10 Mart 2010

Lakers, yine Kobe’nin son saniye basketlerinden biriyle Toronto Raptors’u mağlup etti. 2007′den beri ilk kez arka arkaya 3 maç kaybetmişlerdi, bunu kırdılar. Yukarıda Kobe’nin son 4 ay içerisinde son topla yaktığı canların özeti var.

Bir önceki Orlando Magic karşılaşmasında da arka arkaya iki 3′lük atıp, son hücumu kaçırmasa uzatmaya götürecekti. Tıpkı ondan bir önceki Miami Heat karşılaşmasında 3 saniye kala yaptığı gibi…

Toronto Koçu Triano: “Toronto’daki maçta kurtulmayı başarmıştık, bu akşam iki oyuncuyu üzerine yolladık ama yine de sayıyı buldu” (bahsettiği karşılaşma: 24 Ocak 2010, Toronto-Lakers: 106-105, atış çemberden dönmüştü)

ebru, Basketbol, kategorisinde yazmış. 2 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , ,

7 Mart 2010


Ron Artest, bu akşamki Orlando Magic deplasmanına yeni saç stiliyle çıktı. Sarıya boyatıp mor ile üzerine İbranice – Japonca ve Hinduca “Defense” yazdırdı! Şu an devam eden maçta ise işler pek yolunda gitmiyor Lakers adına…

Artest, taraftarların kamerasına yakalandı

ebru, Basketbol, kategorisinde yazmış. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , ,

24 Şubat 2010

ebru, Basketbol, kategorisinde yazmış. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , ,

21 Şubat 2010

1967

 

2010

ebru, Basketbol, kategorisinde yazmış. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , ,

2 Şubat 2010

Basketbol Federasyonu Başkanı Turgay Demirel’in Boxer dergisine verdiği röportajda (tıklayın), Efes Pilsen ve doping olayı ile ilgili sarfettiği sözler beni kızdırmıştı. Zira bu işin üzerine gitmesi gereken kurum, hiçbir girişimde bulunmadığını itiraf ediyor ve acizliğini gösteriyordu.

Ama düşününce esas amacın “birilerini harekete geçmeye zorlamak” olduğuna kanaat getirdim. Çoğu işimiz ancak böyle adaletin huzuruna çıkabiliyor ya!

Ve son iki gündür medyada yaşanan “dalgalanma” da bu kanaatı doğruladı. Devamı…

ebru, Basketbol, kategorisinde yazmış. 5 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , , ,

11 Ocak 2010

Cemal Nalga, skandala imza atılan mekana geri dönmüş

Malum, sistemi yönetenler evirip çevirip Tufan formalı Cemal Nalga skandalından Galatasaray Kulübü’nü minimum hasarla çıkarmayı başardılar. Ki o kulüp cezalı oyuncusunu forma giydirdiği hazırlık maçlarında oynatmadığını bildirmiş, Oyak Renault itirazı sonrası açılan soruşturmada ikinci kez aynı yalan beyanda bulunmuştu (resmi kulüp yazısı ile). Tüm kabak sporcular (Cemal Nalga ve Tufan Ersöz) ile teknik heyetin başında patlatıldı. Yönetmeliklere göre küme düşmesi gereken kulüp kurtulurken, 22 yaşındaki bir sporcu 2 yıl men cezası aldı. Sürece çanak tutup, ihmali olan federasyona da kimse dokunamadı!

Bu hengamede unutulan bir detay daha vardı. O skandalın yaşandığı maçlardaki rakipler, EnBW Ludwigsburg ve Deutsche Bank Skyliners’ın koçları iki Türktü: Tolga Öngören ve Murat Didin. Devamı…

ebru, Basketbol, kategorisinde yazmış. 2 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , ,

25 Aralık 2009

@ NtvSpor /24.00 

Bu maçların öznesi hep Kobe vs. Lebron fakat bu gece buna artı olarak Shaq, kendisi olmadan da şampiyonluk yaşayan Kobe’nin karşısına dönüyor.

Shaq’ın, Kobe için “ben olmadan o şampiyonlukları yaşayamazdı, ben daha önemliyim, bensiz başaramaz” tarzındaki açıklamaları hiçbir zaman unutulmayacak. Fakat unutulmaması gereken bir başka nokta da, Shaq’ın neredeyse tüm kariyerinde Penny Hardaway’den Kobe’ye, Wade’den Lebron’a kadar uzanan son zamanların en büyük backcourt, kısa forvet, swingman tarzı yıldızlarıyla oynadığıdır.

NBA’de bir başka Christmas – rivalry akşamı. Lakers’ın Cavs’le tarihsel olarak ne rivalrysi olacak, Rating işte. Bize keyfini sürmek düşer.

baran, Basketbol, kategorisinde yazmış. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , ,

25 Kasım 2009

 cemalnalga

Öncelikle denildi ki; bu olanların Galatasaray etiği - ahlakıyla uzaktan yakından alaksı yoktur ve bağdaştırılamaz. Galatasaray ve Galatasaray’lılıkla bağdaşmaycak bu skandal için alacağımız her türlü cezaya razıyız, gereken neyse yapılsın. Liglerden ihraçsa ihraç vs…

Sonra bir de bakıldı, Galatasaray kulübünün neredeyse geleneklerinde var bu ve benzeri olaylar. 1953 yılında Çanakkale Kupası’nda Fenerbahçe’ye karşı lisansları başka bir kulübe ait 2 oyuncu oynatan Galatasaray hükmen mağlup ilan edilmiş.

hukmen

Ve 1958 yılında kürek branşında Sönmez Gönenç adlı sporcuyu Oktay Ozan lisansı altında yarıştıran Galatasaray yarışlardan diskalifiye edilmiş.

diskalifiyegs

 

Bu örneklere “Ayşe Abla Spor Kulübü” gibi, “bir gecede Türk olan yabancı basketbolcu, futbolcu ve yüzücüler” gibi aslında skandal olan fakat kanun ve yönetmeliklerdeki açıklardan faydalanılarak, etik ve ahlaki değerleri hiçe sayarak yapılmış ve cezasız kalmış Galatasaray uygulamalarını da ekleyebiliriz.

Şimdilerde herkese etik ve ahlak dersi verenler, bugün yine kulüplerinin adının karıştığı basketboldaki sahtekarlık skandalından dolayı aldıkları cezaları Tahkim’e götürerek ceza ve cezaların haksızlığı konusunda savunma yaparak indirim isteme planları yapıyormuş.

Normal şartlar altında aldıkları ceza, yapılan sahtekarlıktan ötürü direk ligden ihraç olması gerekirken bu cezayı almamış olmaları bile başlı başına bir konu.

“Tufan görünümlü CemalGate” sahtekarlık skandalı sonrası, tarihte benzer skandalları olan Galatasaray Spor Kulübü’nün eski başkanlarının ağızlarından da enteresan laflar, inciler dökülmeye başladı.

surencansun

Geçtiğimiz günlerde Ntv’de katıldığı yayında “sahtecilik yapıyorsanız bir amacı olmalı” gibi olağanüstü bir beyanda bulunan Faruk Süren‘in ardından, şimdi Mehmet Cansun‘dan da “bu skandalda Fenerbahçe’nin parmağı, tezgahı var” gibi bir yaklaşım geldi.

Bu iki eski başkanı ve gerçekten bu asil yaklaşımlarını tebrik etmek dışında yapacak birşey yok. ”Kişi ehil olduğu konuda konuşurmuş” denir ya işte. Bize başka şey söyleme gereği bırakmamışlar.

Aslında bütün olan biten gösteriyor ki, Galatasaray değerleri, etiği falan paravanları arkasında asıl can sıkan, moralleri bozan ve aslında Galatasaray’lıların büyük çoğunluğunu küplere bindiren olay yapılan sahtekarlık değil, bu sahtekarlığın gizlenememesi. Olayın adamakıllı şekilde örtbas edilememesi ve skandal şeklinde ortaya çıkması. Olaya gösterilen yaklaşım, alınan cezaya gelen tepkilerden, eski yönetici ve başkanların demeçlerine kadar gerçek acının neden-nereden kaynaklandığını açık seçik belli ederek maskeleri düşürüyor.

baran, Basketbol, kategorisinde yazmış. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , ,

25 Kasım 2009

kidfinger

 

Keita önünden geçen pet su bardağı ile tahrik olur, Fenerbahçe’li bir oyuncu küfür ve yığınla yabancı madde ile olmaz.

Arda itilince tahrik olur, Kinsey yumruk yiyince olmaz.

Hakan Balta gol atınca tahrik olup kol çıkarır, Fenerbahçe’li oyuncu dayak yiyince olmaz.

Galatasaray’lı, bir çocuktan ya da bir parmaktan tahrik olur, Fenerbahçe’li üzerine yağan yabancı madde ve küfürden olamaz.

O gün Adnan Polat ve salondakilerin %90′ının derdi “Fenerbahçe kaidesi”nin acısını çıkarmaktı. Sövmek, dövmek, cinnet geçirmek, ama bir şekilde, herşeyi yaparak kazanabilmek. Tatmin olmak.

abipolay

Ceza alsalar, ligden atılsalar umurlarında bile değildi aslında. Fenerbahçe’yi yenmek tek amaç. ASY’de de aynısı olacak. Kadıköy’de kazanamamanın bedeli ödetilmeli.

Şimdi 1 parmak ve 1 çocuk kışkırttı. Oysa her sene Ayhan Şahenk’de-Ahmet Cömert’te bu da yoktu. Peki o zaman ne kışkırttı? Çubuklu formayı görmek mi? Voleybol salonlarından, yüzme yarışlarına kadar her yerde ısrarla olay çıkartanlar, sahalara, salonlara, havuzlara küfür ve yabancı madde yağdıranlar şimdi de bir parmağa takıldılar? Ya da maçtan önce protokol tribününe üstünde Fenerbahçe formasıyla gelen 8 yaşında bir çocuğa?

Neden tahrik olunduğu çok belli. Fenerbahçe adı yetiyor.

Bahane kapsamındadır. Yavaş yavaş zımnen, belki bir zaman sonra disiplin kurullarına gönderilen savunmalarda alenen ceza indirimi için tahrik kapsamında gösterilir.

baran, Basketbol, Türk Futbolu, kategorisinde yazmış. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , ,

24 Kasım 2009

Lakers – Oklahoma City (22 Kasım 2009)

ebru, Basketbol, kategorisinde yazmış. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , ,

23 Kasım 2009

tbf_nalga

Galatasaray Cafe Crown’a verilen ceza açıklandı da sokaktaki vatandaşın bile aklına takılan sorular cevapsız kaldı. Tirajik şekilde bu skandalı “duymayan”, “atlayan”, “farkedemeyen” basketbol medyası belki bu sefer kaçırmaz:

1. Olaya karışan ve sorumlu gösterilen teknik kadro ve oyuncuya ortalama 2 yıl men cezası verildi. Cemal Nalga, kulübün isteği ve “birşey olmaz, hallederiz” telkinleriyle takım arkadaşının formasını giyip oynadığı için 2 yıl hak mahrumiyeti aldı. Oysa doping yapan ve vücuda normal yollarla girmesi mümkün olmayan bu maddeyi nasıl aldığını açıklayamayan Kerem Gönlüm’e sadece 1 yıl ceza verildi. Kısacası doping yapanlar protokole, hazırlık maçında kimlik değiştirenler cehenneme.

2. Türkiye Basketbol Federasyonu kararını açıklarken şu ifadeyi kullanmış:

17.11.2009 tarihinde Federasyonumuza ulaşan bilgiler üzerine yapılan tahkikat sonucunda Galatasaray CC takımının resmi yazılı dilekçesinin ve ekli belgelerin aksine adı geçen sporcunun 24-26 Eylül 2009 tarihlerinde Almanya’da; EnBW Ludwigsburg ve Deutsche Bank Skyliners takımları ile oynanan hazırlık müsabakalarında Galatasaray CC sporcusu Tufan Ersöz’ün formasını giyerek ve Tufan Ersöz’ün ismi altında oynamak suretiyle fiilen ve resmi müsabaka kâğıdında bu oyuncunun adıyla kaydedilmiş olarak yer aldığı belirlenmiştir.”

Yani “kulübün resmi dilekçesi”, koç Okan Çevik veya takım menajerinin değil.

Yani medyanın bu işi teknik ekibin kişisel hatası olarak göstermek için debelendiği gibi değil.

Farzedelim öyle olsun. Oyak Renault’nun ekimin sonlarına doğru yaptığı itirazı değerlendirirken Galatasaray kulübünden savunma istenmedi mi? Bu savunmayı kim verdi? Altında Galatasaray Kulubü yazmıyor mu? Kimin imzası var?

O savunma, Cemal Nalga’nın bahsi geçen maçlarda oynamadığını Galatasaray Kulübü imzası ile bir kere daha onaylamış olmadı mı? Bu suçu daha da ağırlaştırmadı mı? O zaman bu sahtekarlık nasıl sadece kişilerin hatası olabiliyor?

3. Türkiye içinde yapıldığı söylenen iki maça dair (Istanbul Buyuksehir Belediyespor ve Yesilyurt), Galatasaray’ın resmi internet sitesinde herhangi bir bilgi ve istatistik yok. Söylenenlere göre MHK’den hakem talep edilmiş ve bu hazırlık maçlarına atamalar yapılmış. Olayın özünde “sahtekarlık” varken şüpheye düşen kamuoyuna bu maçların “gerçekliği” ile bilgi ve belge sunulacak mı?

4. Tüm bu komedinin merkezinde oturan ise Galatasaray’dan önce federasyon. Neden mi? Galatasaray Kulübünün, TBF’den veya üst düzey bir yetkiliden hazırlık maçlarında cezanın çekilebileceği onayını aldığını belirttiği unutulmasın. Bu şahıs veya şahıslar kimdir? Yönetmeliklerde net belirtilmemiş, ama bir kaç maddeye baktığınızda da resmi maçları kapsadığı anlaşılan ceza uygulaması hakkında nasıl kişisel olarak böyle bir telkinde bulunabilmiştir? Hadi federasyon bunu gözden kaçırdı diyelim. Ama Oyak Renault ligin ilk haftası itirazını yapınca inceleme başlatıldı. Nedense kararın açıklanması için cezanın ligde denk düştüğü 4 maç beklendi! Yani Galatasaray-Fenerbahçe maçının ertesi günü (sezon öncesi kupa maçlarında kimse resmi itirazda bulunmamıştı). Ve Oyak’ın itirazını reddettiler! Yani “hazırlık maçları resmi maç gibi sayılır” mantıksızlığını, boşluğunu gerekçesiz kabul ettiler.

Bu “durumu örtpas etmek” olarak yorumlanmasa bile ortada görev ihmali var. Zira şart olan soruşturmayı yapmadıkları, yurt dışındaki bu maçları gözden geçirmediklerini, savunmayı veren tarafın yazılı ifadesini yüce makam kelamı gibi kabul ettiklerini gösterir. Bu bir savcının, zanlının avukatının mahkemeye sunduğu delilleri “ya seni yıllardır tanıyorum, iyi çocuksundur, bu kadar yıllık muhabbetimiz var. böyle basit bir konuda yalan söyleyecek değilsin ya” diye geçerli saydığı anlamına gelir.

Peki federasyona cezayı kim verecek? TBF, Nalga ve Galatasaray’ın arkasına sığınıp kendini aklamış mı olacak?

ebru, Basketbol, kategorisinde yazmış. 4 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , , , , ,

26 Ekim 2009

Efes Pilsen, suçlusun !

Efes Pilsen, suçlusun !

Malum, bir aydan fazla süredir bu “skandal” hakkında yazıp çiziyoruz. Hem Cathine özelinde hem de doping vak’aları genelinde bir çok bilgilendirme yaptık. Basketbol Federasyonu tarafından yapılan açıklamada daha önce neler anlattıysak aynen yer alıyor.

“…Doping Mevzuatı’nda da yasaklı maddeler içerisinde belirlenmiş maddeler sınıfında yer alan “cathine” maddesinin belli miktarlarda aynı anda bulunduğu, bu maddenin vücut tarafından üretilen bir madde olmadığı, dışarıdan alındığı kesin olan eksojen bir madde olduğu, ilaç olarak kullanılan bazı maddelerin vücutta metabolizma sırasında cathine oluşumuna yol açmadığı, bu maddenin tedavi amaçlı bir madde-ilaç olmadığı, sporcuların idrarlarında bulunan cathine maddesinin sporcular tarafından tek başına alındığı ve başka bir ilaç kullanımının cathine’nin tespitine yol açmadığı açıkça belirlenmiştir…”

Bununla da kalmayarak, şüphe uyandıran bu durum ile ilgili Efes Pilsen idarecilerine yönelttiğimiz sorular Federasyon tarafından da dile getiriliyor. Ve karşılığında tatmin edici cevaplar alınamadığı belirtiliyor.

“..Efes Pilsen Kulübü açısından konu değerlendirildiğinde, önemli oyuncularından ikisinde az ya da çok miktarda ve eşanda adli ve doping anlamında yasaklı maddeye rastlanmıştır. Bu madde bilinen, satılan, piyasada rastlanan bir madde olmadığı gibi, “cathine” dünyada belli yerlerde bulunmakta hatta ülkemizde bilinmemekte ve tanınmamaktadır…”

“…Cathine maddesinin kura ile belirlenen her iki oyuncuda da eşanda bulunması, diğer oyuncular içinde söz konusu olabileceğini akla getirmekte, hatta sporcuların “farkında olmadıkları” yönündeki ısrarlı savunmaları dikkat çekmektedir. Bu hususta Efes Pilsen Kulübü’ne yazılı soru yöneltilmiş, ancak olayı izah edecek şekilde net ve tatmin edici bir cevap alınamamıştır…

Yani işin bir yönünde, Federasyon Efes Pilsen’in içinde bulunduğu durumun şüpheli olduğu kanaatine varıyor…

Hukuki süreç sona erdiğine göre Sayın Tuncay Özilhan, Fenerbahçeli oyuncuları bir kenara bırakıp, başkanlığını yaptığı kulubün içine battığı “pislik” ile alakalı açıklamalar yapar herhalde…

Devamı…

altug, Basketbol, kategorisinde yazmış. 1 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , ,

26 Ekim 2009

El çabukluğu, marifet...  Kerem Gönlüm'ün cezası bir yıl!

Kerem Gönlüm’ün cezası belli oldu. (Bu vesileyle, hukuki sürecin sonuçlanması geyiği de son bulmuş oluyor.) Bunca süre normalde iki sene hak mahrumiyeti olması gereken cezayı ne yapsak ne etsek de bir seneye düşürsek diye düşünmekle geçmiş meğer.

Türkiye Basketbol Federasyonu Disiplin Kurulu tarafından yapılan açıklamada, verilen hak mahrumiyeti cezasının kaldırılması veya indirilmesi ile ilgili hükümler açıkça belirtilmiş:

1. Doping kuralı ihlaline sebep olan maddenin WADA tarafından yayımlanan Belirlenmiş Maddeler listesinde yer alması,
2. Sporcunun, Belirlenmiş Maddenin vücuduna nasıl girdiğini ortaya koyması,
3. Sporcunun, Belirlenmiş Maddenin performansını artırma veya performansı artırıcı bir maddenin kullanımını gizleme amacını taşımadığını ortaya koymasıdır.

Açıklamanın devamında Kerem Gönlüm’ün durumunun 1 numaralı maddeyi sağlamasına rağmen, Kerem Gönlüm’ün 2 numarayı sağlayacak herhangi bir kanıt ortaya koyamadığı açıkça belirtilmekte. Ancak her nedense vücudun üretmediği ve Türkiye’de bulunmayan bu (metinde böyle telaffuz ediliyor) maddenin iki oyuncuda çıkmasından ve Kerem’in şaşkınlığından (?) yola çıkarak durumun “özel” olduğuna karar vermişler.  Ayrıca Kerem’in temiz sicili de önemli rol oynamış. Sanki bunca ceza alan oyuncuların sicilleri kirliymiş gibi.

Ve hooop! Ne sihirdir, keramet, el çabukluğu, marifet ceza bir yıla inivermiş.

Bu mudur? Budur!

altug, Basketbol, kategorisinde yazmış. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , ,

20 Ekim 2009

Basketbol Federasyonu Kerem Gönlüm davasını bir türlü karara bağlayamayadursun iki kulüp arasında gerginlik tırmanmaya devam ediyor… Bugün (saate bakıyorum da; aslında dün) Efes Pilsen Basketbol Şube Başkanı sert ve doğrudan Aziz Yıldırım’ı hedef alan bir açıklama yaptı.
Öncelikle tabi ki işin bu derece sevimsizleşmesine sebep olan taraf adaleti sağlamakla yükümlü olan ama malesef her iki külübe de bir şekilde gebe kalmış federasyon. Süreç açık, suç belli ama hala açıklanmış bir karar yok. Federasyona koca bir “YUH!”
Türk Sporuna Fayda
Tabi ki Efes Pilsen Basketbol Organizasyonu, Türk Basketbolunda önemli bir yere sahiptir ve tabi ki, basketbolumuzun gelişmesi ve kitlelere yayılması aşamasında önemli roller üstlenmiştir. Yetiştirdiği oyuncular ve teknik direktörler değerli insanlardır. Ancak Tuncay Bey’in gözden kaçırmaması gereken konu, Efes Pilsen’in son on yılda kademe kademe yetiştirici kimliğinden uzaklaştığı ve tamamen yarışmacı kimliğe büründüğüdür.
Fenerbahçe gibi 100 yıllık geçmişe sahip, 9 ayrı branşta toplam 1800′den fazla lisanslı sporcuyu bünyesinde barındıran bir kulüple Türk Sporuna fayda konusunda tartışmaya girmek tabirimi maruz görün “sidik yarıştırmak” anlamına gelmektedir. Kaldı ki her iki kulübün, statüleri, kuruluş motivasyonları ve sağladıkları “fayda” son derece farklıdır.
Fenerbahçe’ye devlet desteğiyle bir arazi tahsis edilmiş olabilir, Fenerbahçe buraya spor salonu yanında gelir getirecek başka projeler de hazırlamıştır. Ancak bütün bu projelerin geri dönüşleri yine Türk sporuna katkı olarak geri dönecektir. Çünkü Fenerbahçe şahıs şirketi değildir. Fenerbahçe kamu faydası için çalışmalar yapmak ve Türk sporunu ileri götürmek amacı ile kurulmuş bir “dernek”tir. Yaptığı harcamalar bir başka işletmenin ödemesi gereken vergilerden düşemediği gibi, harcamalarının vergisini ödemekle yükümlüdür.
Tuncay Özilhan’ın kendisinden beklenen cevapları bir paragrafa sıkıştırıp, geri kalanını devam eden davanın dışında konulardan seçmesi söyleyecek fazla şeyi olmadığını düşündürüyor.
Konunun özü, doping.
Tuncay Özilhan en iyi savunma saldırıdır prensibinden yola çıkmış olsa gerek Fenerbahçe oyuncuları ile ilgili doping dosyalarını gündeme getirerek; “Kaldı ki Aziz Yıldırım önce kulübünün basketbol, voleybol, yüzme ve kürek gibi branşlardaki doping sabıkalarına baksın. Hatırlamakta zorluk çekerse internette yapacağı kısa bir gezinti anılarını tazelemesini sağlayacaktır.” diyor.
Bu açıklamasının yola çıkarak kısa bir gezinti yapalım, hem pek çok forum ve blog sitesinde gözlemlediğimiz bilgi kirliliğinin önüne geçelim hem de Sayın Tuncay Özilhan’ı bilgilendirelim istedik. Belli ki kendisinin araştırması tek yönlü ve üstünkörü yapılmış. Araştırma sonuçlarını okuduğunuzda göreceksiniz ki, doping yaptığı iddia edilen bazı oyuncularla ilgili suçlamalar asılsızdır. Adı Fenerbahçe ile anılan bazı oyuncular ise Fenerbahçe’nin oyuncusu değildir. Suçu kanıtlanan oyuncular 2 yıl ceza almış ve Fenerbahçe ile ilişkisi kesilmiştir. Hiçbir vak’ada oyuncu kendisine verilenler dışında bir madde kullanmadığını iddia etmemiştir. Ve yine açıklandığı kadarıyla hiç bir dopingli madde kullanımında aynı müsabakada, aynı takımdan birden fazla oyuncuda yasaklı maddeye rastlanmamıştır.
1-Kaspars Kambala (Basketbol)
13 Aralık 2006′da oynanan Fenerbahçe Ülker – Aris maçında Fenerbahçe oyuncusu Kaspars Kambala’da yasaklı maddeye rastlandığının açıklanmasından sonra Fenerbahçe Ülker söz konusu oyuncuyu süresiz kadro dışı bırakmıştır. İkici numunesi de pozitif çıkan oyuncunun kullandığı maddenin kokain olduğunun kesinleşmesinin ardından sözleşmesi tek taraflı fesh edilmiştir. Kaspars Kambala 2 yıl ceza almış daha sonra yaptığı savunmada maddeyi kardeşinin ölümü sebebiyle bunalımlı olduğu bir dönemde bir hap ile birlikte bilmeden kullandığını itiraf etmesiyle cezası 14 aya indirilmiştir. Kaspars Kambala bir daha Fenerbahçe forması giymemiştir.
2- Anıl Şenova (Atletizm)
Milli atlet Anıl Şenova’da yasaklı madde efedrin’e rastlanmıştır. Anıl Şenova iki yıl spordan men cezası almıştır. Doping hadisesinin Fenebahçe ile ilişkilendirilmesi üzerine 07 Nisan 2007′de Fenerbahçe Spor Kulübün’den yapılan “Bizim sporcumuz değil” başlığıyla açıklamada şu sözlere yer verilmiştir : “Bazı gazetelerde Fenerbahçeli sporcu olarak yer alan ve yarışmalarda dopingli olduğu tespit edilen Anıl Şenova kulübümüz sporcusu değildir. Adı geçen sporcu 7 ay önce bonservisini talep etmiş ve kulübümüze uyum sağlamadığı gerekçesiyle bonservisi kendisine verilmiştir. Sporcu o haliyle Atletizm federasyonu tarafından Balkan yıldızlar şampiyonası takımında yarıştırılmış ve dopingli olduğu tespit edilmiştir.
Spor kamuoyuna duyurulur” (http://www.fenerbahce.org/fb2008/popdetay.asp?ContentID=7009)
3-Sibel Piroğlu (Yüzme)
Fenerbahçe Spor Kulübü yüzücülerinden Sibel Piroğlu’nda Nerosisteron isimli ilaca rastlanmış, bu durum kamuoyunda Fenerbahçe’li spocu doping yaptı şeklinde aksettirilmiştir. Fenerbahçe Spor Kulübün’den yapılan açıklamada, Nerosisteron’un bayanların özel günlerinde kulladıkları düzenleyici ilaçlar arasında olduğu için Sporcular tarafından kullanımı serbest olan maddeler sınıfında yer almakta olduğu anlatılmıştır. Maddenin kabul edilebilir sınır içerisinde olduğu belgeler ile kanıtlanmış, Sibel Piroğlu aklamış, cezası kaldırılmıştır. (http://www.fenerbahce.org/fb2008/popdetay.asp?ContentID=1278)
4-Gizem Papila (Yüzme)
Fenerbahçe’li milli sporcu Gizem Papila’da kas gelişimine yardımcı olan yasaklı maddeye rastlanmıştır. Gizem Papila 2 yıl spor müsabakalarından men cezası almış daha sonra da aktif spor yaşantısını noktalamıştır.
5-Burak Hascan (Voleybol)
Burak Hascan 21 Nisan 2007′e Norandros Terone kullandığı gerekçesi ile 2 yıl spor müsabakalarından men cezası almıştır. Burak Hascan yasaklı maddeyi tedavi amaçlı kullandığını belgeleriyle kanıtlayınca cezası 10 aya indirilmiştir. 29 Nisan 2008′de yapılan doping kontrollerinde idrar numunesinde yine aynı maddeyi kullandığı belirlenen Burak Hascan bu kez ömür boyu men cezası almıştır. Ne var ki, Norandros Terone maddesi vücuttan 12-18 ay arasında temizlenebilen bir maddedir. Aradan geçen 14 aylık süre içerisinde maddenin kontrolünü yapması gerekirken herhangi bir takip yapmayan Voleybol Federasyonu bir skandala imza atarken, Burak Hascan’ın itirazı tahkim kurulunca haklı bulunmuş ve ömür boyu men cezası iptal edilerek 2 yıl spor müsabakalarından men cezasına çevrilmiştir. Burak Hascan 2008 yılından bu yana Fenerbahçe’nin sporcusu değildir.
6-Özkan Özdek (Kürek)
Fenerbahçe Sporcusu Özkan Özdek hakkıda idrar numunesinde “esrar” maddesine rastlandığı iddia edilmiştir. Oyuncu bu suçlamayı kabul etmediği gibi, Fenerbahçe Spor Kulübü tarafından yapılan açıklamada kulübe bu konuda bir tebligat yapılmadığı, aynı şekilde WADA’nın da bilgilendirilmediği dolayısıyla WADA kanalıyla da ulaşan herhangi bir tebligat olmadığı belirtilmiştir. Federasyona resmi olmayan kanallardan sözlü olarak iletildiği iddia edilen vak’ada bahsi geçen kontrol yarışma dışı süreçte yapılmıştır (Gerçekten yapıldıysa!) Yine aynı iddiada dile getirilen, Özkan Özdek’in başka bir oyuncunun yerine yarıştırıldığı ve yarışmadan men edilmesi için WADA’nın yaptığı baskı Fenerbahçe Spor Kulübü’nden yapılan açıklamada net bir dille yalanlamıştır. Özkan Özdek’in yerine yarıştırıldığı iddia edilen Berk Günbatı ile aynı yaşrışta birlikte yarıştığı organizasyonun resmi web sitesi kaynak gösterilerek açıklanmıştır. http://www.fenerbahce.org/fb2008/popdetay.asp?ContentID=3479
Sayın Tuncay Özilhan’dan söz verdiği üzere konunun üzerine gitmesini, bu skandala kimler karıştıysa Efes Pilsen Organizasyonu’ndan ayıklamasını bekliyoruz. Uzun konuşmasında çizdiği Efes Pilse profiline yakışanı budur…
Final Serisinde Organize Doping İddiası

Basketbol Federasyonu Kerem Gönlüm davasını bir türlü karara bağlayamayadursun iki kulüp arasında gerginlik tırmanmaya devam ediyor… Bugün (saate bakıyorum da; aslında dün) Efes Pilsen Basketbol Şube Başkanı sert ve doğrudan Aziz Yıldırım’ı hedef alan bir açıklama yaptı.

Öncelikle tabi ki işin bu derece sevimsizleşmesine sebep olan taraf adaleti sağlamakla yükümlü olan ama malesef her iki külübe de bir şekilde gebe kalmış federasyon. Süreç açık, suç belli ama hala açıklanmış bir karar yok. Federasyona koca bir “YUH!”

Türk Sporuna Fayda

Tabi ki Efes Pilsen Basketbol Organizasyonu, Türk Basketbolunda önemli bir yere sahiptir ve tabi ki basketbolumuzun gelişmesi ve kitlelere yayılması aşamasında önemli roller üstlenmiştir. Yetiştirdiği oyuncular ve teknik direktörler değerli insanlardır. Ancak Tuncay Bey’in gözden kaçırmaması gereken konu, Efes Pilsen’in son on yılda kademe kademe yetiştirici kimliğinden uzaklaştığı ve tamamen yarışmacı kimliğe büründüğüdür.

Fenerbahçe gibi 100 yıllık geçmişe sahip, 9 ayrı branşta toplam 1800′den fazla lisanslı sporcuyu bünyesinde barındıran bir kulüple Türk Sporuna fayda konusunda tartışmaya girmek tabirimi maruz görün “sidik yarıştırmak” anlamına gelmektedir. Kaldı ki her iki kulübün, statüleri, kuruluş motivasyonları ve sağladıkları “fayda” son derece farklıdır.

Fenerbahçe’ye devlet desteğiyle bir arazi tahsis edilmiş olabilir, Fenerbahçe buraya spor salonu yanında gelir getirecek başka projeler de hazırlamıştır. Ancak bütün bu projelerin geri dönüşleri yine Türk sporuna katkı olacaktır. Çünkü Fenerbahçe şahıs şirketi değildir. Fenerbahçe kamu faydası için çalışmalar yapmak ve Türk sporunu ileri götürmek amacı ile kurulmuş bir “dernek”tir. Yaptığı harcamalar bir başka işletmenin ödemesi gereken vergilerden düşemediği gibi, harcamalarının vergisini ödemekle yükümlüdür.

Tuncay Özilhan’ın kendisinden beklenen cevapları bir paragrafa sıkıştırıp, geri kalanını devam eden davanın dışında konulardan seçmesi söyleyecek fazla şeyi olmadığını düşündürüyor.

Devamı…

altug, Basketbol, kategorisinde yazmış. 8 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , , , , ,



Copyright ©2009. Her hakkı saklıdır...
Bu blog Wordpress ile hazırlanmıştır. Teşekkürlerimizle...

RSS Feed.