19 Ağustos 2010

Trabzonspor, ikinci Şenol Güneş dönemiyle o beklenen “değişim” şansını yakalamış gibi görünüyor. Her zaman olduğu gibi bunun sonuca ulaşması, iç sorunlara – geleneklere takılıp takılmayacaklarına bağlı: Eski futbolcuların veya yöneticilerin ortalığı karıştıran örgütlenmeleri, kulübü yönetme ihtirası, şehrin her dakikasını takımla yaşaması ve takıma hükmetme arzusu, futbolcuların ve teknik direktörün fazla mahremiyet alanı bulamaması, vs vs.

Bu süreçte işlerin biraz da yaver gitmesi gerek. Mesela Liverpool ile eşleşmemek gibi. Hele diğer adayların Steaua Bükreş, Celtic, Levski Sofya , Borussia Dortmund olduğu düşünülürse.

2000′lerde Avrupa Kupaları felaket sonuçlarla veya katılma şansı yakalamadan geçti Trabzonspor’un. Birikimsiz. İstikrarsız yapı ile ciddi puanlar toplama fırsatları kaçırıldı.

Bu döngüyü kırmak, Avrupa’da puan ve tecrübe biriktirmek için her sene katılım kadar bir noktada güçlü bir rakibi de devirmeniz gerekiyor.

Liverpool ise bunu yapmanın en zor olduğu ekiplerden. İngilizlerin 4 baba ismi son yıllarda düzene hakim. Rakiplerinin isminden cisminden bağımsız onur kırıcı farklara varan gollü galibiyetler elde ediyorlar. O gün ters, iştahlı taraflarına denk geldiyseniz kaçamıyorsunuz. En güçlü sezonlarında olmasalar da. İki ayaklı maçların ilkinde onları şaşırtıp devirebilir veya avantajlı skor koparabilirsiniz, ama rövanşta şans vermezler.

Trabzonspor’un fazla değişmeyen, nispeten istikrarlı ve belli ki iç uyumunu yakalamış kadrosu Liverpool’u yenebilir. Ama elemek, ekstra vasıflar ister. Ve henüz Trabzonspor kadro ve tecrübe olarak buna sahip değil.

Liverpool’un son yıllarda aldığı şaşırtıcı sonuçları unutmadık (evinde maç kaybetmesi Liverpool adına olağandışıdır). Alt torbalardaki bazılarına karşı ne kadar zorlandıklarını da maçları izleyenler net biçimde hatırlayacaktır:

2009-2010

Liverpool 1   Lyon 2

Liverpool 1 Fiorentina 2

Debreceni 0 Liverpool 1

Lille 1 Liverpool 0 (rövanş: 0-3)

Benfica 2 Liverpool 1 (rövanş: 1-4)

Atletico Madrid 1 Liverpool 0 (rövanş: 2-1, Avrupa Ligi yarı finali)

2008-2009

Standard Liege 0 Liverpool 0 (rövanş: 0 -1)

Kulüp, sahiplerinin giriştiği al-ver oyunu ile gergin. Transferde fazla hareket yoktu. Zira herkesin lanetler okuduğu Benitez döneminden sonra önce kafalarını temizlemeleri lazım. Kaybettikleri futbol oynama isteğini ve gol nasıl atılır becerisini geri kazanmanın peşindeler. Roy Hodgson’un ağırdan alacağı, kontrollü gideceği, yapıyı fazla kurcalamayacağı şüphesiz. Bu Trabzonspor adına işleri biraz daha zorlaştırıyor.

Nasıl bordo-mavililerde Teofilo bu sezonun resmi maçlarının yıldızı ise N’gog da İngilizlerin kurtarıcısı. Bir önceki eleme turunda Rabotnicki’ye 3 gol kaydetti, hızını alamadı bir tane de ligin açılış maçında Arsenal’e hediye etti. “Torres yoksa biz de yokuz, Gerrard yoksa lastiği patlatırız” kimliğine hafif bir ferahlama getirdi. Ama onlar adına yılın hamlesi, oyunlarına renk katacak Joe Cole.

Muhtemelen Ankaragücü’ne karşı çıkan 11 yer alacak sahada. Şenol Güneş, bu tip maçlar için zayıf görünen ve savunma açısından problemler yaratabilecek Burak’ın yerine isim sürebilir. Glowacki (biraz ağır kalıyor)-Egemen birlikteliği yürüyecek gibi. Defans göbeği ikilisinin uyumunun kolay ve kısa sürede gerçekleşecek iş olmadığını akılda tutmak, zaman tanımak lazım.

Takım savunması ve hücumunda bekler açısından zenginliğe ve alternatife sahip olmaması, Trabzonspor’un sezon içinde de performansını etkileyen önemli faktör. Liverpool’un içe kayabilen-sıfıra inen çabuk açıklarına karşı birebirde yakalanmamaları şart.

Alanzinho’nun sürati ve Trabzonspor’un kontra hücumda düzeninin olması, birebirde çok hata yapabilen ve ağır kalabilen Liverpool 4lüsü için başağrısı demek. Tabi orta sahalarını fazla ileri sürerler ve Trabzonspor çok gömülmeden ortada top kapmayı becerebilirse… Takım savunmalarının en belirleyici ismi Mascherano’nun yokluğu, defans-ileri uç arasında boşluk yaratacak büyük bir avantaja dönüşebilir. Yeni transfer Poulsen’e görev verse bile henüz takıma ısınmadı. Takım da ona.

Liverpool’un “saldıralım,bitirelim,ezelim,farka gidelim” zorlaması olmaz. Onlar da zor dönemden geçiyorlar. Kontrollü, işlerine yetecek skor için fazla risk almadan oynamayı tercih edeceklerdir.

Liverpool, Chelsea,Manchester United ve Arsenal’e karşı “gol yediğinde dağılmamak” can alıcı psikolojik kriterlerden biri. Zira en mağlup edilebilir oldukları dönemlerde dahi, 90 dakika içinde en az 2-3 kere, 10-15′er dakikalık sinir bozucu baskıyı kurabiliyorlar. Gol atarlarsa, ne olduğunu anlamadan ikinciyi de kalenizde görebiliyorsunuz.

Artılar-eksiler, stratejiler, ihtimaller vs vs. Sahaya özgüveni yüksek çıkmaz, korkar, rakibin ismi yüzünden kendi oyununuzu tamamen bozup zorlama ve aşırı defansif taktiklere boğulursanız, kafayı sadece savunmaya takıp futbolcuların gerilmesine sebep olursanız herşeyi mükemmel planlamış dahi olsanız istediğinizi elde edemezsiniz. İş dönüp dolaşıp bu tip maçları oynama becerisinde düğümlenip kalır.

Mesela geçtiğimiz sezon Beşiktaş’ın Manchester United deplasmanında şaşırtıcı biçimde sergilediği “soğukkanlı, kendinden emin,maç içindeki kırılma anlarında bozulmayan, kararlı” görüntüsü gibi.

Lafı Şenol Güneş’in bugünkü basın toplantısında söylediği, girişte dile getirdiklerimizi destekleyen cümlesi ile bitirelim:

”Şampiyonlar liginde olması gereken bir takım ile oynayacağımız için işimizin zorluğunu biliyoruz. Ama, büyük olmak, devler arasında yer almak için bu tür maçlarda başarılı sonuçlar almak gerekiyor. Umarım böyle olacaktır”

Paylaş :
  • Print
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Blogger
  • Tumblr
  • LinkedIn
  • RSS

ebru, Dünya'nın Futbolu, kategorisinde yazmış. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , ,