4 Eylül 2010

Dertleşsen dert, dertleşmesen dert.
Ebru aşağıdaki post’ta Hürriyet gazetesinden alıntı yaparak “Neden?” diye sormus…
Milliyet gazetesine ise, “dertleşme toplantısı” şu şekilde yer alıyor:
“Alex ile aramızda sorun olduğu şeklindeki iddialar herkes için verimli bir konu olarak gözüküyor. Benim hiçbir oyuncuma karşı önyargım, insani olarak hiçbir problemim olmaz. Alex’in sitesinde yaptığı açıklamayla ilgili hangi görüşlerime katılmadığını bilmiyorum. Herkesin her konuda bir görüşü vardır, herkes aynı görüşte olmayabilir. Ama ben karar vericiyim, oyuncuların benim kararlarıma her zaman katılmalarını bekleyemem. Ama benim kararlarıma saygı göstermelerini beklerim…”
Gelelim “Çünkü” kısmına…
Çünkü Aykut Kocaman “Fenerbahçe’deki iletişim zayıf, kulüpten daha sağlıklı bilgi akışı olması gerekiyor” diye düşünüyor.
Anlaşılan sportif direktörlüğü sırasında gözlemlediği problemlerden biri de iletişimsizlik olmuş. Bu tespit şüphesiz doğru. ”Eğer kendimizi anlatmayı doğru başarırsak, spekülasyonların önüne geçeriz” diye umuyor…
İletişim kanallarını açık tutmak hata değil, aksine kulübün en çok eleştirdiğim noktalarından bir tanesi “dilsiz” olması. Olaylar karşısında tepki vermeden susup beklemesi ve iş işten geçtikten sonra konuşması.
Çünkü Aykut Kocaman yeterince politik değil…
Fakat bu dertleşmeleri üstlenen kişinin (ki bu durumda Aykut Kocaman’ın) karşısındaki grubu çok iyi tanıyıp, 10 düşünüyorsa 1 söylemesi lazım.
Gündem oluşturmayı ve daha önemlisi değiştirmeyi bilmesi gerek. Politik cevaplar verebilmeli.
Çünkü Aykut Kocaman samimiyetin ölçüsünü kaçırıyor… İlk aklına geleni söylemesi hata.
Aykut Kocaman Young Boys maçı sonrası stratejik bir hata yaptı. Taktik değişikliğini açıklamaya çalışırken geçmiş dönemlerin muhakemesine girerek ve amacını aşan (ithama varan) sözler kullanarak “ısıtılmaya hazır bekleyen” bir problemi ateşe koydu ve hatta yüksek ateşte kaynatmaya başladı.
Basın ocaktaki problemin altını kıstırmamak için elinden geleni yapıyor.
Üzerinde tartıştığımız “dertleşme toplantısında” Alex konusu yeniden gündeme getirilmiş olmalı ve herhalde Young Boys maçı sonrası “Sadece topun peşinden koşuyoruz, organize değiliz” mealindeki açıklamalarına gönderme yapılmış… Buna Aykut Kocaman’ın cevabı kısaca “Alex’in ne dediğini bilmiyorum” olmuş ve belli ki, yeni bir açıklamadan bahsedildiğini sanmış… Çünkü Aykut Kocaman, Alex’in problem edilen demeci ile ilgili olarak “Alex doğru söylüyor” demişti.
Hal böyleyken Aykut hocanın gardını alması gerekiyordu. Bahsedilen konunun ne olduğunu anlamaya çalışması ve konuyu bir daha açılamayacak şekilde kapatması gerekiyordu.
Çünkü Aykut Kocaman basınla kurmaya çalıştığı diyaloğu, oyuncularıyla kuramıyor.
Ne demek istediğimi daha net anlatmak için 30.08.2010 tarihli Alex açıklamasına göz atmanız yeterli:
“Kariyerim boyunca hiçbir zaman teknik hocalarla problem yaşamadım. Kulübün ve takımın içinde ki hiyerarşiye çok büyük saygım vardır. Tabii ki benim de kendime ait düşüncelerim var. Şu kadarı var ki antrenörüm Aykut Kocaman’a büyük saygı duyuyorum ve kendisinin benden istediklerini yapabilmek için gayret gösteriyorum. Geçen bazı maçlarda aldığı kararlardan dolayı bazıları aramızda problem olduğunu söylediler. Ancak böyle bir şey olamaz. Çünkü sonuçta takımın antrenörü o ve kendi düşündüğü ve planladığı şekilde takımı hazırlayıp sahaya sürecektir. Bu durumda ben takımın bir parçasıyım ancak dokunulmaz değilim. Ve bu süreçte aldığı kararlardan dolayı benden yana hiçbir zaman problem olmayacak. Ben eğer gerekli görüldüğü sürece takımın başarısı adına her zaman hazır olacak ve yapabileceğimin en güzelini ortaya koyacağım.”
“Hocamın kararlarına saygılıyım” diyen bir oyuncu hakkında” benim kararlarıma saygı duymak zorunda” diye açıklama yaparsanız, haksız olursunuz.
Takımla kurmuş olduğunuz ilişki sorgulanır.
Çünkü Aykut Kocaman her kaleme eşit mesafede duramıyor veya dedikoduların önüne geçemiyor.
Kamuoyunda bir algı oluştu. Aykut Kocaman’ın yakın olduğu bazı kalemler olduğu ve sürekli onlarla görüş alışverişinde bulunduğu, dertleştiği söyleniyor… Halil Özer ve Tamer Bağlan bu iddiaları en net dile getiren isimler olmuştu. Aykut Hoca’ya yakın olduğu söylenen Altan Tanrıkulu, iddiaları yalanlamak zorunda kalmıştı. Aykut Kocaman’ı çok beğendiğini ve inandığını fakat zaman içerisinde yaptığı roportajlar dışında baş başa görüşmediğini yazmıştı. Ha keza Ercan Saatçi de, PAOK maçı öncesinde Aykut Kocaman ile konuşmadığını, ilk 11′i doğru tahmin etmesinin sebebini Aykut Hoca’yı iyi tanımak olarak göstermişti.
Doğru veya yanlış, adı üstünde dedikodu. Ve bu dedikoduların önüne geçilmesi gerekiyor. Zira bu durum, söz konusu toplantılarda yer alamadıkları için kızan basın mensupları maksatlı haberler yapmasına, bilerek yıpratmasına kadar varır.
Özetle Aykut Kocaman’ın basınla ilişkilerini gözden geçirmesi gerekiyor.
Şu anda problem Alex gibi görünüyor olabilir (maalesef Aykut Kocaman malzemeyi verdi) ama aslında problem basının fokurdatacak konu arayışı… Yarın öbür gün başka isimler de kaynamaya başlarsa, samimiyet politikası ters teper.
Aykut Hoca; tespit doğru. Bilgi alışverişi güzel, dertleşme toplantıları yararlı olabilir. Ama uygulamaya dikkat etmek, ölçülü olmak, politik olmak şart.





Bu konu üzerinde durmak gereksiz. Aykut Hoca’yı can-ı gönülden destekleyen biri olarak bu tartışmanın kapanmasından yanayım.
Aslında sorunun Aykut Hoca’daki iyi niyet olduğu da ortada. Sorulara artniyetsiz cevap veriyor.Ama karşısında onun sözlerinden uzun uzun tartışmalar çıkaracak gazeteciler var.
Hem Aykut Kocaman’ın hem de Alex’in bu konuda işi zor; çünkü durmadan olmayan bir yarayı kaşıyorlar.
Bir taraftar olarak rahatsız oluyorum bu durumdan.