6 Mayıs 2010

Şu final, başka bir ülkede olsaydı medya güzelliklerden bahsederdi. Fotoğrafları ve kelimeleri, kaybedenle alay etmek için değil, onun hikayesindeki burukluğu anlatmak için kullanırdı. Kazananın sevincinin saflığını, kaybedeni ezmeye alet etmezdi.

Yani şöyle birşey olurdu:

Güzel insanların tarihi şehrinde, dev statta oynanan bir final. Hava koşulları futbolu zorlaştırsa da gündüz maçı işte. Yarı gölge altındaki dolu statta heyecanlı taraftarlarla yüz güldüren bir atmosfer.

Normalde daha önce gerginlikler yaşamış iki kulüp taraftarının, belki de evlerinden uzakta olmanın getirdiği mülayimlikle iç içe sorunsuz yaşadığı futbol günü.

Sahadakilerin, tribündekilerin,yöneticilerin, teknik direktörlerin de tek amacı futbol ve kazanmak. Ama kavga dövüş yok. Medyanın kaleminden kan fışkırtarak yaptığı tüm 1996 rövanşı yaygarasına rağmen hem de!

İki takım futbolcuları da sahaya çıkarken keyifli. Yüzlerde “kaybetme endişesi” yok. Rahat. Kafaları temiz… Fenerbahçe için böyle olmadığı, dakikalar ilerledikçe ortaya çıkıyor.

Hani Mourinho’nun geçtiğimiz hafta yaptığı teşhis gibi: “Barcelona için final bir takıntı.Inter için ise hayal. Bu yüzden kazandık…”

Bir fark var tabi: Barcelona için açgözlü bir takıntı. Fenerbahçe için ise kazanamamanın getirdiği ve sürekli biriken gerginlik.

Üstelik sırtta 4 gün sonra çıkılacak ligin kader maçını taşırken.

Karşılarında ise çok daha fazla isteyen, bu isteğini kaybetme endişesi ve tutukluğundan arındırıp kafasındakini oynamayı beceren rakip…

İşte böyleydi ortam.  1-1 olduğunda, “yoksa yine mi” karanlığı  beyinleri ele geçirmişti. Yüzlerden, omuzlardan,duruştan anlamak zor değildi. Trabzonspor da farketti. Devam etti. Kupayı kaldırmayı başardı.

İstisnaları bilemeyiz. Ama bize yansıdığı kadarıyla kazanan saygı içinde kutlama yaptı. Coştu. Kendisi için kazandı, kaybedenle uğraşmak değildi derdi. Sadece sevindi.

Fenerbahçeli futbolcular, maç içinde sanki lig akıllarını daha çok işgal etmiş gibiydi, ama maç sonrası hiç görmediğimiz kadar yıkıktılar.

Neler neler yaşamış, kendisini kontrol etmeyi beceren, güçlü durmaya, yüzüne bunu yansıtmamaya, sonucun hayat meselesi olmadığını göstermeye çalışan Daum’u, bu kadar ağlamaklı ve hüzünlü görmemiştik.


Taraftarın da eşlik ettiği bu ruh halinde, yüzündeki rahatlık ve babacanlıkla ayakta kalan ise en beklemediğimiz isimdi. Kupa töreni sırasında oyuncularına sarıldı. “Siz görevinizi yaptınız.Utanacak birşey yok. Biz nelerin üstesinden geldik. Mücadele devam ediyor, bir sonraki için ayağa kalkın” diye fısıldadı sanki.

Şenol Güneş’in Selçuk’u teselli, Aziz Yıldırım’ın Trabzonluları tebrik ettiği; Sadri Şener’in Alex’in yanağına dokunarak üzüntüsünü hafifletmeye çalıştığı karelerdeki içtenlik ve samimiyetti günü anlatan…

Bizim aklımızda kalan, tebessüm ettiren, üzen, üzüntüyü unutturanlar bunlardı. Kan fışkırtanların %50 hesapları ile 28 yıl gırgırları değil…

Paylaş :
  • Print
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google Bookmarks
  • FriendFeed
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Blogger
  • Tumblr
  • LinkedIn
  • RSS

ebru, Türk Futbolu, kategorisinde yazmış. 10 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , , ,