22 Eylül 2009

europaleague

Herşey Aziz Yıldırım’ın Türkiye Süper Ligi’nde elde edilecek başarıyı öncelikli hedef göstermesi ile başladı. Ligimizi tanıyan ve bu ligde daha önce iki ayrı takımla şampiyon olmayı başarmış olan Daum takımın teknik direktörü olduğunda ise “tirajik” hedef belli olmuştu.  Öyle ya, Daum Türkiye’de başarılı olmuş ama camianın Avrupa Kupaları’ndaki beklentilerini karşılayamamış bir teknik direktör olarak çoktan etiketlenmişti.

Kızılca kıyamet koptu…

Aziz Yıldırım’ın gösterdiği hedef eleştirildi.  Daum’un öncelik olarak ligi göstermesi yadırgandı.  Oysa Aziz Yıldırım üç sene üst üste şampiyonluk hedefini işaret ederken yanında bir vurgu da yaptı; Üç sene üst üste Şampiyonlar Ligi’ne kalan takım! (Bkz.  %100 Futbol Programı, NTV) Ha keza Daum da Avrupa hedefinin2010 yılında birinci plana geçebileceğinin altını çiziyor.

Peki önümüzdeki sezon için birinci hedefi Türkiye içinde başarı olarak göstermek yanlış mı? Türkiye Ligi ile Avrupa Ligi arasında bir seçim yapılacak olsa hangisini seçmek daha mantıklı? Bu soruların yanıtını ararken kısa vadeli düşünmek ve değişen Şampiyonlar Ligi ön eleme statüsünü dışarıda bırakarak değerlendirme yapmak son derece yanlış zira getirilen yeni düzenleme ile lig şampiyonlarının Şampiyonlar Ligi’ne katılması eskiye oranla daha kolay -hatta direkt-  olurken, lig ikincilerinin katılması için dikenli yollardan geçmesi, kendisinden çok daha güçlü rakipleri eleyebilmesi gerekiyor… Yani bu da demek ki, Şampiyonlar Ligi’ne katılmanın yolu Türkiye Ligi’nde başarılı -şampiyon- olmaktan geçiyor.

O halde başlığımızı Avrupa Ligi vs Şampiyonlar Ligi şeklinde revize edebiliriz…
Öncelikle geçmiş senelerle ilgili bazı verilere göz atalım;

2008-2009 sezonunda ön elemeyi geçerek Şampiyonlar Ligi’nde gruplara kalan Fenerbahçe, 2 puan ile sonuncu olarak elenmişti.
Gayet kötü geçen bu sezon sonunda Fenerbahçe’nin elde ettiği Şampiyonlar Ligi geliri : 14.234.000 euro olmuş.
Açılımına bakacak olursak;
Gruplara kalma bedeli : 3.000.000 euro
Gruplarda yapılan maçlar sonucunda : 2.400.000 euro
Grup maçları performans ödülü (2 beraberlik için) : 600.000 euro
Market Pool :  8.234.000 euro

Market Pool dediğimiz değer, Şampiyonlar Ligi organizasyonunun pazarlamasından elde edilen (TV + sponsor) gelirlerin toplandığı havuz.  Aynı ülkeden gruplara katılan birden fazla takım varsa market pool bu takımların Şampiyonlar Ligi’nde oynadıkları maç adedi ve yerel liglerinde elde ettikleri sıralamaya göre paylaştırılıyor. 2008-2009 sezonunda Galatasaray Steau Bukres’e elendiği için Fenerbahçe Türkiye’nin payına düşen market pool gelirinin tamamını kasasına koydu. Aynı avantajı bu sene Beşiktaş yaşıyor. (Bu gelirin ülkelere göre dağılımı da farklılıklar gösteriyor… )

Yani;

1- Şampiyonlar Ligi’ne katılım ligimizde ikinci olan takımlar için zorlaştı
2-Şampiyonlar Ligi’ne doğrudan katılma şansına sahip olan şampiyonlarımızın söz konusu büyük geliri tek başına alma şansları çok yüksek.
3-İki takımımızı Şampiyonlar Ligi’ne sokabilsek bile, market pool değeri yerel başarıya göre paylaştırılıyor.

Uçurumun farkına varmak için 2008-2009 sezonu UEFA ligi gelir dağılımlarına bakalım.

2008-2009 sezonunda UEFA’da mücadele eden Galatasaray’ın elde ettiği toplam gelir 475.000 Euro.

Bu bedelin dağılımı:
Gruplara kalma bedeli : 215.000 Euro
Gruplarda yapılan maçlar sonucunda : 120.000 Euro
Gruplardan sonra geçilen iki turun ödülü : 140.ooo Euro

Galatasaray UEFA ligi market pool’undan pay alamamış çünkü bu bedel çeyrek finale kalan ülkeler arasında paylaştırılmış.

Şampiyonlar Ligi’nden elenen ve UEFA kupasını kazanan Shaktar Donetsk’in toplam kazandığı ödül ise, 11 milyon Euro’dan biraz daha fazla. Bu bedelin UEFA kupasından gelen kısmı 3.6 milyon Euro ve bu bedelin de 2.5 milyon Euro’su finale çıkma ve kupa primi.

2008-2009 sezonunu baz aldığımızda elimizde önemli bir veri var;

Şampiyonlar Ligi’nde gruplardan çıkamamış Fenerbahçe’nin elde ettiği gelir > UEFA’da gruplardan çıkıp 2 tur ilerlemiş Galatasaray’ın elde ettiği gelir.

Bu seneki durum nedir?

2009-2010 sezonunda hem Şampiyonlar Ligi organizasyonunda hem de UEFA kupası sisteminde değişiklikler oldu. Temel amaç, Şampiyonlar Ligi’ni adına yaraşır şekilde daha çok şampiyonun katıldığı bir organizasyon haline getirmek ve UEFA kupasının prestijini arttırarak gelir modelinde değişiklikler yapmak. Bu uğurda Şampiyonlar Ligi ön eleme sistemi değiştirildi, UEFA kupası’nda grup maçları deplasmanlı 2 maç üzerinden oynanır oldu ve yeni adı ile Avrupa Ligi kuruldu. Avrupa Ligi puan ve ödül sistemi değişti, daha çok maç ve daha kaliteli takım katılacağı için market değeri yükseldi.

Peki yeterli mi?

Soruya cevap bulabilmek adına nelerin değiştiğine bakalım;

UEFA ligi gruplarına kalma bedeli 1.000.000 Euro oldu
Gruplarda yapılan maçlarda elde edilen her galibiyet için 140.000 Euro
(geçen sene 40.000 Euro’ydu.)
Gruplarda yapılan maçlarda elde edilen her beraberlik için 70.000 Euro
(geçen sene 20.000 Euro’ydu.)
Gruplardan sonraki turlar için sırasıyla : 200.000 + 300.000 + 400.000 + 700.000 + 2.000.000 Euro ve şampiyonluk primi 1.000.000 Euro.
(geçen sene ise sırasıyla : 70.000 + 70.000 + 300.000 + 600.000 + 1.500.000 ve kupa pirimi yine 1.000.000 Euro’ydu.)

Toplam bedeller üzerinden yazacak olursak; geçen sene gruplardan çıkıp kupayı kazanan takım;  grup katılım ve performans bonuslarının üzerine 3.540.000 Euro kazanırken bu sene 4.600.000 Euro kazanabilecek.  (Yaklaşık olarak 6.5 milyon Euro yapıyor.)

Görünen o ki, en büyük gelişme gruplara kalma ödülünde olmuş. Gruplarda yapılan maçlarda kazanılan ödüllerde cüz-i bir iyileştirme yapılmış. Finale kadar uzanan yolda erken turlarda da  bir miktar iyileştirme var.

UEFA Avrupa Ligi’nde ödüller artarken, Şampiyonlar Ligi gelirleri yerinde mi sayacak? Tabi ki hayır…

Gruplara katılım ödülü ve maç başına dağıtılan 6×400.000 euro eklenmesi  hesaplanan ayak bastı parası geçen sene 5.400.000 euro’yken bu sene 7.1 milyon euro’ya çıkmış durumda. 600.000 / 300.000 euro olan galibiyet ve beraberlik primleri 800.000/400.000 euro’ya çıktı.
Gruplardan çıkmanın karşılığı geçen sene 2.2 milyon Euro iken bu sene 3.000.000 Euro.

Fenerbahçe örneğinde gördük ki, Şampiyonlar Ligi’nin en önemli gelir kalemi, Market Pool payı. Geçtiğimiz sene Şampiyonlar Ligi’nin değeri 341 Milyon Euro olmuş bu sene ise bu rakam 750 milyon euro civarında. Yeni makyajı ile UEFA liginin ise değeri 150 milyon Euro.

Özetle; bu sene şampiyonlar ligine direkt katılım hakkına sahip olan Beşiktaş şimdiden cebine 7.1 milyon Euro’yu koymuş durumda. Kazandığı her puan başına 400.000 Euro daha ödül alacak ve Türkiye’nin tek temsilcisi olduğundan 10milyon Euro civarında da TV ve sponsorluk geliri beklenebilir… Galatasaray ve Fenerbahçe ise UEFA Avrupa Ligi’ni kazandıkları durumda bile bu gelire ulaşamayacaklar.

İşin bir de puan tarafı var.

Eskiden (Belki de UEFA kupasında ilerlemenin tek iyi yanı) UEFA kupasını müzesine götüren takım, Şampiyonlar Ligi’ni kazanan bir takım kadar puan topluyor ve UEFA sıralamasında hızla yükseliyordu… Bu sene puanlama sisteminde de yenilikler yapıldı ve UEFA kupasında mücadele eden takımların sahip olduğu avantaj ellerinden alındı.
Gruplara katılımda verilen 3 puanlık ödül 4 puana çıkartıldı. Gruplardan çıkma karşılığında elde edilen 1 puanlık ekstra puan ise tam 5 puan yapıldı. Ayrıca grupların ardında ilerlenen her tur için de Şampiyonlar Ligi takımları 1 puan daha ödül alacaklar. Artık Şampiyonlar Ligi’nde ilerlemek Avrupa Ligi’nde ilerlemekten çok daha fazla puan demek.

Hem maddi, hem puanlama sistemi açısından ele aldığımızda Şampiyonlar Ligi’nde oynamanın çok büyük avantajlar sağladığı açık. Kuluplerimize kattığı prestij de cabası.

Hal böyleyken, Türkiye Ligi’ni kazanarak Şampiyonlar Ligi’ne kolaylıkla katılmak isteyen Aziz Yıldırım’ın koyduğu hedef çok mantıklı.

Avrupa Ligi’nde bir iki tur fazla ilerlemek mi? yoksa Türkiye Ligi’nde şampiyon olmak mı?

Mantıklı cevabı, ligimizde şampiyon olmak.
Medyamızın tirajik yönlendirmesi ise Avrupa Ligi.

altug, Araştırma, kategorisinde yazmış. 1 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , ,