24 Haziran 2010
(Güney AFrika’nın GSM operatörü MTN’in kupa için önceden hazırladığı reklam …)
18 Haziran 2010

Maçın kader anı?
Güzel bir kupa günüydü netekim.
Günün ilk iki maçı futbol ziyafetiydi. Adını minimalist futbol koyduğum Almanya modernliği Klose’nin aptalca atılması (ki bence maçın fitilini ateşleyen dakikaydı) ve Sırp yıldızların (özellikle Krasic) futbolu hatırlaması neticesinde ilk ciddi sınavında çaktı.
Ama 10 kişi kalmalarına rağmen oynadıkları futbol, sergiledikleri mücadele ve yine doğruyu en basit biçimde yapmaya çalışan oyun anlayışlarıyla benden alkışı aldılar. Klose’nin amatörce gördüğü kırmızı karta nazire yaparcasına saçma bir penaltıya sebebiyet veren Vidiç’in ikramını değerlendirebilseler belki de maçı çevirebilirlerdi. Birileri Sırp oyunculara futbolun ayakla oynandığını ve ceza alanı içinde yapılan elle müdehalelerin penaltı ile cezalandırıldığını anlatmalı.
Kaçanlar sadece penaltı ile sınırlı da olmadı. Direkten dönenler, çizgiden çıkan vuruşlar da cabası.
Öte yandan Sırbistan’ın da altta kalır yanı yoktu. Krasiç’in sürüklediği ataklar Almanya defansını çok zorladı… Onlar da çok kaçırdılar. Almanya direklerinde patlayan iki top şanssız anlarıydı.
Güzel maçtı velhasıl kelam. Tadı damaklarda kaldı. Bu mağlubiyet Almanları yolundan döndürmeyecektir.
Slovenya – Amerika maçı ayrı bir futbol hikayesi.
Ne geri dönüştü ama!..
Slovenler Birsa’nın nefis şutu ile öne geçtiler. Ljubijankic devrenin bitmesine 3 dakika kala farkı ikiye çıkardığında Amerika’nın geri dönebileceğini aklımdan geçirmiyordum açıkcası…
Sonrasında o muhteşem ikinci yarı… Donavan’ın cüretkar denemesi sonucunda gelen harika gol Amerika’yı 2. devrenin hemen başında oyuna dahil etti. Hızlı, tempolu heyecanlı 2. yarı 82′de gelen 2. ABD golü ile tavan yaptı. Malili hakemin -bence- hatalı kararı ile iptal edilen gol skor tabelasına yansısa; 30 sene sonrasının Amerikalı dedelerinin torunlarına anlatacakları bir zafer hikayeleri olabilirdi…

Bir ülkenin yarıldığı an
Beraberlik golünün kahramanı Michael Bradley’in takımın teknik direktörü Bob Bradley’in oğlu olması ayrı bir güzellik. Ne gururdur kim bilir!..
Ve gecenin son maçı…
Sürprizzzz ! İngiltere 0 – Cezayir 0. Seyreyle gümbürtüyü, seyreyle. Şimdi İngiltere’de olup, haşin İngiliz medyasının feveranlarını dinlemek vardı.
İngiliz futbolu, İngiliz futbolcular şişirilmiş markalar topluluğu. Gerrard, Lampand ve Rooney’i (Hoş bugün onlar da sahada yoktu ya neyse…) bir kenara koyalım, geri kalan futbolcu topluluğunun Dünya Şampiyonu olabileceğine inanmak ne büyük bir kendini beğenmişliktir. 9 numarasının Heskey olduğu bir futbol ülkesindn bahsediyoruz. Onları Capello bile kurtaramayacak.

Peki hocam; şu maçta bile Crouch'u 83 dakika yanında oturtmak neden?
İşin özeti; Premiere League yabancılarla güzel.
1. maçlardan aklımızda kalan, Almanya’nın göz kamaştıran galibiyeti, Şili’nin estetik futbolu ve İspanya’nın sürpriz mağlubiyetiydi.
2. maçların başlamasıyla birlikte futbol geri döndü. Uruguay’ın futbolunu parlatan Forlan – Suarez iş birliği, Domanech’in hakettiğini bulması, Maradona-Messi…
Devam etmesi dileğiyle.
14 Haziran 2010
Alex de Souza’nın twitter’de yazdığı gibi. Polonya-Brezilya (hem de koyu renkli!) ve Türk asıllı oyuncularıyla Almanya, güzel bir karışım.
(Gurbetçi futbolcuları kullanamayan, takımda onlara hakkettikleri rolleri veremeyen ve kenarda tutan anlayışı kemikleştirenlere de Mesut Özil’in bu pozunu gönderiyoruz)
13 Haziran 2010

Mesut Özil yıldız ışıltısı verdi.
Turnuvanın en dominant futbolu. Turnuvanın en gollü maçı…
Herşeyden önce son derece kısır başlayan Güney Afrika macerasında gözlerimizin pasını sildiği ve birbirinden güzel dört gol izlettiği için teşekkür etmek lazım Almanya’ya.
İlk 25 dakikada esir aldılar Avusturalyalıları. Kararlıydılar, disiplinliydiler, hızlıydılar… Sahanın her alanında rakiplerinden bir hamle öndeydiler.
Almanların ışıltılı kadrolarından değil 2010′un milli takımı. Parlak yıldızlar yok… Hani, her turnuvanın kazananlarında ilk 11′de 7-8 ismi “mevkisinin en iyilerinden” diyerek rahatlıkla sayarsınız. Bu kadrodan kaç kişi “en iyi” tanımı olabilir? Hepi topu üç oyuncu ilk anda akla geliyor (Philipp Lahm, Lukas Podolski, Miroslav Klose), ki onlar da parlak yıldızlar değiller.
İşin aslı, Almanya oyunun her alanında en doğruyu en basit ve başarılı biçimde yapan oyunculardan kurulu bir takım. Geliştirdikleri hemen hemen bütün atakları bir alt yapı hocası, genç öğrencilerine ders niteliğinde izlettirebilirdi.
Takımda yıldız ışıltısı veren tek oyuncu Mesut Özil’di. Topu ayağına aldığında en kıvrak Alman (?) oydu. En beklenmeyeni, en zarif şekilde yapan da… Hakan Can güzel söyledi; “Sahadaki tek futbol sanatçısı.”
Ne yalan söyleyeyim bu turnuva ilk defa ümit vaad etti.
Ve Almanların bu geceki futbolu; “alan daralt, koştur koştur, bas, it, çek, vur, kilitle” felsefesinin modernizm adı altında sunulduğu “günümüz futboluna” başka bir bakış açısı sundu. Devamını merakla bekleyeceğim.
Almanya çok daha kötü başladığı, çok daha sıradan oynadığı turnuvalarda, umulmayan yerlere ulaşmıştı. Başarılı olmak onların öğrenilmiş futbol genlerinde var. Bu sene öyle olur mu? Çeyrek / Yarı finallerde Messi’ler karşısında neler yapabileceklerini göreceğiz…
Önce Gananın gücü, sonra Sırpların kendilerini kanıtlama çabalarına karşı neler yapacaklar?
Sonrasında karşılarına çıkacak sanatçılar karşısında sıradanlaşacaklar mı, yoksa sundukları basiti, kusursuz uygulayan minimalist futbolları yetecek mi?
3 Mart 2010
19 Kasım 2009
11 Ekim 2009

Sıralamayı netleştirecek final maçında Almanya, geleneklerini bozmadı. Golü buldu, Rusya çabaladı. Yeterince fırsat yakaladı, ama atamadı. Kaleci Rene Adler kendisini siper etti. Altı pasta Ruslar kademeleri yıkamadı, Boateng çift sarı ile Panzerlerin sayısını azalttı vs vs vs…
Rusya puan(lar)ı haketse de sanki birşeyler golün güzelliği hatırına maçı 1-0′a kilitlemişti.
Öyle de oldu.
Mesut, Podolski ile verkaç yaptı, soldan girdi, baktı. Pası ortaya uzattı, Klose her zamanki düşe kalka garip vuruşlarından birini yaptı.
Mesut’u ve 2.5 saat sonra A milli takımımızı, daha doğrusu milli futbol siyasetimizi izlerken niye bizi seçmediğini bir kere daha hatırladık.










