9 Ocak 2010

Sarı Melekler
Bilmemenin dayanılmaz hafifliği var ya… Özenirim bazen.
Saha içini, saha dışını, dönen dolapları bildikçe sevmek zorlaşıyor.
Küçükken anlamadan, bilmeden, öylesine uzaktan daha bir severdim Fenerbahçe’yi…
Bayan voleybolcularımızı işte bu anlamazlıkla takip ediyorum.
Sadece ben mi? O kadar az anlayan var ki bu spordan. Gerçek anlamda tutkunu, meraklısı, bileni…
Haliyle o kadar az haber, o kadar az yayın var ki… Dedikodusu da az oluyor bu gibi durumlarda.
Acaba Naz ile Dirickx arasında sorun var mı? Benzer durum futbolda yaşansa Belçikalı Jan De Brandt’ın vatandaşını oynatmak için milli pasör Naz’ı yer yer yedek bırakması yazılır mıydı? Bizler bu platformlarda De Brandt’ı savunur ya da eleştirir pozisyona düşer miydik? Naz’ı madem oynatmayacaktın neden aldın diye sorar mıydık?
Acaba Nati ile Gamova arasında sorun var mı? Mesela Nati’ye Gamova’nın aldığı ücret batıyor mu? Ya da milli smaçörlerimiz, pasör çaprazlarımız içten içe Gamova’yı kıskanıyor duruma düşerler miydi? Altını oyarlar mıydı? Naz Gamova’ya pas vermiyor denir miydi?
Her ne yaşıyorlarsa bile bizlere yansıtmadan, “mutlu” olduklarına inandığımız bir grup genç kadın şampiyonluğa koşuyor…
Sevgiyle izliyorum onları.
Ama ya “hakim” olsaydım bu spora?..
Geçenlerde bir yazı okudum. Oyunu çok iyi bildiği belli olan, oyucuları tanıyan, kariyerlerine ve stillerine hakim olan biri, Gamova için “gereksiz bir transfer” diyordu.
Ona göre; Gamova’ya verilen parayla pasör çaprazı pozisyonundan ziyade Nati gibi hem savunması çok daha iyi, hem çok iyi manşet alabilen ve hucüm özellikleri de (Gamova kadar olmasa da) üstün olan bir yabancı alsak daha iyi olurdu. Daha eksiksiz ve güçlü olurduk.
Fikri eleştirmiyorum, çünkü yazan kadar bilgili değilim…
Ama dedim ya, “anlamayan ben” bu 2.02′lik elf kızını izlerken hem mutlu hem gururluyum. Kıt bilgimle, O’nun bayan valeybolunun Messi’si, Ronaldo’su olduğunu düşünüyor ve Fenerbahçe forması ile görmekten keyif alıyorum.
Öte yandan Nati’yi izlerken de “bir lider” görüyorum sahada… Hırslı, birleştirici, tam bir kazanan.
Onu sahada gördüğümde de saçma bir güven duyuyorum.
N’olcak şimdi?
En iyisi okumamak. Bilmekten kaçmak. 5 yaşındaki Altuğ’un saflığında izlemek bu kızları.
Onlarla smaç vurmak, onlarla blok yapmak, onlarla manşet almak. Maç sonunda onlarla şarkı söylemek…
Ve gün gelip, kızlar yenildiğinde, onlarla birlikte ağlamak.





Çok şanslı bir kuşak olduğumuza inanıyorum.
Nasılki bir dönemin Fenerbahçe Erkek Basketbol Takımı için “Dream Team” anıları anlatılıyorsa aynı şekilde voleybol için de bu takımı anlatacağız ileriki zamanlarda.
Gerçek bir “Spor Kulübü” taraftarı olmak ta ayrı bir şekilde gururlandırıyor beni.