14 Ekim 2009

12 Ekim Pazartesi, “Daum’un harcanan gençleri” başlıklı araştırma yazımız sebebiyle Sabah Gazetesi yazarı Gürcan Bilgiç’e konuk olmuşuz. Her ne kadar sitemizin ismini anmasa da (neden ki?) kısa bir süre içerisinde beklediğimizin de ötesinde fazla kişiye ulaşabilmek hoşumuza gitti. Bunlardan biri de tabi ki; Gürcan Bilgiç.
Ancak konuyu ele alış şekli için aynı kelimeleri kullanamayacağız maalesef. Şöyle diyor Gürcan Bilgiç;
“Sevgili Mehmet (Demirkol) bu yönde bir yazı kaleme aldıktan sonra, Mustafa Kocagül isimli okuyucumdan bir mail geldi. Bir spor blogunda aslında Daum’un ne kadar çok genç yetiştirdiği yönünde örnekler veriliyordu. Çok güldüm.“
Her ne sebeple olursa olsun, insanları güldürebilmek güzel bir şey… Ama keşke, güldürürken düşündürebilseydik de.
Çünkü, birazdan inceleyeceğimiz yazısı, yıllardır futbolun içinde olan, köşesinden ve televizyon ekranlarından milyonlara ulaşabilen popüler bir spor yazarının yapmaması gereken hatalarla dolu ve sanki aceleyle kaleme alınmış. İlk önce satır aralarına inelim, sonrasında ise Daum’un Türkiye’deki icraatlarını inceleyelim.
Devam ediyor Gürcan Bilgiç:
“Örnekler doğruydu ama Daum’un Beşiktaş’a gelmesi ile birlikte mazide kalmış gelişmelerdi. Tayfun Korkut’u beğenmeyen ve Fenerbahçe’ye kazandıran o dönemin Beşiktaş teknik direktörü Daum’du… Bugün Milli takım’ın kalesini koruyan Volkan Demirel için “Bana kabuslar gördürüyor” diyen de Daum’du.
Udinese’nin ve İsviçre Milli Takımı’nın en önemli orta saha oyuncularından Gökhan İnler’i deneyip de, hiç beğenmeyen kimdi acaba?
Sahi; Servet Çetin’i veya Nobre’yi ne için bırakmıştı Fenerbahçe?
Keşke Daum incelemesini yapan arkadaşlar, ilk anda aklıma gelen bu isimleri de merak etselerdi.”
Değerlendirmeye sondan başlayalım çünkü yazının sonu çok çarpıcı ve yoruma açık olmayacak şekilde yanlış bilgiler içeriyor.
1. Fenerbahçe Servet Çetin’i Daum döneminde bırakmadı. Aksine Daum, Fenerbahçe’deki ilk sezonunda Servet’in sıklıkla yedek kalmaktan şikayet ederek sezon sonunda ayrılma isteğine ve gidişine onay vermedi. Bir sezon sonrasında Luciano – Tomas tandemini bozup, formayı Servet’e teslim ederek güvenini gösteren kişi Daum’du. O dönem Fenerbahçe’nin savunması Luciano tecrübesinin yanında yer alan Servet ve Servet’le aynı yaştaki Belçika menşeili Önder Turacı’dan oluşmuştu. Christoph Daum Fenerbahçe’nin sağ kanat savunuculuğunu ise dakikalarını Önder ile paylaşan bir diğer genç oyuncu Serkan Balcı’ya emanet etmişti. Servet’in 2005 Mart’ında tarak kemiğindeki kırıktan dolayı 6 ay tedavi gördüğünü ve Fenerbahçe’nin Edu Dracena, Lugano, Yasin Çakmak’ı (Ümit Milli) transfer ettiğini not olarak düşelim.
Yanlış bilginin önüne geçelim : Servet, Zico’nun “gidebilir” raporu neticesinde ayrıldı. Süreçte uzun süreli sakatlığı önemli rol oynadı.
2. Nobre’yi daha 23 yaşındayken transfer eden ve 2,5 sezon maksimum verim alan kişi Daum’dur. Gönderilmesinin sebebi o bölgeye daha iyi bir golcü alma isteğiydi. Ve buna bağlı olarak yabancı sınırı… Malum Nobre, Murat Aksu vasıtasıyla Türk vatandaşlığına geçmeden önce yabancı statüsündeydi. Sonrasındaki transfer harekatının gecikmesi, zamanında Gürcan Bilgiç’in de dile getirdiği gibi anlaşılan bazı oyuncuların (Morientes?) Daum ve Başkan Aziz Yıldırım’ın istifası sebebiyle doğan belirsizlik yüzünden transfer edilememesi konumuzun çok dışında bir süreçtir.

3. Daum, iddia edildiğinin aksine, Gökhan İnler’i denedi ve “beğendi”. Kendisiyle ön sözleşme imzalandı. Daha sonra anlaşmanın neden gerçeklik kazanmadığı ile ilgili konuyu Gökhan İnler, kendi sitesi olan www.inler.ch adresinde şu şekilde anlatıyor:
“(Fenerbahçeli bir fan’ın sorusu üzerine) Selam Oguzhan, tabiki her türk genci gibi benim hayalimde türk milli takiminda oynamakti. Malesef türk milli takimindan bekledigim ilgiyi göremedim. Isvicre milli takimi bana daha cok ilgi gösterdi, normal olarak bende Isvicre milli takimini tercih ettim. Beni Daum degil, Fenerbahcenin yönetimi istemedi. Onlar daha iyi bilir niye beni istemediler. Selamlar Gökhan”
Merak edenler için orjinal link : http://www.inler.ch/index.php?121A0A1A3272
Yönetimin neden istemediği ile ilgili en gerçekçi iddia yetiştirme bedeli ödenmesi gerektiği. Ardından, Gökhan İnler Beşiktaş ve Galatasaray’a da öneriliyor ama anlaşma gerçekleşmiyor… Yukarıdaki açıklama ışığında daha kesin bilgiyi Sayın Gürcan Bilgiç verebilir (araştırırsa !) belki.
Özet olarak yıllardır yanlış bir şekilde yansıtılan ve özellikle Euro 2008′den sonra akıllara yerleştirilen “Daum, Gökhan İnler’i beğenmedi” kalıbı bir safsatadan ibarettir.
4. Daum’un Volkan ile ilgili demecini çok iyi hatırlıyoruz. Volkan bir hazırlık maçında (Almanya’da FC Köln’le sezon başı oynanan hazırlık maçı) birbirinin kopyası freekick golleri yemişti. Ama çıkışın sebebi tam anlamıyla hazırlık maçında yenen goller değildi. Daum, Volkan’a sezon öncesi kampına hazır gelmesi için özel bir program vermişti. Atletik yeteneklerini geliştirmeye uğraşıyorlardı. Ancak Volkan programa uymadığı gibi bir de programda olmayan şekilde vücudunun üst bölgesini geliştirecek ağırlık çalışmaları yapmış, hem kilo almış hem de çevikliğinden kaybetmişti. Bu sorumsuzluk Daum’u çılgına döndürdü… Ki zaten Recep Biler de yeterli bulunmuyor ve kaliteli bir kaleciye ihtiyaç duyuluyordu. Süreci “Daum gençlere güvenmiyor” şeklinde açıklamak yaşananları tam anlamıyla aktarmamaktır.
Daum – Volkan ilişkisini incelerken, Zico – Volkan sürecini de değerlendirmek lazım. Zico, 100. yıl şampiyonluğunu Volkan ile değil Serdar Kulbilge ile kazandı. Volkan’ın yetenekleri meydanda ama bugün geldiği nokta, kendi zihinsel devrimi ile ilgilidir. Ve son 2 sezonu kapsar.
5. Yukarıda alıntı yaptığımız argümanlar arasında en elle tutulur olanı Tayfun Korkut meselesidir. Ama süreci 1995 Beşiktaş’ı ve 1995 Fenerbahçe’sinin ihtiyaçlarını gözardı ederek aktaramayız. Fenerbahçe kadrosunun ihtiyacı Tayfun gibi bir dinamoydu. Beşiktaş’ın ise 19-23 yaş aralığı üzerine şekillenmiş o döneme göre dinamik bir kadrosu zaten vardı. Evet bu tercih bir hata olabilir. Ancak yıllarını bu mesleğe vermiş, takımlar yaratmış, sayısız oyuncuya katkıda bulunmuş Daum’u eleştirmek için yeterli midir?
Gürcan Bilgiç, ilk aklına gelenleri yazmış… Biz de yazının devamında ilk aklımıza gelen isimleri yazacağız.
Ama ondan önce şu son paragrafından da alıntı yapmak istiyoruz:
“Daum’un bu konudaki hikayesi aslında ilginçtir. Doğru mu bilemiyorum ama bir efsaneye göre, Stuttgart’ı çalıştırırken, son 20 dakikaya 2-0 önde girdiği bir maçta, oyuna iki genç oyuncu birden sokar. Bu oyuncuların hatalarıyla 90 dakika 2-2 biter. Bu maç sonrasında Daum, “Bir daha genç kazanmayı bana kimse teklif etmesin” der. O günden beri de skor için oynatır takımını. Bu da madalyonun öbür yüzü olabilir…”
Demecin doğru olup olmadığını biz de bilmiyoruz. Ancak Daum böyle bir laf etmişse bile pratikte gerçeğe dökmediği kesindir. Zira orjinal yazıda anlatılan dönemler içerisinde en başarılı ve verimli zamanlarından biri Leverkusen yıllarıdır. Ve Daum’un Leverkusen macerası, 1993-1996 yılları arasında Beşiktaş’ı çalıştırmasının ardından başlar. Stuttgart döneminden 4-5 sene sonrasına denk gelir. Söz konusu Leverkusen döneminde hangi oyuncuların yetiştiği, geliştiği Sayın Bilgiç’i güldüren yazıda detaylarıyla mevcuttur.
Daum’un Almanya yıllarının incelendiği yazıyı yayına alırken kimileri tarafından önemsenmeyeceğini, “Almanya’dan bize ne !” deneceğini adımız gibi biliyorduk. Çünkü T(i)rajik olan budur !
Evet gelelim Daum’un harcanan “Türk” gençlerine.
Aşağıdaki satırları okurken “Daum’un gençlerin gelişimine katkı yapmayan bir teknik direktör” olduğu iddiası aklınızın bir köşesinde dursun…
1993′e geri dönelim…
İyice yaşlanmış olan Beşiktaş’ın efsane 80′li yıllar çekirdeği uzatmaları oynamaktadır. Bir revizyon şarttır. Gordon Milne önderliğinde bazı potansiyeli yüksek gençlerin takıma monte edilme süreci başlar. 92-93 sezonun ikinci yarısında şans bulmaya başlayan Sergen (1972), Trabzonspor’dan transfer edilen Genç Milli takımın golcüsü Oktay (1975) ve Altay’dan alınan Alpay (1973) en potansiyelli oyuncular olarak göze çarpmaktadır. Ancak işler umulduğu gibi gitmez ve şampiyonluk yarışının gerisinde kalınır. Devre arasında Gordon Milne ile yollar ayrılır ve Christoph Daum ile anlaşılır.

Daum eldeki geç jenerasyonu işlemeye başlar. Bu üç genç oyuncu ligin ikinci yarısında Gordon Milne’in bıraktığı yerden devam ederler. Daum onlara 1973 doğumlu Metin Uzun’u da ilave eder ve ligin kalan bölümünde 7 maçta görev verir. Şampiyonluk yarışından kopulmuştur ama Türkiye Kupası ve Cumhurbaşkanlığı Kupası kazanılmıştır.
1994-95 sezonunda Beşiktaş o ana kadarki Türk futbol tarihinin en pahalı transferine imza atar ve Samsunspor’dan Ertuğrul alınır. 1969 doğumlu Ertuğrul Sağlam 25 yaşındadır. Şampiyonlukla kapatılan 1994-95 sezonunda, Sergen Yalçın 27, Oktay Derelioğlu 21, Alpay Özalan 29 maçta görev alırlar. Daum bu genç nüveye Sertan Eser’i de ekler. 1974 doğumlu Sertan, 22 maçta forma giyer. Rotasyona eklenen diğer oyuncu da Serdar Topraktepe‘dir ve Beşiktaş’ın şampiyon kadrosunda yer bulduğunda 18 yaşındadır.
1995-96 Daum’un 1. Beşiktaş macerasının sonudur. Konumuzla ilgili olan kısmında Serdar’ın 15, Sertan’ın 14 maçta yer bulduğunu görürüz. Bu sene de Daum yeni bir genci takım rotasyonuna katmıştır. 1975 Doğumlu Mustafa Özkan uzun Süperlig kariyerinde belki de en iyi sezonuna imza atarak 20 maç forma bulur ve 7 gol atar.
2001-2002 sezonunda Daum ile Beşiktaş’ın yolları bir kez daha kesişir ancak bu kez işler ilk buluşmadaki gibi iyi gitmez ve Daum sezon sonu ayrılır. O dönemlerden akıllarımızda kalan en önemli olay Daum’un takımın genç yıldızı Nihat ile ilgili olarak söylediği “Nihat’ı satmak, şampiyonluğu satmaktır” sözüdür.
2002-2003 sezonunda lig tarihinin en kötü sezonlarından birini geçiren Fenerbahçe yeni bir yapılanmaya gider.
Bir sene önce takıma katılan 1981 doğumlu Kemal Aslan ve 1982 doğumlu Tuncay Şanlı’ya, 81 doğumlu Selçuk Şahin, 81 doğumlu Servet Çetin, 83 doğumlu Mahmut Hanefi Erdoğdu, 1979 doğumlu Mehmet Yozgatlı, 1980 doğumlu “Marcio” Nobre ilave edilmiş. 1983 doğumlu ve hakikaten “genç” olan Semih, 1978 doğumlu Ali Güneş, 1979 doğumlu İsmail Güldüren, 1981 doğumlu Serhat Akın kadroda tutulmuştur.

Christoph Daum’a bu gençlerden takım yaratması söylenir… Daum kendisine verilen görevi başarıyla yerine getirecektir.
2003-2004 sezonunu şampiyon olarak kapatan Fenerbahçe’de, Tuncay Şanlı (sol kanat – forvet tartışmaları arasında) 19 gol ile takımın en skorer ikinci oyuncusu olur. Kemal Aslan sakatlanana kadar 14 maçta düzenli olarak forma giyer. Serhat 21 maçta oynar ve 8 gol, 8 asistlik katkı yapar. Selçuk Şahin 25, devre arasında transfer edilen Mehmet Yozgatlı 11, Semih Şentürk 13, Servet Çetin 8 maç forma giyerler. Mehmet Ali Güneş en başarılı sezonunu geçirir ve milli takım seviyesine kadar yükselir. Taraftarın büyük tepkisi ile gönderilen (ve daha sonra Almanya’da yılın kalecisi seçilen) Robert Enke’nin yerini Recep Biler (1981) ve Volkan Demirel (1981) başarıyla doldururlar.
Bir sonraki sezonun şampiyonu yine Fenerbahçe’dir. Çekirdek kadrosunu koruyup iki genç oyuncu daha transfer ederler: 1983 doğumlu Serkan Balcı ve 1981 doğumlu Önder Turacı. Takımın genç yıldızı Tuncay Şanlı 31 maçta görev alır. Fenerbahçe tribünlerinin bile kendisine sırt çevirdiği ve ıslıkladığı bu sezonda yine mevki tartışmaları süredursun, ondan formayı almayan kişi Daum’dur. Serhat 26 maçta oynar. Selçuk Şahin 17 maçta forma giyer. Yeni transfer Serkan 26, Önder 27 maçta görev alırlar. Mehmet Yozgatlı 28, yine sakatlıklarla boğuşan Kemal Arslan 14 maçta kadrodadır. Daum, Servet Çetin ve Önder Turacı’ya güvenerek Tomas’ı göndermiştir. Nitekim Servet Çetin 23 maçta yer alır. (Ki başlangıçta bu hamlesi çok eleştirilmiştir.)

Çekirdek kadrosunu kurmuş olan Fenerbahçe artık hedef büyütmüş ve yıldız oyuncular transfer etmeye başlamıştır. 2004 yazında kadroya katılan Alex De Souza’ya, 2005 kışında Anelka ve 2005 yazında Appiah eklenir. Kadroda yer alan yıldızların artmasıyla birlikte rotasyon zorlaşsa da 2005-2006 sezonunda Selçuk Şahin 17, Semih Şentürk 22, Serkan Balcı 31, Tuncay Şanlı 30, Önder Turacı 29, Mehmet Yozgatlı 27, Önder ile tandemi paylaşan Servet 11 maçta görev alır. Mart 2005′ de tarak kemiğinin kırılmasına ve 6 ay sahalardan uzak kalacağı bir tedavi sürecine girmesine rağmen Avrupa Kupası maçlarıyla birlikte 23 maçta forma giymiştir Servet. Daum ile birlikte 2,5 senede çıktığı maç sayısı 79′dur.

Biraz rakamların altını dolduralım;
Öncelikle kabul edelim, Daum elindeki oyunculardan maksimum verimi almayı bilir, onları doğru zamanda ve doğru yerlerde kullanır… Sadece bu özelliği ile bile oyuncu gelişimine katkıda bulunur.
Bakın Tuncay Fenerbahçe’ye transferini nasıl anlatıyor:
“Sakaryaspor’da oynadığım dönemdeki üç büyük kulübün takımını çizdik tahtaya. Üç kulübün takım kadrolarını yerleştirdik. Fenerbahçe’de hep teknik kapasitesi yüksek oyuncular vardı. Serhat ve Ali Güneş ise koşu ve mücadele anlamında kendilerini ön plana çıkartmışlardı. Ben de bu özelliklerimi bildiğim için Fenerbahçe’ye gelirsem, hem seyirci hem atmosfer anlamında mücadelemi ortaya koyarsam bir avantajımın olduğunu düşündüm. Böyle karar verdik.”
Yolun başında, mücadele gücü dışında bir artısını göremeyen Tuncay Ingiltere’ye bir sol açık olarak transfer oldu. Tartışmalarla geçen Türkiye kariyerinde, takım oyununu, taktik disiplini öğrendi, savunma yetilerini ortalamanın üzerine çekti, tekniğini geliştirebildi.
Tuncay üzerinden yürütülen mevki tartışmasının benzeri İngiltere’de bir kaç sene öncesine denk gelir; Sir Alex Ferguson, genç stoper John O’Shea’yı defanın kanatlarında kullanmaktadır. Basın toplantısında kendisine bu konu sorulur ve eleştirilir. Alex Ferguson, O’Shea’nın doğuştan gelen stoper yetenekleri olduğunu idmanlarda zaten bunun çalışmalarını yaptıklarını, ama bek olarak oynatarak hızlı oyuncular karşısındaki yeteneklerini, oyun ve pozisyon bilgisini geliştirmeye çalıştıklarını anlatır. Hatta Ferguson bununla da yetinmez bir Liverpool maçına O’Shea’yı ortasahada oynatır…
Oyuncu yetiştirmek, oyuncu gelişimine katkıda bulunmak biraz da böyle bir şey… Oyuncuları çok yönlü hale getirmek ve takım içerisinde maksimum verim alınabilecek bölgeyi keşfetmek… Hatırlayın, Tuncay tartışmaları sürerken Fenerbahçe’nin önünde seçenekler vardı: Tuncay iddia edildiği gibi gerçek yeri olan forvette Nobre, PVH, Alex gibi isimlerle dakikaları paylaşır ya da yeni birşeyler öğrenebilirdi. Daum öğretmeyi, Tuncay ise “geç de olsa” öğrenmeyi seçti. Bugun geldiği noktada karşılıklı özveri ve risk paylaşımının rolünü inkar edemeyiz.
Sıradan bir sağ kanat hücumcusu Marco Aurelio’nun yükselişini adım adım izledik… Daum’un elinde Türkiye için vazgeçilmez oyuncu haline geldi. Demode libero Ümit Özat en verimli dönemlerini Daum ile birlikte geçirdi. Serhat Akın, Anderlecht gibi köklü bir takıma Fenerbahçe kariyeri ile transfer olabildi. Unutmayın, bir teknik direktör 26-27 yaşındaki oyuncusuna alıştığından bambaşka bir rolü benimsetiyor ve gelişimini sağlayabiliyorsa Tuncay örneğinde olduğu gibi 18-20 yaşındaki gençlerle çok daha iyisini başarabilir.
Benzer şekilde Fenerbahçe’de yaşadığı “istikrarı” transfer olduğu diğer büyük takımlarda sürdürememiş pek çok oyuncu var. Ali Güneş, en verimli sezonunu yaşadığı ve A Milli Takima kadar yükseldiği 2004 yılından sonra Beşiktaş macerasında tutunamadı. Keza Mehmet Yozgatlı da benzer kaderi paylaşan oyunculardandır. Nobre, Türk vatandaşlığına geçmesine rağmen Fenerbahçe performansının uzağında kaldı. Serkan Balcı ilk 11 sözü ile gittiği Trabzonspor’da hayal kırıklığı yaşadı.
Rakamlara desteğe devam edelim;
Bir dönem milli takımımızın değişmez defans oyuncusu olan Alpay gelişim sürecini şöyle anlatıyor :
“Beni Alpay yapan Daum’dur. Bana modern savunma tekniklerinin temellerini öğretti. Beni o yetiştirdi. Ona çok şey borçluyum.”

2002 Japonya sonrası World Soccer’da yayınlanan makalede İlhan Mansız için şu sözler kullanılmış: “Daum iyi oyuncuları daha ileriye götürmek konusunda bir uzmandır. İlhan’a golcülük sanatının inceliklerini öğretmek için saatlerini harcadı. Sene sonunda Daum’un işine son verildi ama o arkasında İlhan’ı bıraktı”.
Aynı süreci Daum :
“İlhan gelişmeye çok açık bir oyuncuydu. Onun şut, pas ve kafa vuruşlarını geliştirmek için ilave çalışmalar yapıyorduk. Ne kadar yol katettiğini görmek çok sevindirici” diye özetliyor. Nitekim 2001 yılında Daum ile çalışan İlhan Mansız ise Sanem Altan ile yaptığı röportajda (2003) Seni en iyi anlayan hoca hangisiydi sorusuna “Daum” cevabını veriyor.
1993-96 yıllarının genç yıldızı Oktay da Daum’un hakkını teslim edenlerden: “Daum Dünya çapında bir hocadır, işini iyi yapar!” (2001)
Bir sürü örnek verdik. Daum takımlarına 20′li yaşların başlarında girebilmiş olan bir dolu isim saydık. Bunların bir kısmı çok iyi yerlere geldi, bir kısmı hayal edilen noktaya ulaşamadı… Belki de bazı oyuncuların Daum ile “ne olamadığını” değil, gerçekte ne olduklarını da tartışmak lazım. Daum sonrası dönemlerde neler başarabildiklerini de…
Eleştirirken biraz da kendi evimizin önünü süpürelim.
Daum’u gençlere önem vermiyor, genç oyuncuların gelişimine katkıda bulunmuyor diye eleştirenler aynı zamanda futbolumuzun altyapı yetersizliklerini de eleştiriyorlar. Daum’un Almanya’da yaptıklarını önemsemeyenler argüman olarak ülkemizin yetersizliklerini sunuyor. Eğer Daum’un performansından memnun değilsek, soracağımız soru, “Almanya’ya bir dolu yıldız kazandıran bir teknik direktör neden Türkiye’de aynı başarıyı sağlayamıyor?” olmalı…
Sistem Almanya’da daha hazır oyuncular sunarken, Türkiye’de daha problemli gençler üretiyorsa sorumlusu oyuncuyu sunanlar olmalı. Almanya’daki gençler gelişimlerini istikrarlı biçimde sürdürürken, bizim gençlerimiz yerinde sayıyorsa sebebi kendi gelişimlerinden çok başka mecralarla ilgilenmelerinde, erkenden doyuma ulaşarak çalışmayı bıraklamarında aramalı.
Sorunlarımıza daha gerçekçi yaklaşmak, yapıcı ve bilgilendirici eleştiriler sunmak çözüm yolunda atabileceğimiz en büyük adımdır.

Ve bırakın Özer sırasını beklesin… Kafasını karıştırmayın. Özer’in yolu uzun. Tıpkı Kazım örneğinde olduğu gibi gün gelecek kendinden pahalı, kariyerli ve hatta yabancı olanlar varken görev alacaktır… Çok çalışmayı, teknik direktörüne güvenmeyi, sabretmeyi öğreteceğinize t(i)rajik manipülasyonlarla sınırlı sayıdaki yeteneklerimize zarar veriyorsunuz.
Sonuç olarak, görüldüğü gibi Christoph Daum’un oyuncu gelişimine katkısı sadece Almanya ile sınırlı değil. Umarız gerçekten merak edenler için yararlı bir çalışma olmuştur. Başlangıçta ne demiştik; güldürebilmek güzel şey ama düşündürebilmek de önemli. Gürcan Bilgiç yazdıklarımızı okurken yine gülecek mi bilemiyoruz. İnşallah bu kez gülerken düşünebilir de…
T(i)rajik.com





Elinize sağlık harika bir cevap yazısı. Ancak bir sorun var, çok uzun. Gürcan bunu okuyabilir mi, okusa da anlayabilir mi? Açıkçası şüpheliyim… Bence yarısında bırakır.
Özellikle Fenerbahçe’nin 1. Daum dönemi çok önemlidir bu tartışma açısından. Sadece buna bakmak bile yeterlidir, Daum’un gençlerle neler başarabildiğini gösterebilmek için.
Tekrar teşekürler…