25 Kasım 2009
Öncelikle denildi ki; bu olanların Galatasaray etiği - ahlakıyla uzaktan yakından alaksı yoktur ve bağdaştırılamaz. Galatasaray ve Galatasaray’lılıkla bağdaşmaycak bu skandal için alacağımız her türlü cezaya razıyız, gereken neyse yapılsın. Liglerden ihraçsa ihraç vs…
Sonra bir de bakıldı, Galatasaray kulübünün neredeyse geleneklerinde var bu ve benzeri olaylar. 1953 yılında Çanakkale Kupası’nda Fenerbahçe’ye karşı lisansları başka bir kulübe ait 2 oyuncu oynatan Galatasaray hükmen mağlup ilan edilmiş.

Ve 1958 yılında kürek branşında Sönmez Gönenç adlı sporcuyu Oktay Ozan lisansı altında yarıştıran Galatasaray yarışlardan diskalifiye edilmiş.

Bu örneklere “Ayşe Abla Spor Kulübü” gibi, “bir gecede Türk olan yabancı basketbolcu, futbolcu ve yüzücüler” gibi aslında skandal olan fakat kanun ve yönetmeliklerdeki açıklardan faydalanılarak, etik ve ahlaki değerleri hiçe sayarak yapılmış ve cezasız kalmış Galatasaray uygulamalarını da ekleyebiliriz.
Şimdilerde herkese etik ve ahlak dersi verenler, bugün yine kulüplerinin adının karıştığı basketboldaki sahtekarlık skandalından dolayı aldıkları cezaları Tahkim’e götürerek ceza ve cezaların haksızlığı konusunda savunma yaparak indirim isteme planları yapıyormuş.
Normal şartlar altında aldıkları ceza, yapılan sahtekarlıktan ötürü direk ligden ihraç olması gerekirken bu cezayı almamış olmaları bile başlı başına bir konu.
“Tufan görünümlü CemalGate” sahtekarlık skandalı sonrası, tarihte benzer skandalları olan Galatasaray Spor Kulübü’nün eski başkanlarının ağızlarından da enteresan laflar, inciler dökülmeye başladı.

Geçtiğimiz günlerde Ntv’de katıldığı yayında “sahtecilik yapıyorsanız bir amacı olmalı” gibi olağanüstü bir beyanda bulunan Faruk Süren‘in ardından, şimdi Mehmet Cansun‘dan da “bu skandalda Fenerbahçe’nin parmağı, tezgahı var” gibi bir yaklaşım geldi.
Bu iki eski başkanı ve gerçekten bu asil yaklaşımlarını tebrik etmek dışında yapacak birşey yok. ”Kişi ehil olduğu konuda konuşurmuş” denir ya işte. Bize başka şey söyleme gereği bırakmamışlar.
Aslında bütün olan biten gösteriyor ki, Galatasaray değerleri, etiği falan paravanları arkasında asıl can sıkan, moralleri bozan ve aslında Galatasaray’lıların büyük çoğunluğunu küplere bindiren olay yapılan sahtekarlık değil, bu sahtekarlığın gizlenememesi. Olayın adamakıllı şekilde örtbas edilememesi ve skandal şeklinde ortaya çıkması. Olaya gösterilen yaklaşım, alınan cezaya gelen tepkilerden, eski yönetici ve başkanların demeçlerine kadar gerçek acının neden-nereden kaynaklandığını açık seçik belli ederek maskeleri düşürüyor.




