe bulamazlar.
Medyanın durumu daha da vahimdir. Asli görevleri kamuoyuna doğruları yansıtmakken, sistemin ağabeylerinin kulları olmuşlardır. Yani işlerine, iş ahlaklarına ihanet ederler. Çoğu şeyi bilirler, kimin eli kimin cebinde, kim kimin ayağını kaydırıyor, hangi lobi oyunları dönüyor içki sofralarında konuşurlar. Ama televizyon karşısına çıktılar mı çiçeklerden, havadan sudan ve ağabeylerinin konuşmalarını istedikleri konulardan bahsederler. Ahlak ve adaletleri sürekli yön değiştirir. Savundukları ve karşı çıktıkları değerler de. Gerçekleri bildikleri halde, belki de suratına bakmayacakları insanlara yalakalık yaparlar. Överler. Emek verenleri, işini yapmaya çalışanları manşetleri, yalan haberleri, ters propagandaları ile ezerler. Yıldırırlar.Yıpratırlar. Devamı…
1 Ocak 2010
(Bu yazı 31 Aralık 2009 günü karalanmıştır…)
Kayserispor menajeri Süleyman Hurma şu an Ligtv’deki Futbol Gündemi programında dert yanıyor. Sözleşmeleri devam eden futbolcularını kendileriyle konuşmadan “ayartmaya” çalışan kulüplerle verdikleri mücadeleleri anlatıyor. Önce Gökhan Ünal, sonra Mehmet Topuz, şimdi de takım kaptanı Ali Turan. Taktiğin amacı belli: Futbolcuyla perde arkasında anlaş, “biz hallederiz” diye kandır,haberleri sızdır ama asla resmi açıklama yapma ki “bunlar dedikodu” diye sıyrılabil, futbolcunun takımıyla arasını bozmasını sağla, kulübü köşeye sıkıştır, kadro dışı bırakmalarına sebep ol, sonra da o kulübü razı olmaya mecbur et. Medya içindeki “yandaş yorumcular” ile “futbolcu mal mı” ajitasyonu ile baskıyı artır. Devamı…














