2 Mart 2010

Yanlış adama yanlış adamı şikayet

(Beşiktaş – Galatasaray maçındaki Fırat Aydınus üzerine)

Derbide ne oldu? 1-1 bitti. Kazansa eksik maçıyla Galatasaray’ın üzerine çıkabilecek Beşiktaş büyük fırsat tepti. Beşiktaşlılar aslında şaşırmış olmalılar. İsyan ediyor olmalılar. Fenerbahçe maçlarındaki Fırat Aydınus’u göremedikleri için… Belki kimse göze sokmadığından üzerinde durmadılar, farketmediler. Ya da nasılsa rakip Fenerbahçe değil, gereği yok kafaya takmanın dediler.

Mesela ilk yarıda çift sarı kartla atılacak Barış’a ve diğer kartlık pozisyonlara sırtını dönen biri vardı.  İkinci yarıda, 5-10 dakika önce İbrahim Üzülmez’in Keita’ya yaptığı hareketi gören yan hakem, burnunun dibinde Keita’nın attığı kırmızı kartlık dirseğe faul bile kaldırmadı.Bunlar skora etki eder mi??? Organize medya etmez diyorsa etmez. Devamı…

ebru, Türk Futbolu, kategorisinde yazmış. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , ,

27 Şubat 2010

Suazo (Getafe deplasmanında 2 gol attı)

Tello (Kayseri'de golünü attı,siyah bant sadece onda vardı)

ebru, Dünya'nın Futbolu, kategorisinde yazmış. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , ,

27 Kasım 2009

manu_bjk_1

Yedeklerle çıkmak Manchester United’ın, yani Alex Ferguson’un tercihidir. Sistem takımı olmalarının verdiği rahatlıktır. Bu tercih, her sonucu taşıyabileceklerine güvenmelerinin sonucudur. Skor neyse ne, yazacak isim Manchester United’dır. Evinde kaybetmeyen United. Yedeklerle bile. Kısacası Beşiktaş önemli bir iş başardı.

Ama esas motivasyonları, soğukkanlılıkları şaşırtıcıydı. Sahaya çıkmadan rakibin isminden korkan ve bu yüzden bildiklerini bile unutup kapasitesinin altına düşen Türk takımı kimliğinin tamamen zıttı havaları şaşırtıcıydı. Bu belki son saniyedeki golle kağıt  üstünde sonuçsuz kalabilirdi ama 90 dakika planlarından uzaklaşmadıkları gerçeği değişmeyecekti. 

Yedek kadro karşısındaki skorun gerçekliğini en çok Fenerbahçeliler tartıştı belki de. Bunun altında yatan sebep ise 5 yıl önceki maç. Fenerbahçe İstanbul’da yine üst turu garantilemiş Manchester United’ın yine yedek ağırlıklı kadrosunu 3-0′lık skorla geçtiğinde, Türk medyası alaycı tavırlarla skoru aşağılamıştı.Üstelik 2004′deki takımın kapasitesi ve kalitesi, birbiriyle oynama becerisi, şimdikinden daha yüksekti:

Tim Howard, Phil Neville, Wes Brown (Gerard Pique), David Bellion, Liam Miller (Chris Eagles), Eric Djemba-Djemba, John O’Shea, Kieran Richardson (Jonathan Spector), Darren Fletcher, Quinton Fortune, Cristiano Ronaldo

fb_manu_3

Bu yüzden ister istemez “Peki şimdi Beşiktaş’ın yaptığı neden bu kadar büyütülüyor” fikri doğuyor.

İşte tirajik ve kıvrak medyanın ektiği kötü tohumların ve futbola verdiği zararın net örneklerinden biri daha.

(Oysa başka konuşulması gereken şeyler de var: Şampiyonlar Ligi’nde esas amaç kendine eş veya altta kalan takımlara üstünlük kurmak, iç sahada asla onlara puan bırakmamaktır. Kaymak tabaka rakiplerden ise iç sahada puan kapmaktır. Belki bu sefer Avrupa Lig umudunu devam ettirmek için galibiyetten başka çıkar yol yoktu. Ama bu tip skorları ölçülü ve sakin değerlendirmek gerekir ki medyanın sürekli beslediği “sükse yapalım, Avrupa bizi konuşsun” pompalarına kanıp esas hedeflerden sapılmasın. Takımlar Wolfsburg, CSKA, vs maçlarına daha diri zihinlerle çıkabilsin.

Diğer meseleye ise Fenerbahçeli futbolcuların kafa patlatması gerek. İlk 45 dakikadaki oyun üstünlüğüyle iyice havaya girip, “biz nasıl olsa yeneriz” zihniyeti yüzünden Beşiktaş’a mağlup oldular. Birinci gol bu yüzden takımı şoka soktu. Henüz üst üste 2 maç birbirine yakın dikkat seviyesine ulaşamıyorlar. Hemen belirtelim, bu teknik direktörle ilgili değil. Biraz Fenerbahçe geleneği gibi. Beşiktaş, kaybetse iyice dibe batacağı derbiyi kazanıyor daha dikkatli olduğu için.  3 gün sonra Avrupa’nın en zor ve istatistiksel olarak galbiyetin en imkansız olduğu deplasmanına hazır çıkıyor. 90 dakika taktikten ve görevlerinden taviz vermeden…. Şu ana kadar Fenerbahçe’nin puan kayıplarının kökeninde biraz da bu yatıyor. Her maç elbette aynı motivasyonla ve disiplinle oynanamaz. Mantıklı değil. Ama en azından 90 dakika içinde istikrarlarını yakalayana kadar problem yaşayacaklar.

Son not ise: sadece savunma yaparak oynamayı gelenek haline getirmek futbolu yaralamaktır.)

ebru, Türk Futbolu, kategorisinde yazmış. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , ,

26 Kasım 2009

fb_bjk_031107_1
 Dün akşamki Fenerbahçe-Beşiktaş derbisinin hakemi Fırat Aydınus, verdiği kararlarla büyük tepki aldı.

Tüm hakem otoriteleri maçın henüz ilk 20 dakikasında Beşiktaş’ın biri net, diğeri tartışmalı iki penaltısının verilmediğinde hemfikir olurken, özellikle Emre ve Cristian’ın Yusuf’u durdurmak için yaptığı kasti sert hareketlerde kart göstermeyerek oyunun kaderini etkilediğini belirttiler. Ayrıca Fenerbahçe’nin 3. golündeki açık ofsaytı kaçırması ise ithamları kuvvetlendirdi.

Bobo’nun ikili sıkıştırmalarda sürekli faullerle durdurulması, Aydınus’un bunları çalmaması ise teknik direktör Mustafa Denizli’nin tepkisini aldı. Maç sonrası basın toplantısında “Özellikle ilk yarı forvetlerimize ve orta sahamıza sürekli arkadan fauller yapıldı. Hakem çoğunda düdük bile çalınmadı. Ama Ferrari ilk yaptığı faulde kart gördü. Hakem evsahibi avantajını başka noktalara taşıdı. İlk yarı çok üstündük, rakibin tüm oynatmama çabasına rağmen pozisyona girdik ama değerlendiremedik. Şanssızdık. İkinci yarı beklenmedik gol yedik. Sonra Yusuf sakatken oyun durmadı, o top döndü 2. gol oldu. Maçtan düştük. Skor asla maçın hakkı değildi” dedi.

Beşiktaş başkanı Yıldırım Demirören ise Fırat Aydınus’un maça art niyetli çıktığını ve tarafsız yönetim göstermekten korktuğunu söyledi. “Fenerbahçe bizden 7 puan geriye düştü diye ligi dengelemek için tek kelimeyle kurban edildik. 5 yıl önceki maçta da yine penaltımızı vermeyip rakip oyuncunun yaptığı çirkin hareketleri görmezden gelmiş, faullerle bizi ezdirmişti. Bobo, yediği tekmeler cezalandırılmayınca sinirlenip hakeme küfür etti. Fenerbahçeli, Galatasaraylı futbolcular hakemin gözünün içine baka baka ingilizce aynı küfürü saydırırken, ekranlara yansırken kimse atılmıyor. Üstelik Galatasaray ile yaptığımız maçta da aynısı oldu. Servet ve Gökhan sürekli faul yaptı, hakem Bünyamin Gezer hep Bobo’nun aleyhine verdi. Top oynatmadılar” suçlamasında bulundu.

bjktepki

Spor yazarlarının hepsi en az bir penaltının verilmediğinde hemfikir olurken, derbi maçlarda özellikle deplasman takımı için bunun skoru etkileyebilecek hata olduğunu vurguladılar. Fenerbahçe’nin alt sıralardaki bir takım gibi ilk yarıda geriye yaslanıp kontratak beklemesi büyük eleştiri aldı. Daum’un şansı ile belki de farktan kurtulup rakibe 3 farklı üstünlük kurduğu vurgulandı. İşte bugünün manşetleri ve çarpıcı başlıklardan bazıları:

“AYDINlık FENER!”

“Spor otoriteleri bu kareleri tartışıyor” (penaltı pozisyonları)

“Hakem Aydınus’a tepki yağdı”

“Aydınus Beşiktaş’ı pusuya düşürdü”

“Hakemler esas, futbol tefferruat”

Ahmet Çakar: Suçlu hakem değil, MHK’dır

Erman Toroğlu: “Eğer bu penaltı değilse, dünyanın sonu geldi”

Maç öncesi ve sırasında toplu halde edilen küfürler yüzünden Fenerbahçe disiplin kurulana sevkedilecek. Bu sezon Kadıköy’de neredeyse her maçta ağır küfür olayı tekrarlandığı için yönetmeliklerde yapılması planlanan değişikliklerle puan silmeye kadar gidebilecek cezalar alabilecekleri belirtiliyor.
Birçok haber sitesi de “yabancı hakem çözüm olur mu ” anketi başlattı.

Galatasaray başkanı Adnan Polat da ligin gidişatını endişe verici bularak, hakemlerin Fenerbahçe üstten kopmasın korkusuyla skandal bir yönetime imza attığını ve Beşiktaş’ın katledildiğini belirtti.

Edinilen bilgilere göre notu çok düşük verilen Fırat Aydınus uzun süre dinlendirilecek. MHK başkanı Oğuz Sarvan’ın önümüzdeki günlerde bir basın toplantısı yapması bekleniyor.

ebru, Fenerbahçe, kategorisinde yazmış. 1 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , ,

17 Kasım 2009

milliyet_031094

Galatasaray-Beşiktaş (3 Ekim 1994, ©Milliyet)

Medya ve sporda söz sahipleri, stat ve salonlardaki olayları, derbilerdeki gerginlikleri çözmek istiyorlarsa (ki samimi olduklarına inanmıyoruz), önce bu ülkenin spor ve özellikle futbol geçmişiyle yüzleşmesini sağlamak zorundalar. Yani önce kendileriyle yüzleşmeliler.

1980′lerin ortasında başlayan, 90′ların sonuna doğru iyice artan ve 2000′lerde zirve yapan süreci,  sistemin dibine perde arkasında sokulan çomakları, diğer takımların nasıl yavaş yavaş sindirildiğini, gözdağlarıyla susturulduğunu, kukla haline getirildiğini anlatmak ve tartışmak zorundalar. Bireylerden organizasyonlara,  kulüplerden idarecilere kadar herkesin nasıl köleleştirildiğini ortaya dökmeliler. Sistemin nasıl tek merkezde toplandığını, 2000′lerdeki milli takım ve Galatasaray başarısının arkasındaki yapılaşmayı, devletleşmeyi inkardan vazgeçmeliler.  İçki ve yemek sofralarında, dost muhabbetlerinde, gizli toplantılarda konuştuklarını kamuoyu ile paylaşmak zorundalar.

Zira 10 küsur yıldır  sadece başarıların konuşulduğu bir putperestlik klanı yarattılar. Medyayı ve yorumcuları buna göre şekillendirdiler, kalıplara soktular, eğittiler. Ülke artık sadece onların manipülasyonlarına,  ısmarlama masa başı haberlerine, art niyetli tartışmalarına inanıyor. Sadece onlar neyin konuşulmasını istiyorsa o konuşuluyor. Tek bakış açısıyla, alternatifsiz.  Dünya Berlin duvarını sembolik olarak inşa edip tekrar yıkarken,  Türk futbolu (sporu) kendi demir perdesini bir gıdım bile zayıflatabilmiş değil.  Çünkü kemikleşmiş düzen, nesilden nesile aktarılıyor. Kitlesel beyin yıkama ve kışkırtma projesi devam ediyor. Maksat rahatlar bozulmasın…

Ama mücadeleden vazgeçmek yok. Unutturmak isteyenlere, konuşmayanlara ve konuşturtmayanlara inat hatırlatmaya devam edeceğiz. Hala aynı isimlerin pek çok kritik noktada oturduğunu, hala futbola arka planda elini kolunu soktuğunu hatırlatmaya devam edeceğiz.

Tarih 2 Ekim 1994. Galatasaray-Beşiktaş maçı. O güne kadar derbilerde tribünler yarı yarıya paylaştırılırken, Galatasaray sezon öncesi iç saha maçlarını kombine olarak sattığını belirterek bu geleneği bozuyor. Aslında ileri görüşlülükleri yüzünden kutlamak lazım. 2000′li yıllarda iyice oturacak kombine sistemini daha o zamandan uygulamayı başarmışlar! Herhalde eninde sonunda bu noktaya gelecektik. Ama önemli olan o gün bu hamlenin bambaşka niyetlerle yapılmasıydı.

O yılları yaşayan tüm futbolseverlerin aklına “futbolda kavga ve bölünmenin fitilini ateşleyen olay” diye yerleşti. Elbette Beşiktaş da aynı karşılığı vermek zorunda kaldı.

milliyet_041094

4 Ekim 1994 Milliyet

Rövanş 5 Mart 1995‘de idi. Bakın ertesi gün ne haberler vardı:

“… Adnan Polat, maç sonunda Beşiktaşlı taraftarların hışmından kaçmak için Şeref Tribünü’nden erkenden ayrıldı. Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar da soyunma odasına gelerek futbolcuları teker teker kutladı.

Galatasaray, Beşiktaş’ın kapalı tribündeki taraftarlar için verdiği sözü tutmadığını belirtirken, olayı Siyah-Beyazlı yöneticilere protesto ettiler. Sarı-Kırmızılı takımın Futbol Şubesi Sorumlusu Adnan Polat, yaptığı açıklamada, kendilerine 1050 kapalı bilet için Beşiktaşlı yöneticilerin söz verdiğini belirtirken, “Ama bizi 500 kişilik bir yerde oturttular. Bu haksızlık. Biz onlara bunun daha fazlasını vermiştik. Üstelik de anlaştığımız rakamdan vazgeçtiler” diye konuştu.

Bu arada dışarıda kalan Sarı-Kırmızı taraftarlar Şeref Tribünü’nün önünde buldukları Galatasaraylı yöneticilere olayı şikayet ederken, “Seneye Ai Sami Yen’e tek Beşiktaşlı girmesin” diye dilekte bulundular. Gaaltasaraylı yöneticiler de ğu anda bir şey yapamayacaklarını, bu şartlara uymak zorunda olduklarını belirttiler.” (6 Mart 1995,Milliyet)

Şimdi ise yine onların sayesinde statlara,salonlara rakip taraftar yasağı getirilerek daha büyük kavgalara yol açılıyor. Hoşlarına da gidiyor, zira böylelikle istedikleri atmosferi, istedikleri anti-spor ortamını yaratmak için ipler ellerine geçiyor.

2 Ekim 1994′ün başkahramanı ise hala aktif olarak bu ülke futbolunda söz sahibi. Galatasaray Kulübü’nün Başkanı…

Kısaca 15 yılda değişen hiçbir şey yok.

ebru, Unutma, Unutturma !, kategorisinde yazmış. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , , , ,

4 Kasım 2009

bjk_wolfs

Terkedilmiş Bölge (Beşiktaş-Wolfsburg)

Taktik ve kadro sorunları, takım oluşturma ve geliştirme konusunda plansızlık (kısaca yönetim anlayışı) ile yönetim-tribün kaosu, Beşiktaş’ın yıllardır içinden çıkamadığı kısır döngünün temel sebepleri. Henüz Demirören yıllarının başında uyarılar yaptığımız bu konular artık ayan beyan. Yaz yaz bitmez.

Değinmek istediğimiz şey farklı. Beşiktaş-Wolfsburg maçının özellikle ikinci yarısında sık sık gördüğümüz bir manzara ile ilgili. Panik halinde iyice kontrolünü kaybeden Beşiktaş, herkesin yığıldığı göbekten birşeyler çıkarmaya çalışıp arada sola kaydı. Ama televizyon karşısında gözümüz hep ekranın sağ üst köşesindeki “terkedilmiş bölge”deydi . Hani biri oraya sızsa veya biri topu oraya çevirebilse kaleci ile yüz yüze kalacak gibiydi. Dakikalar ilerledikçe Wolfsburg da boşverdi.

Futbolda hücum ve hücum zenginliği diyorsak “kanatların kadar konuşacaksın”. “Kanatları kullanma organizasyonların ve setlerin” kadar konuşacaksın. Tepedeki ağabeylere efelenmek,  “oynamak isteyen” olmak için “kanatlarını” işin içine katacaksın.

Ha Beşiktaş olmuşsun ha Real Madrid. Farketmez. İşte Real de sezon başından beri, kanatlarının kırıklığı ile bize kurdeşen döktürüyor. Bek ve açık oyunları göremiyoruz. Bu eksiklik tüm oyun anlayışına hasar veriyor. Sürekliliği ve hızı alıp götürüyor. Beklere aşırı yük biniyor, büyük boşluklar oluşuyor. Her rakip, içerde dışarda yüklenebiliyor.

Notumuzu düşelim dedik…

Bu arada ikinci yarı, kaleye şut çekebilen tek adam Fink ise çabalarının ödülünü alamadı (toplam:5, sahanın lideri)…

ebru, Dünya'nın Futbolu, kategorisinde yazmış. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , ,

14 Ekim 2009

daum_tr_s

12 Ekim Pazartesi, “Daum’un harcanan gençleri” başlıklı araştırma yazımız sebebiyle Sabah Gazetesi yazarı Gürcan Bilgiç’e konuk olmuşuz. Her ne kadar sitemizin ismini anmasa da (neden ki?) kısa bir süre içerisinde beklediğimizin de ötesinde fazla kişiye ulaşabilmek hoşumuza gitti. Bunlardan biri de tabi ki; Gürcan Bilgiç.

Ancak konuyu ele alış şekli için aynı kelimeleri kullanamayacağız maalesef. Şöyle diyor Gürcan Bilgiç;

“Sevgili Mehmet (Demirkol) bu yönde bir yazı kaleme aldıktan sonra, Mustafa Kocagül isimli okuyucumdan bir mail geldi. Bir spor blogunda aslında Daum’un ne kadar çok genç yetiştirdiği yönünde örnekler veriliyordu. Çok güldüm.

Her ne sebeple olursa olsun, insanları güldürebilmek güzel bir şey… Ama keşke, güldürürken düşündürebilseydik de.

Çünkü, birazdan inceleyeceğimiz yazısı, yıllardır futbolun içinde olan, köşesinden ve televizyon ekranlarından milyonlara ulaşabilen popüler bir spor yazarının yapmaması gereken hatalarla dolu ve sanki aceleyle kaleme alınmış. İlk önce satır aralarına inelim, sonrasında ise Daum’un Türkiye’deki icraatlarını inceleyelim. Devamı…

altug, Araştırma, kategorisinde yazmış. 33 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , , , , , , , ,



Copyright ©2009. Her hakkı saklıdır...
Bu blog Wordpress ile hazırlanmıştır. Teşekkürlerimizle...

RSS Feed.