9 Mart 2010

Güzide Türk spor medyasında, kendisini bunların arasında en eliti, en müstesnası olarak pazarlama çabası su götürmez bir gerçek olan NtvSpor’da yayınlanıyor “Spor Servisi” programı. Fuat Akdağ ve Mehmet Demirkol’un birlikte yaptıkları programın formatı ağırlıklı olarak günün gazetelerinde çıkmış spor haberlerinin yorumlanması üzerine kurulu klasik bir sabah programı. Neyse işte, bu bilgi amaçlı girizgahı fazla klasik cümlelerle uzatmak gereksiz.

Programın zorlama bir sempatiklik ve snobluk arası sürekli gidip-gelen ve bir yere oturamayan hali, önceden paylaşıldığı-paslaşıldığı çok belli olan fakat çok spontane rastlanıp okunuyormuş izlenimi verilmeye çalışılan haberlere çanak soru-cevapların havada uçuştuğu, haberlerin doğruluğunun ekseriyetle sorgulanmadığı, dedikodu olsa bile okunup imalı yorumlarla ucu açık bırakılan bir Türk spor medyası kendin çal kendin oyna klasiği. Devamı…

baran, Medya, kategorisinde yazmış. 2 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , ,

9 Mart 2010

Maç anlatımlarındaki taraflılığın herhalde ayyuka çıktığı günlerdeyiz. Dün Eskişehirspor – Galatasaray maçını izleyenler bir ara kendilerini Gs Tv’de hissetmiş olmalılar. Okay Karacan’ın Trt’de anlattığı efsane Galatasaray – Antalyaspor maçından sonra, o etkiyi yaratmasa da Melih Şendil’in performansı hafızalarda hatırı sayılır bir yer edecektir.

Dün özellikle spiker Melih Şendil’in (orijinal haliyle “speaker” yani, “commentator=yorumcu” değil) maç anlatımı sırasında pozisyonları seçerek, kafasına göre yorumlaması hangi kalıba sığdırılabilir? Eskişehirspor’un 2 adet elle oynama pozisyonunu tüm maç boyunca diline dolayan, pozisyonlar yaşandığı anda bu pozisyonlara “direk elle oynama, hakem yanlış karar verdi” yorumuyla kendince nokta koyan, ekran başındaki izleyiciyi anlattığı maçla yönlendiren Melih Şendil… Devamı…

baran, Medya, kategorisinde yazmış. 2 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , ,

2 Mart 2010

İBB – Fenerbahçe maçının meşhur pozisyonu… Guiza gole giderken çekilir, Fırat Aydınus faulü tespit eder. Ve olması gerektiği gibi kırmızı ile degil, sarı kart ile cezalandırır… Maç sırasında, kendi aramızda şakalaştık. Fırat Aydınus, Guiza nasılsa golu kaçırır diye düşündü, o sebepten kırmızı kart vermedi herhalde dedik. Pozisyonun “iyi niyet” çerçevesinde mantıklı bir izahı yoktu çünkü.

Ama bir spor yazarının olayı ciddi ciddi bu şekilde açıklayabileceği aklıma gelmemişti doğrusu. Hele ki Mehmet Demirkol’un…

Buyrunuz neler yazmış zat-ı muhterem; Devamı…

altug, Medya, kategorisinde yazmış. 8 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , ,

2 Mart 2010


(UEFA Avrupa ligi maçlarından sonra yazılmıştır)

Fenerbahçe-Lille ve Galatasaray-Atletico Madrid eşleşme sonuçlarını yorumlayacağım. Yani medyanın putu ile elleri zevkten kaşınarak taşladıkları şeytanın takımlarına göz atacağız.Ama müdahale etmek gereken tirajik bir durum var: Galatasaray-Atletico Madrid karşılaşmasının, medyanın ikiyüzlülüğünü afişe etmesi.

Bugün radyo, televizyon ve gazeteleri, nereyi açarsanız açın ilk ve ağırlıklı olarak duyacağınız tek şey “hakem yaktı, o penaltıyı vermedi Galatasaray elendi”.

İzlediğini anlamayan, anlık düşünen veya kulüplere yakın olan isimler olsa sorun yok.  Ama “Hakem konuşmamak lazım, hakemleri bahane etmemek lazım, ben prensip olarak hakemleri konuşmam, eee ne var ki bunda verse de olur vermese de olur” diyen tarafsızlar (tabi işlerine gelince), yabancı takımları, futbolcuları, teknik adamları, sistemleri öven, örnek gösteren okumuş etmişler işin içine girince var. Devamı…

ebru, Medya, kategorisinde yazmış. 1 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : ,

3 Ocak 2010


29 Aralık’ta “Racon ve 2010” başlıklı bir yazı yazmış, ana fikri basketbol özelinden anlatmaya çalışmıştım. Tesadüf bu ya henüz bir hafta bile geçmemişti ki,  tam da bahsettiğim gibi bir örnekle karşı karşıyayız…

Fenerbahçeli olduğunu bildiğim, blog’unu neredeyse açıldığı günden beri takip ettiğim ve basketbol bilgisine inandığım Anıl Aksaç, nam-ı diğer Salsabasket, Aliağa Petkim – Fenerbahçe maçını yorumladığı yazısında teknik detayların arasında Aliağa Petkim’in hakkının yendiğini düşündüğü iki hakem kararına değinmiş. Kritiğinin sonunda da Halil Üner’in hakem ve -son derece düzeysiz bulduğum- Tanjevic eleştirilerine yer vermiş. Ancak aynı kritikte maç içinde Fenerbahçe aleyhine yapılan hakem hatalarına ve maç sonunda Nedim Karakaş’ın ve Bogdan Tanjevic’in hakemler hakkındaki görüşlerine yer vermemiş.

Hakem hataları ile ilgili düşünceler “yorum”dur. Hele ki tekrarını izleyemediğimiz pozisyonlar için söylenenler ancak tahmin olabilir. Size göre hakem hata yapmıştır, bana göre yapmamış olabilir dolayısıyla yazılacak her türlü görüşe saygım var. Ancak maç sonrasında taraflardan birinin demecini aktarıp, karşıt görüşü vermezseniz tarafsız haberci kimliğinden uzaklaşmış olursunuz…

Yine de buraya kadar normal diyelim…

Ama yetinmemiş sevgili Anıl; Devamı…

altug, Medya, kategorisinde yazmış. 2 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , ,

29 Aralık 2009

Türkiye’deki tüm futbolcular bitti. Devir Alex’i takım arkadaşlarıyla kıyaslama devri…

Bakınız Hıncal Uluç ne diyor; “Özer 4 Alex eder !”

Bu kez, fikre matematiksel mantık ile yaklaşalım dedik…

altug, Medya, kategorisinde yazmış. 3 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , ,

21 Aralık 2009

Yetişkin, iri bir tavşan saatte 55 ila 70km sürate ulaşabilir.

Yetişkin -iri- bir tavşan saatte 55-70km sürate ulaşabilir.

Malum, Alex, medyamız ve spor yöneticilerinin gözünde bir ölçü birimi. Türkçemizde övgü sözcüklerinin köküne kibrit suyu döküldüğü için ancak Alex sabitli formülasyonlar ile derdimizi anlatabiliyoruz. Bu incilerden en yenisi Güvenç Kurtar’a ait. Kendisi Trabzonsporlu Alanzinho’yu överken “Alex’in hızlısı !” tanımını yaptı.

Biz Fenerbahçe’liler başka takım oyuncularına pek öykünmeyiz. Veya kendi beğenimizi – değerlerimizi – anlatırken rakip takımların değerlerinden uzak durmaya çalışırız. Doğrudur; bir kesim yıllarca “Hakan Şükür” tipli forvet aramıştır da bir Fenerbahçeli çıkıp, Aziz Pierre için, Hakan’ın iyi freekick atanı dememiştir mesela.

Nitekim Alex’de de benzer davranışları görüyoruz. Çokça şahit oldum; kendisinden teknik direktörünü değerlendirmesi istendiğinde, Alex hiç bir zaman “Güvenç Kurtar’ın daha bilgilisi” demedi. Ya da “Sinan Engin’in prensiplisi.” Ha keza Daum ve Zico karşılaştırmalarını çeşitli korelasyonlar ile açıklamaya çalışmadı. Kelime dağarcığını kullandı. Hocalarının farklı yönlerinden bahsetti.

Spor yorumcularımıza son bir kez ricada bulunalım; Alex’i rahat bırakın.

Tavşan mı? Yetişkin ve iri bir tavşan tehlike anında muhtemelen Alex’ten çok daha hızlı koşacaktır.

altug, Medya, kategorisinde yazmış. 4 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , ,

18 Aralık 2009

confused

Düşünün ki, dün geceki Fenerbahçe – Sheriff Avrupa Ligi mücadelesini izlemediniz. Sabah bir iki gazeteye göz atıp “takım nasıl oynamış, nasıl bir maç olmuş acaba?” diye fikir sahibi olmak istiyorsunuz.

Sabah gazetesi alıyorsunuz, bir Galatasaraylı, Levent Tüzemen maçı yorumlamış. (Olur olur… Senelerin spor yazarı. O yazmayacak da kim yazacak?)

“Daum’un rotasyona gidip şans bulamayan oyunculara yer vermesi çok doğruydu. Rotasyonlu Fenerbahçe, temposu, yüksek mücadele gücü, hücuma dikine ve çabuk çıkışı ile göz okşadı. Futbolcular, Sheriff maçını ciddiye alarak, keyif vererek oynadı.

Özer, Semih, Uğur Boral ve Güiza’dan oluşan hücum hattının birbirleriyle yaptığı pas alışverişi çok uyumluydu. Uğur’un golde topa vuruşu mükemmeldi. Daum sezon başından beri Uğur Boral’a haksızlık ettiğini herhalde Sheriff maçında anlamıştır. “

Ohhh ohh… Keyfiniz yerine geliyor. Takım şiir gibi top oynamış yahu !

Devamı…

altug, Medya, kategorisinde yazmış. 1 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , ,

15 Aralık 2009

mass-media-censorship

Az önce Şekip Mosturoğlu, Colin Kazım hakkında iki gündür yapılan “şike” haberleri hakkında Kanaltürk’te Türkiye’ye ve yozlaşmanın ziresine vurmuş medyaya hukuk ve gazetecilik ahlakı dersi verdi. Birkez daha Türk medyasının artık tek felsefesinin manşet fetişistliği ile önüne gelene, elinde yeterli bilgi olmadan,sağdan soldan gelen dedikodular,planlı haberler,masa başı senaryoları ile çamurlar atmak olduğunu ortaya döktü. Devamı…

ebru, Medya, kategorisinde yazmış. 1 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , ,

29 Kasım 2009

seyho

Barcelona – Real Madrid maçı sonrası kanal zaplarken çıktı bu vatandaş karşıma.

Adı Mehmet Şeyho‘ymuş. 

Adına Samanyolu Tv denen kanalda bir programda konuşuyordu. Bugün trafik kazası geçiren Fenerbahçe’li Colin Kazım Richards için söylediği sözler tam tabiriyle yenilir-yutulur cinsten değil. Aynen aktarıyorum:

Besiktaş maçından sonra disiplin kurulu cezasını verdi, bugün de allah cezasını vermiş “.

Bu millete karşı azıcık bir aidiyet hissediyorsa yapacağı en hayırlı iş bu ülkeden çekip gitmesi olur “.

Hafif ırkçılığa bulanmış yurdum medyası hakaretlerini ve nefret yorumlarını izlediniz.

Söyleyecek söz bırakmıyorlar.

baran, Medya, kategorisinde yazmış. 6 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , ,

29 Kasım 2009

fb_ksm_1

Daum iç savaş yaşarken (Fenerbahçe-Kasımpaşa, 28 Kasım 2009)

 

Teknik direktörler bildiklerinden, inandıklarından vazgeçerse Türkiye’de sonuçları ağır olur. Taviz vermeye başlar, sağlam duramazsanız sistem sizi unufak eder.

Yorumculardan ve o yorumcuların dolduruşuna gelen yönetici ve yakın çevrelerinden ne kadar etkileniyorlar bilinmez. Baskı altında kaldıkları için mi başka şeylere yöneliyorlar, bilinmez. Belki de hakikaten kendi kararları. Ama Rijkaard’ın haftalardır, Daum’un da Kasımpaşa maçındaki “ters” halini başka türlü açıklayamıyorum. 

Rijkaard, başından beri riskli tercihti. Oynatmaya çalıştığı şey riskliydi, hele Türkiye gibi futbola bakışı ve uygulama altyapısı güçlü olmayan bir ülkede. Yine de, ne olursa olsun inandığını yapıyordu. Gelir gelmez “Arda ortada oynayacak” dedi. Hiç kimsenin aklına gelmeyen, ama bir o kadar da doğru karardı. Onun kanat adamlığından fazlasını yapacak kapasitesi olduğunun farkındaydı. Medya ahalisi ise “olmaz” diye çığlık çığlığa tepesini gagalamaya başlamıştı. Rijkaard’ın beklemediği ise gökten düşürülen Elano idi. Planlarında yoktu. Ama Elano ikinci adam olamazdı, kanatta oynamak veya kulübede oturmak için gelmemişti. Her maç yazıldı çizildi, derken birden Avrupa kupası maçında ilk 11′e girdi (Galatasaray-Sturm Graz: 1-1). Hem de orta sahada, esas oğlan olarak, Arda kanada çekildi. İşte kopuş orada başladı.

gs_graz

Galatasaray'ın Sturm Graz maçı 11'i (1 Ekim 2009)

 

Ardından “Galatasaray çok pozisyon veriyor, 3. defansif orta saha adamını koy” dırdıları yükseldi. Neredeyse tüm yorumcular aynı şeyi yazdı çizdi. Ezbere. Rijkaard’ın felsefesine ihanet etmesini istediler. Kendi anti-futbol güdüklüklerini satmaya çalıştılar. “Takım savunmasını düzeltmek için savunma ağırlıklı adam sayısını artır” düz mantığını satmaya çalıştılar. Sakatlıklar, eksikler, belki biraz da mecburiyetten onların istediğini yaptı Rijkaard ve Neeskens. Galatasaray galip geldi ve hemen koltuklar kabardı. Onlar akıl vermişti, hoca yapmıştı ve haklı çıkmışlardı. Artık Galatasaray rayına oturmuştu.

Ama öyle olmadı. Takip eden her maç daha da kötüye gitti. Takım en iyi yaptığı şeyi bile unuttu.

db_gs_2

Medyanın hayalindeki orta saha: Barış-Ayhan-M. Topal (Diyarbakırspor-Galatasaray, 8 Kasım 2009)

 

Galiba Daum da “büyü” katılmış atmosferden etkilendi. Gerçek futbolu, uzun vadeli planları, futbolcuları idare etmenin kağıda isim yazmak olmadığını medyaya anlatmaya çalışan biri, hiç beklemediğimiz zamanda beklemediğimiz denemeye gitti: İç sahada, kolay gol yiyen rakibe karşı çift forvet. Ama işte o ekstra ikinci golcü, onların yerine sızan Alex’i, kanattakileri, defansın önündekileri, kanatlar yüzünden stoperleri karman çorman etti. Takımın aklı gitti. İlk 45 dakikayı telafi edebilecekleri umudunu veren tek isim Mehmet Topuz’u da ikinci yarı başında sahadan çekince Daum’a kesinlikle “kara büyü” yapıldığına inandık (haaa Daum toparlar, işini bilir. Hatta Fenerbahçe’yi 2 golcü ile oynayacak kurguya da getirir, öğretir. Ama zaman alır).

Neyse, kısacası yorumcuların yıllardır gelene gidene yaptığı “çift forvet” çığırtkanlığı toprağa gömüldü.

Tabi ki defalarca haksız çıkmaktan rahatsız olmazlar. Aksine o akşam daha önce unuttukları yeni bir “koşul” keşfedip ileri sürerler. Mesela diyebilirler ki “ee kardeşim Emre varken deneyeceksin bunu, Selçuk ile değil”.

Hep kaçacak yan yol bulurlar. Arkalarını toza dumana boğarak…

Bir de savuştururlar: “Sadece yorum yapıyoruz. İşimiz bu. Ne hükmümüz olur. Yönetici bizim dediklerimize göre mi karar veriyor. Teknik direktör niye bizi dinlesin ki” 

Yoook, kazın ayağı öyle değil işte. Futbol izleyicisinin ve taraftarın zaafları üzerine oynayarak prim yapıyorsanız sorumlusunuzdur. 

Yorumlar tutmayınca işi “hocanın kellesini kes, onu bunu kadro dışı bırak, ruhsuzlar, paragöz topçular”a getir. Onlar kovulunca 3 gun sonra başkalarını suçla takımı satıyor diye…

Çift forvet mazoşizmi yarat, Zico’nun, onun bunun altını bombalarla doldur. Herkesi doldur. Taraftarı yönetime baskı yapmaya zorla, yönetimlerin taraftar gibi düşünme karakterini azdır…

Sonra da hiçbir şey olmamış gibi devam et. Ne güzel!

Yıllardır teknik direktör, futbolcu, yönetici bedel öder; bir tek medya işlerin içinden sıyrılır. Daha da güçlenip semirerek hem de. Bu dürüstçe değil, ahlaklı değil. Adil değil.

Yıllardır gördük ki neredeyse tüm yorumcuların teknik ve taktik konulardaki iddialarının çoğu patlıyor, çürütülüyor, çöküyor. Sürekli yanılıyorlar. Henüz bir tanesinden özür ve özeleştiri okuyup duyamadık, kızarmış yüz göremedik. Kastettiğim Ziya Sengüller,  Gökmen Özdenaklar değil. Medyanın “collage boy”ları.

Hal böyle olunca onların aklıma girmesine izin vereceğime Aragones’i dinlerim! Sonucunun iyi olmayacağını bilsem de Rijkaard’ın inandığını yapmasını beklemeyi tercih ederim.

Bu ülke çok konuşan, kadınlardan çok dedikodu yapan, ama futboldan anlamayan erkekler cehennemi…

NOT: Daum, maç sonu basın toplantısında “Hafta içinde birçok futbolcuyla bazı görüşmelerimiz oldu. Hemen hemen tüm futbolcular, iki forvet ile başlamamızı istedi. ’Daha fazla pozisyon yakalarız, tehlikeli oluruz’ diye düşünceleri vardı.Hem sakatlık, hem cezalılarımız vardı. Hem de futbolcularımızın isteğine göre iki forvet artı Alex ile çıkmak istedim. Ama umduğumuz gibi olmadı maalesef. Nedenleri budur. Sonuçta bu yenilgiyi 2 veya 3 forvete bağlamıyorum” dedi. Demek ki futbolcuların ipiyle de kuyuya fazla inmemek lazım! Ama son karar da senindi. Bildiğinden şaşma Daum. Geçmişte de reddeden bünyeler eninde sonunda planı anlayıp uydu, kabuletti, öğrendi.

ebru, Medya, kategorisinde yazmış. 1 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , , , , ,

28 Kasım 2009

vatan

Haber Vatan gazetesinden de, bu nasıl içeriktir?

Evet taraftarların maç sonu kötü performansa, takıma, oyunculara tepkileri haber olur genelde, bunu garipsemek yersiz. Fakat özellikle tırnak içine küfürleri yazmak da neyin nesi?  Laf atıldı, eleştirilere – tepkilere maruz kaldı, hadi illa küfür olduğunu belli etmek istiyorsan, hakaret ya da küfürlere maruz kaldı falan yazar geçersin. Küfürü noktaladın bir kere yazdın, sonra neden tekrar ediyorsun? Üçüncüsünde de he-ce-le-ye-rek yazılsaymış, olmamış.

Sanki haberi yazan Sabri’ye kendi iletmek istediklerini, gönlünden geçenleri yolluyor gibi. Ben bu rezillikten başka birşey anlayamıyorum. Sıfırcı Sabri başlığı ve performansıyla hedef gösterilmiş zaten. Biz küfürleri de yazdık hazır, bir de okuyan sövsün hesabı. “15′te 1 orta”, saldırın. Hem sonrasında otobüse yönelen oyunculara da hakaret edildiği belirtilmiş fakat detaylıca yazılmamış bunlar. Ve haber son derece üzgün bitmiş, çünkü sarı-kırmızılı oyuncular bunlara karşılık vermeyince bir facia atlatılmış. 

Medya öyle bir hal almış ki, olay çıksın diye araya provokatör sokup küfür ettirir.

Bugüne kadar yapmadıkları ne malum zaten …

baran, Medya, kategorisinde yazmış. 1 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , ,

26 Kasım 2009

101

Özellikle 2000′lerden sonra sert, sözde orta sahayı ön plana çıkaran ama orta saha inceliğini arkaya iten, rakibi bozma ve durdurmayı “modern futbol” diye yutturmaya çalışan bir yorumcu profili çıktı. Türevleriyle beraber…

Yıllardır televizyon ve gazetelerde yapılan pompalamalar ile ligdeki diğer takımların, Türk teknik direktörlerin, futbolcuların akıllarını çelmeyi başardılar. Takımlar hücum futbolu oynamayı unuttu. Futbolcularımız hücum etmeyi unuttu. Rakip yarı sahaya geçtiklerinde nasıl atağa çıkacaklarını unuttu. Kimse hücum setlerine kafa yormadı. Çalışmadı. Yenilik peşinde koşmadı. Zira işin kolayı vardı: Yerleştir bir tane daha defansa yönelik orta saha, kilitle, kimse birşey üretemesin, sen de al puanı git. Ne gereği var iki yönlü top oynayan takım yaratmak için çabalayıp risk almaya, acı çekmeye, işsiz kalmaya?!! Bak bunu yaptın mı bir de övgü alıyorsun medyadan.

gokcedemirkolurundul

Eğer Türkiye ligi, yorumcuların çoğunun iddia ettiği kadar kötü ise (ki asla katılmıyorum) önce suyu nasıl zehirlediklerine bakmaları lazım. Kendilerini ve söylediklerini “Tanrı” ve “Tanrı kelamı” mertebesine taşıyan egolarını indirmeleri lazım.

Bunları niye mi yazıyorum? Barcelona yüzünden.

Türkiye içine ve özellikle Fenerbahçe’ye geldi mi “koy orta sahaya bir savunma ağırlıklı adam daha, istediği kadar düz olsun farketmez. Veya deplasmanda bu bölgeyi üçle” diye milletin (ve Rijkaard’ın) başının etini yersiniz.

Size göre modern futbol ancak böyle oynanır.

Ernst ve Fink’i merkeze oturtan, sert oyun anlayışı ile rakibi sadece “durdurmaya” motive olmuş anlayışı översiniz (bu tek maçlık tercih olsa sorun yok, ama değil. Ernst ve Fink’in de şahıslarına lafımız yok). Geride beklemeyi, anti-futbolu taktiksel dehaya çevirirsiniz.

fbsev

2 sezon boyunca herşeyi göze alıp, asla geri adım atmayan Zico’nun “guzel oyun, rakip kim olursa olsun hep kendi oyununu oynama” felsefesini bir gün bile takdir etmezsiniz.  Övemezsiniz.  Guardiola ve Barcelona’yı anlattığınız kadar Fenerbahçe ve Zico’yu anlatmazsınız. Anlatmak işinize gelmez. Aksine Zico’yu aşağılarsınız, küçümsersiniz.

Cümle aleminiz “bak bu Chelsea, haddini bil, kork, Deivid’i kes, orta saha savunmasına ilave adam koy” dersiniz. Şişmiş egolarınız defalarca patlatılır, ama anlamamazlıktan gelirsiniz. Laflarınız ve çamurlarınız attığınız yerde kalır. Kimse kendisini aklayamaz.

Sonra da dönüp Barcelona ve Guardiola’ya methiye düzmekten lügatta kelime bırakmazsınız. Sanki yukardaki ülke futbolu güdüklüğünün mimarı değilmişsiniz gibi…

messiag3

Oysa herşeyi bu kadar işgal eden yazılarınızı ve dillerinizi, teknik direktör ve futbolculara cesaret vermek ve Lucescu tarzı ile yumuşattığınız 2004 Yunanistan futbolu pompanızın yerine “alternatifiniz var, imkanlarınız kısıtlı da olsa pozitif futbola hizmet edebilirsiniz, biz sizin arkanızdayız” demek için kullansanız herşey farklı olabilirdi.

ebru, Medya, kategorisinde yazmış. 2 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , , , , , , ,

25 Kasım 2009

guntekinburcu

Yaptığı işte acemi olduğunu her haliyle belli eden Burcu Esmersoy, geçmişten günümüze spor haberlerini sunmaya çalışırken yaptığı gaflarla, hatalarla sık sık gündeme gelen bir isimdi. Şimdi bunlara bir yenisini daha eklemiş.

Bir program yapıyor Ntv’de “Spor Aşkı” ismiyle. Daha önündeki yazılı metni doğru düzgün okuyamayanlara bir de spor programı yaptırırsanız sonuçlarına katlanmanız da gerekir bazen. Aslında buradaki sorun artan popülaritenin egoya etkisi kapsamında da değerlendirilebilir. Olay şundan ibaret:

Burcu Esmersoy, Ntv stüdyolarında sunuculuğunu yaptığı programda, şampiyonluk sevinci sırasında kafası antrenörünün attığı kupayla yaralanmış olan tekvandocu kızla ve antrenörüyle canlı bağlantı yapıyor. Ve coştukça coşuyor.

Canlı yayındaki durum, karşısındakinin konumu, yaptığı ya da yapmadığı ne olursa olsun, Burcu Esmersoy’un o müstesnalığıyla övünen, dillere destan Ntv ve Ntv Spor ekibinin canlı yayınında kullandığı dil, inanılmaz üstten bakan kibirli tavır ve sorularla, karşısındakinin ağzına laf tıkamak için “hı hı”, “tabi tabi”, “evet evet”, “yaaani”lerle dolu bir jargon kullanarak ilginç – eğreti laf sokmalarla, karşısındakileri aşağılama şovuna dönüştü. Valla helal olsun.

İzleyiciye neredeyse şu olan biteni savunduracak kadar itici, baştan aşağı ukalalıkla donanmış bir canlı yayın performansı. Çünkü burada sorun, karşısına kendisine göre sıradan konumunda değerlendirebileceği insanlar çıkınca patlarcasına şişen egosunu tatmin eden, kendisine hem savcı hem hakim görevi biçen, toplumda doğru ve yanlışı belirleyen büyük spor duayeni şeklini almaya çalışan sunucu Burcu Esmersoy. İzlemek isteyenler şöyle buyursun:

http://video.ntvmsnbc.com/?307264#v136179083236166047217166178181106223223117121071

baran, Medya, kategorisinde yazmış. 3 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , ,

11 Kasım 2009

fgfhg

Maraton.com.tr web sitesinden bu manşet. Robert Enke’nin intihar etmesini bu şekilde girmiş maratoncular.

Bir hit uğruna ne manşetler atılıyor…

Tam manasıyla t(i)rajik.

İşte habercilik, işte Maraton. Son derece yakışmış kendilerine. “Seksi fotoğrafları için tıklayınız” gazeteciliğinin bir başka boyutu. Cenaze haberini falan verirlerse bunu da bekleyebiliriz kendilerinden aslında, şaşırtmaz. Zemin kat seviyesi ne de olsa.

baran, Medya, kategorisinde yazmış. 2 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , ,



Copyright ©2009. Her hakkı saklıdır...
Bu blog Wordpress ile hazırlanmıştır. Teşekkürlerimizle...

RSS Feed.