8 Mart 2010

Bu yazıyı ertelemek doğru kararmış. Eskişehirspor-Galatasaray maçını beklemek doğru kararmış. İlk yarıda Eskişehirspor’un golündeki el’i görmeyen (daha önceki dakikalarda da Eskişehirsporluların ceza yayı üzerinde el’ini  çalmayan) bir hakemin, ikinci 45 dakikadaki hali standart Türk hakemi tiplemesiydi. 2-0 olunca Eskişehirspor kritik yerlerdeki faulleri alamaz oldu. Galatasaraylı futbolcular yıllardır alıştığımız gibi, maç krize girince ortamı germeye başladı. Arda sarı kart gördüğü dakikadan sonra hakemi ezdi. Ardından bırakın faulü, dışarda olan bir pozisyonda 2 hakem müthiş bir uyumla Galatasaray lehine penaltı verdi. Rakibinin ensesine vuran Elano, kafasına vuran Jo kart görmedi. İki sarılıklar paçayı kurtardı. Başta Arda olmak üzere hakeme horozlananlar da. İşte arada Eskişehirspor da kazara galibiyete ulaşmış oldu. Galatasaray, 4 sarı kart – kırmızı kart cezalarından yine müthiş töleranslarla muaf tutuldu. Mesela Beşiktaş maçında atılmayıp Kasımpaşa maçını çeviren Keita gibi…

Dönelim hafta sonuna. Tolga Özkalfa, hakem yorumlarımızın temelini oluşturan fikrimizi doğrulamak için misyon üstlenmiş gibi. Kendisine bu yüzden teşekkür ediyorum.

Bünyamin Gezer’e de teşekkür ediyorum. Bir Türk hakeminin nasıl süreçlerden geçirildiğini, kafasına ekilmiş korku ve şartlandırmalarla gördüğünü değil “büyük biraderlerin” istediğini çalmak üzere şekillendirildiklerini ispatladı.
Devamı…

ebru, Türk Futbolu, kategorisinde yazmış. 2 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , , ,

2 Mart 2010

Kral benim, ben ne dersem o olur

Geçtiğimiz hafta içi 2 yazı karalamıştım. Ama üzerinden geçmek gerekti, yok resim bulunamadı derken kıyıda köşede kaldı. İyi de olmuş. Pazar maçlarında yaşananlar bu satırları daha anlamlı kıldı.

Yazılardan ilki Beşiktaş-Galatasaray maçındaki Fırat Aydınus ve Keita ile ilgiliydi (Avukatı medya olanın…). Geçtiğimiz hafta sarı ve kırmızı kart göstermemek için çırpınan Aydınus, IBB-Fenerbahçe maçındaki kart ve kartsızlık performansıyla kendisini tamamen yalanladı. Son adam kuralını esnetti! Ve bir kez daha, Türk hakemlerinin ellerindeki saha içi yetkisini, nasıl bir güç gösterisi-meydan okuma hırsı ile kullandıklarını gösterdi. Birkaç dakika önce kendisine diklenen Alex’i atma anı gibi…

Diğeri ise Galatasaray-Atletico Madrid maçından sonra, karşılaşmanın hakemi hakkında medya ve yorumcuların cinnet geçiren halleri üzerineydi. Fenerbahçe lehine hakem hatalarında büründükleri ruh hortlamıştı sanki (Canları İsterse)… Devamı…

ebru, Fikr-i Takip, kategorisinde yazmış. 2 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , ,

2 Mart 2010


(UEFA Avrupa ligi maçlarından sonra yazılmıştır)

Fenerbahçe-Lille ve Galatasaray-Atletico Madrid eşleşme sonuçlarını yorumlayacağım. Yani medyanın putu ile elleri zevkten kaşınarak taşladıkları şeytanın takımlarına göz atacağız.Ama müdahale etmek gereken tirajik bir durum var: Galatasaray-Atletico Madrid karşılaşmasının, medyanın ikiyüzlülüğünü afişe etmesi.

Bugün radyo, televizyon ve gazeteleri, nereyi açarsanız açın ilk ve ağırlıklı olarak duyacağınız tek şey “hakem yaktı, o penaltıyı vermedi Galatasaray elendi”.

İzlediğini anlamayan, anlık düşünen veya kulüplere yakın olan isimler olsa sorun yok.  Ama “Hakem konuşmamak lazım, hakemleri bahane etmemek lazım, ben prensip olarak hakemleri konuşmam, eee ne var ki bunda verse de olur vermese de olur” diyen tarafsızlar (tabi işlerine gelince), yabancı takımları, futbolcuları, teknik adamları, sistemleri öven, örnek gösteren okumuş etmişler işin içine girince var. Devamı…

ebru, Medya, kategorisinde yazmış. 1 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : ,

2 Mart 2010

Yanlış adama yanlış adamı şikayet

(Beşiktaş – Galatasaray maçındaki Fırat Aydınus üzerine)

Derbide ne oldu? 1-1 bitti. Kazansa eksik maçıyla Galatasaray’ın üzerine çıkabilecek Beşiktaş büyük fırsat tepti. Beşiktaşlılar aslında şaşırmış olmalılar. İsyan ediyor olmalılar. Fenerbahçe maçlarındaki Fırat Aydınus’u göremedikleri için… Belki kimse göze sokmadığından üzerinde durmadılar, farketmediler. Ya da nasılsa rakip Fenerbahçe değil, gereği yok kafaya takmanın dediler.

Mesela ilk yarıda çift sarı kartla atılacak Barış’a ve diğer kartlık pozisyonlara sırtını dönen biri vardı.  İkinci yarıda, 5-10 dakika önce İbrahim Üzülmez’in Keita’ya yaptığı hareketi gören yan hakem, burnunun dibinde Keita’nın attığı kırmızı kartlık dirseğe faul bile kaldırmadı.Bunlar skora etki eder mi??? Organize medya etmez diyorsa etmez. Devamı…

ebru, Türk Futbolu, kategorisinde yazmış. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , ,

12 Şubat 2010

Domino Etkisi

Domino Etkisi

Önce Yılmaz Vural’ın açıklamaları ile ismi tarih sayfalarından çıktı. 1991-1992 sezonunda Bursaspor’un başında iken 3-0 kazandıkları Türkiye Kupası finali rövanşında Trabzonspor’a 5-1 yenildikleri maçta kalecileri Nitu’nun şike yaptığı bilgisinin geldiğini açıkladı. Bunun kendisine daha sonra Trabzon’a gittiği dönemde bir sohbet sırasında anlatıldığını belirtti (ilgili haber için tıklayın).

Tabi ortalık kızıştı… Ama en ilginç yanıt Nitu’dan geldi. Kendini savunurken, o dönemlerin bomba bir olayını tekrar dillendirmiş. Yani Bursaspor forması giydiği ilk sezonunda Galatasaray maçı öncesi bazı kişilerin kendisini arayarak şike teklif ettiği iddiasını… (Nitu’nun Açıklamaları)

Bizim gibi “unutma unutturmacılar” hatırlıyor. Ama işte bazen gündem size bunları yeni nesillerle de paylaşma fırsatı tanıyor. Olayın muhatapları kendilerini savunurken başka bir dosyayı açıveriyor.

İşte Nitu-Galatasaray-Bursaspor arasında o dönem patlayan ve fos diye sönen! “şike” haberlerinin kupürleri…

Hediye olarak,  Adnan Polat’ın bu günlerde tekrar vitrine çıkardığı “kasap havası” ile ilgili külliyatın nadide örneklerinden birininin haberini de en sona ekledik… Devamı…

ebru, Türk Futbolu, kategorisinde yazmış. 4 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , ,

12 Şubat 2010

Frank Rijkaard, Kayserispor maçı sonrası yaptığı basın toplantısında açıkça Jo’yu sakatlamakla suçladı ve kınadı Antalyaspor’lu Yalçın Ayhan’ı. Eski Galatasaray oyuncusu olduğunu da kast ederek ne demek istediğini kendisi bilir de…

Sonra ayan beyan ortaya çıktı pozisyonda Yalçın’ın bir alakası olmadığı. Ben bu konuda Rijkaard’dan bir açıklama ya da özür duyamadım? Kamuoyu çok sever bu konuları da pek ses eden yok. Hele Türk Spor Medyası. Onlarda çok fazla ilgi göstermediler. Halbuki Galatasaray ve Rijkaard cephesi takım ve oyuncu ismi vererek bir linç kampanyası başlattı. Hani Adnan Polat dün diyordu Divan Kurulu toplantısında;

 ”biz hakem, futbolcu ya da takım ismi vermeden uyarı yaptık!“,

ortamı germemek için susuyoruz!“.

Yani takım, futbolcu ismi vermiyoruz! diyor Galatasaray başkanı ve bu susar halleri hem kendisinin, yönetimin ve teknik direktörünün. Devamı…

baran, Türk Futbolu, kategorisinde yazmış. 2 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , ,

11 Şubat 2010

Galatasaray Yöneticiliği Sertifika Programı kayıtları sürüyor.

Kulüpten yapılan açıklamada, yaklaşan seçimler öncesi, yeni yüzler yaratmak ve yıpranmış bazı yöneticilerin yerine genç isimleri adapte edebilmek için her seçim öncesi yinelenen sertifika programına kayıtların devam ettiği vurgulandı.

Program 4 hafta sürecek. Bu süre zarfında teorik dersler yanında eski ve halen görevde olan bazı yöneticiler ile sohbetler düzenlenecek… Geleneksel açılış konuşmacısı daha önceki programı yüksek başarı ile bitiren Haldun Üstünel…

Programa kabul edilmek için yeterlilik sınavından geçebilmek gerekiyor. Sorular adayların Galatasaray gündemine olan hakimiyetlerini ölçmeye yönelik. Sınav iki bölümden oluşuyor. İlk bölümde katılımcıların önceden belirlenmiş bir konu hakkındaki görüşlerini kompozisyon biçiminde yazmaları isteniyor. İkinci kısımda ise proje sunmak gerekiyor. Daha önceki senelerdeki sorular arasında ;”UEFA Kupasını pazarlamak”,  ”Ev ekonomisi ve kemer sıkma yöntemleri”, “Parasız motivasyon”, “Fatih Terim’i anlamak”, “Bedelsiz oyuncu transferi” konuları dikkati çekmişti. Proje ise son on senedir değişmemiş ve adaylardan “Stad Maketi” istenmişti. Bu seneki proje tam bir muamma ancak kulüp içerisinden edindiğimiz bilgiye göre kompozisyon konusunun “Kadıköy Sendromu” olması kesin gibi.

Sevgili rakibimizin yönetici adaylarına kayıtların hafta sonuna kadar süreceğini ancak sınırlı sayıdaki kontenjanın dolmak üzere olduğunu hatırlatıyoruz.

Aşağıda Sertifika Programı süresince okutulacak olan ders kitapları ve kişisel eğitim serilerinin listesini bulabilirsiniz; Devamı…

altug, Türk Futbolu, kategorisinde yazmış. 2 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler :

11 Şubat 2010

 

Kral benim!

 

Son yıllarda derdimi anlatmak için  insanları bıktırana kadar verdiğim bir örnek var. Alex’in Türkiye’ye geldiğinden beri gördüğü sarı kartların bilançosu (Kompleks Alex). Hani Alex’in her yıl Galatasaray’ın, gayet de sağlam ve sert oynayabilen stoperlerinin toplamına yakın veya fazla kart gördüğü ile ilgili.

Derdim nedir? Türkiye’de skora etki edenin golle sonuçlanan kararlardan ziyade (el kol, penaltı,ofsayt),  fauller ve kartlar olduğunu gösterebilmek. Ama yorumcular ve hele hele emekli hakemler için şov imkanı anlık düdüklerden geçiyor. Böylece tek pozisyon üzerinden istedikleri maçın kaderinin değiştiğini iddia edip ilerideki maçların kaderini değiştirmek için hakemleri kafa kola alıyorlar, kamuoyuna yalan söyleyip aylarca ve yıllarca propaganda yapabiliyorlar (bakınız Konyaspor-Fenerbahçe sonrası). İstedikleri maçta da “geçiniz kardeşim, verse de kimse birşey diyemez, takdir hakkını kullanmış, iyi oynamadılar ki verse ne farkeder, ilke olarak hakem konuşmuyor ve yazmıyoruz” gibi ermiş hallere bürünebiliyorlar (bakınız Fenerbahçe-Diyarbakırspor maçı sonrası). Milli maçlarda ise tüm bu ermişlerin tek derdi “hain hakem” oluyor. Devamı…

ebru, Türk Futbolu, kategorisinde yazmış. 2 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , , ,

11 Ocak 2010

Cemal Nalga, skandala imza atılan mekana geri dönmüş

Malum, sistemi yönetenler evirip çevirip Tufan formalı Cemal Nalga skandalından Galatasaray Kulübü’nü minimum hasarla çıkarmayı başardılar. Ki o kulüp cezalı oyuncusunu forma giydirdiği hazırlık maçlarında oynatmadığını bildirmiş, Oyak Renault itirazı sonrası açılan soruşturmada ikinci kez aynı yalan beyanda bulunmuştu (resmi kulüp yazısı ile). Tüm kabak sporcular (Cemal Nalga ve Tufan Ersöz) ile teknik heyetin başında patlatıldı. Yönetmeliklere göre küme düşmesi gereken kulüp kurtulurken, 22 yaşındaki bir sporcu 2 yıl men cezası aldı. Sürece çanak tutup, ihmali olan federasyona da kimse dokunamadı!

Bu hengamede unutulan bir detay daha vardı. O skandalın yaşandığı maçlardaki rakipler, EnBW Ludwigsburg ve Deutsche Bank Skyliners’ın koçları iki Türktü: Tolga Öngören ve Murat Didin. Devamı…

ebru, Basketbol, kategorisinde yazmış. 2 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , ,

3 Ocak 2010

Bu ülkede kimse sistemin sahipleri aleyhine konuşamaz. Hakemi, futbolcusu, teknik direktörü, eski yöneticisi,  malzemecisi,vs vs. Zira eğer aktif olarak sektörün içinde iseler ortada kalırlar, beş kuruş para kazanamazlar. Kariyerleri biter, süründürülürler. Eğer emekli olup başka yapacak işleri yok ise yine aç kalırlar. Televizyonlara çıkamaz, büyük gazetelerde köşe bulamazlar.

Medyanın durumu daha da vahimdir. Asli görevleri kamuoyuna doğruları yansıtmakken, sistemin ağabeylerinin kulları olmuşlardır. Yani işlerine, iş ahlaklarına ihanet ederler. Çoğu şeyi bilirler, kimin eli kimin cebinde, kim kimin ayağını kaydırıyor, hangi lobi oyunları dönüyor içki sofralarında konuşurlar. Ama televizyon karşısına çıktılar mı çiçeklerden, havadan sudan ve ağabeylerinin konuşmalarını istedikleri konulardan bahsederler. Ahlak ve adaletleri sürekli yön değiştirir. Savundukları ve karşı çıktıkları değerler de. Gerçekleri bildikleri halde, belki de suratına bakmayacakları insanlara yalakalık yaparlar. Överler. Emek verenleri, işini yapmaya çalışanları manşetleri, yalan haberleri, ters propagandaları ile ezerler. Yıldırırlar.Yıpratırlar. Devamı…

ebru, Türk Futbolu, kategorisinde yazmış. 11 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , , , , , ,

1 Ocak 2010

(Bu yazı 31 Aralık 2009 günü karalanmıştır…)

Kayserispor menajeri Süleyman Hurma şu an Ligtv’deki Futbol Gündemi programında dert yanıyor. Sözleşmeleri devam eden futbolcularını kendileriyle konuşmadan “ayartmaya” çalışan kulüplerle verdikleri mücadeleleri anlatıyor. Önce Gökhan Ünal, sonra Mehmet Topuz, şimdi de takım kaptanı Ali Turan. Taktiğin amacı belli: Futbolcuyla perde arkasında anlaş, “biz hallederiz” diye kandır,haberleri sızdır ama asla resmi açıklama yapma ki “bunlar dedikodu” diye sıyrılabil, futbolcunun takımıyla arasını bozmasını sağla, kulübü köşeye sıkıştır, kadro dışı bırakmalarına sebep ol, sonra da o kulübü razı olmaya mecbur et. Medya içindeki “yandaş yorumcular” ile “futbolcu mal mı” ajitasyonu ile baskıyı artır. Devamı…

ebru, Türk Futbolu, kategorisinde yazmış. 4 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , , , ,

2 Aralık 2009

itv_prog

Azerbaycan Kanalı Itv program listesinde Fenerbahçe ve Galatasaray’ın Avrupa Ligi maçları görünüyor. Hatta Valencia – Lille ve PSV – S. Prag karşılaşmalarını da izleyebilirsiniz. Tabi BISS key girerek… Ve tabi sabote edilmezlerse!

Frekansı hatırlatalım:

11554 H SR: 2916 (FEC: 2/3), Türksat 3A/2A 42.0°E

ebru, Dünya'nın Futbolu, kategorisinde yazmış. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , ,

29 Kasım 2009

fb_ksm_1

Daum iç savaş yaşarken (Fenerbahçe-Kasımpaşa, 28 Kasım 2009)

 

Teknik direktörler bildiklerinden, inandıklarından vazgeçerse Türkiye’de sonuçları ağır olur. Taviz vermeye başlar, sağlam duramazsanız sistem sizi unufak eder.

Yorumculardan ve o yorumcuların dolduruşuna gelen yönetici ve yakın çevrelerinden ne kadar etkileniyorlar bilinmez. Baskı altında kaldıkları için mi başka şeylere yöneliyorlar, bilinmez. Belki de hakikaten kendi kararları. Ama Rijkaard’ın haftalardır, Daum’un da Kasımpaşa maçındaki “ters” halini başka türlü açıklayamıyorum. 

Rijkaard, başından beri riskli tercihti. Oynatmaya çalıştığı şey riskliydi, hele Türkiye gibi futbola bakışı ve uygulama altyapısı güçlü olmayan bir ülkede. Yine de, ne olursa olsun inandığını yapıyordu. Gelir gelmez “Arda ortada oynayacak” dedi. Hiç kimsenin aklına gelmeyen, ama bir o kadar da doğru karardı. Onun kanat adamlığından fazlasını yapacak kapasitesi olduğunun farkındaydı. Medya ahalisi ise “olmaz” diye çığlık çığlığa tepesini gagalamaya başlamıştı. Rijkaard’ın beklemediği ise gökten düşürülen Elano idi. Planlarında yoktu. Ama Elano ikinci adam olamazdı, kanatta oynamak veya kulübede oturmak için gelmemişti. Her maç yazıldı çizildi, derken birden Avrupa kupası maçında ilk 11′e girdi (Galatasaray-Sturm Graz: 1-1). Hem de orta sahada, esas oğlan olarak, Arda kanada çekildi. İşte kopuş orada başladı.

gs_graz

Galatasaray'ın Sturm Graz maçı 11'i (1 Ekim 2009)

 

Ardından “Galatasaray çok pozisyon veriyor, 3. defansif orta saha adamını koy” dırdıları yükseldi. Neredeyse tüm yorumcular aynı şeyi yazdı çizdi. Ezbere. Rijkaard’ın felsefesine ihanet etmesini istediler. Kendi anti-futbol güdüklüklerini satmaya çalıştılar. “Takım savunmasını düzeltmek için savunma ağırlıklı adam sayısını artır” düz mantığını satmaya çalıştılar. Sakatlıklar, eksikler, belki biraz da mecburiyetten onların istediğini yaptı Rijkaard ve Neeskens. Galatasaray galip geldi ve hemen koltuklar kabardı. Onlar akıl vermişti, hoca yapmıştı ve haklı çıkmışlardı. Artık Galatasaray rayına oturmuştu.

Ama öyle olmadı. Takip eden her maç daha da kötüye gitti. Takım en iyi yaptığı şeyi bile unuttu.

db_gs_2

Medyanın hayalindeki orta saha: Barış-Ayhan-M. Topal (Diyarbakırspor-Galatasaray, 8 Kasım 2009)

 

Galiba Daum da “büyü” katılmış atmosferden etkilendi. Gerçek futbolu, uzun vadeli planları, futbolcuları idare etmenin kağıda isim yazmak olmadığını medyaya anlatmaya çalışan biri, hiç beklemediğimiz zamanda beklemediğimiz denemeye gitti: İç sahada, kolay gol yiyen rakibe karşı çift forvet. Ama işte o ekstra ikinci golcü, onların yerine sızan Alex’i, kanattakileri, defansın önündekileri, kanatlar yüzünden stoperleri karman çorman etti. Takımın aklı gitti. İlk 45 dakikayı telafi edebilecekleri umudunu veren tek isim Mehmet Topuz’u da ikinci yarı başında sahadan çekince Daum’a kesinlikle “kara büyü” yapıldığına inandık (haaa Daum toparlar, işini bilir. Hatta Fenerbahçe’yi 2 golcü ile oynayacak kurguya da getirir, öğretir. Ama zaman alır).

Neyse, kısacası yorumcuların yıllardır gelene gidene yaptığı “çift forvet” çığırtkanlığı toprağa gömüldü.

Tabi ki defalarca haksız çıkmaktan rahatsız olmazlar. Aksine o akşam daha önce unuttukları yeni bir “koşul” keşfedip ileri sürerler. Mesela diyebilirler ki “ee kardeşim Emre varken deneyeceksin bunu, Selçuk ile değil”.

Hep kaçacak yan yol bulurlar. Arkalarını toza dumana boğarak…

Bir de savuştururlar: “Sadece yorum yapıyoruz. İşimiz bu. Ne hükmümüz olur. Yönetici bizim dediklerimize göre mi karar veriyor. Teknik direktör niye bizi dinlesin ki” 

Yoook, kazın ayağı öyle değil işte. Futbol izleyicisinin ve taraftarın zaafları üzerine oynayarak prim yapıyorsanız sorumlusunuzdur. 

Yorumlar tutmayınca işi “hocanın kellesini kes, onu bunu kadro dışı bırak, ruhsuzlar, paragöz topçular”a getir. Onlar kovulunca 3 gun sonra başkalarını suçla takımı satıyor diye…

Çift forvet mazoşizmi yarat, Zico’nun, onun bunun altını bombalarla doldur. Herkesi doldur. Taraftarı yönetime baskı yapmaya zorla, yönetimlerin taraftar gibi düşünme karakterini azdır…

Sonra da hiçbir şey olmamış gibi devam et. Ne güzel!

Yıllardır teknik direktör, futbolcu, yönetici bedel öder; bir tek medya işlerin içinden sıyrılır. Daha da güçlenip semirerek hem de. Bu dürüstçe değil, ahlaklı değil. Adil değil.

Yıllardır gördük ki neredeyse tüm yorumcuların teknik ve taktik konulardaki iddialarının çoğu patlıyor, çürütülüyor, çöküyor. Sürekli yanılıyorlar. Henüz bir tanesinden özür ve özeleştiri okuyup duyamadık, kızarmış yüz göremedik. Kastettiğim Ziya Sengüller,  Gökmen Özdenaklar değil. Medyanın “collage boy”ları.

Hal böyle olunca onların aklıma girmesine izin vereceğime Aragones’i dinlerim! Sonucunun iyi olmayacağını bilsem de Rijkaard’ın inandığını yapmasını beklemeyi tercih ederim.

Bu ülke çok konuşan, kadınlardan çok dedikodu yapan, ama futboldan anlamayan erkekler cehennemi…

NOT: Daum, maç sonu basın toplantısında “Hafta içinde birçok futbolcuyla bazı görüşmelerimiz oldu. Hemen hemen tüm futbolcular, iki forvet ile başlamamızı istedi. ’Daha fazla pozisyon yakalarız, tehlikeli oluruz’ diye düşünceleri vardı.Hem sakatlık, hem cezalılarımız vardı. Hem de futbolcularımızın isteğine göre iki forvet artı Alex ile çıkmak istedim. Ama umduğumuz gibi olmadı maalesef. Nedenleri budur. Sonuçta bu yenilgiyi 2 veya 3 forvete bağlamıyorum” dedi. Demek ki futbolcuların ipiyle de kuyuya fazla inmemek lazım! Ama son karar da senindi. Bildiğinden şaşma Daum. Geçmişte de reddeden bünyeler eninde sonunda planı anlayıp uydu, kabuletti, öğrendi.

ebru, Medya, kategorisinde yazmış. 1 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , , , , ,

25 Kasım 2009

 cemalnalga

Öncelikle denildi ki; bu olanların Galatasaray etiği - ahlakıyla uzaktan yakından alaksı yoktur ve bağdaştırılamaz. Galatasaray ve Galatasaray’lılıkla bağdaşmaycak bu skandal için alacağımız her türlü cezaya razıyız, gereken neyse yapılsın. Liglerden ihraçsa ihraç vs…

Sonra bir de bakıldı, Galatasaray kulübünün neredeyse geleneklerinde var bu ve benzeri olaylar. 1953 yılında Çanakkale Kupası’nda Fenerbahçe’ye karşı lisansları başka bir kulübe ait 2 oyuncu oynatan Galatasaray hükmen mağlup ilan edilmiş.

hukmen

Ve 1958 yılında kürek branşında Sönmez Gönenç adlı sporcuyu Oktay Ozan lisansı altında yarıştıran Galatasaray yarışlardan diskalifiye edilmiş.

diskalifiyegs

 

Bu örneklere “Ayşe Abla Spor Kulübü” gibi, “bir gecede Türk olan yabancı basketbolcu, futbolcu ve yüzücüler” gibi aslında skandal olan fakat kanun ve yönetmeliklerdeki açıklardan faydalanılarak, etik ve ahlaki değerleri hiçe sayarak yapılmış ve cezasız kalmış Galatasaray uygulamalarını da ekleyebiliriz.

Şimdilerde herkese etik ve ahlak dersi verenler, bugün yine kulüplerinin adının karıştığı basketboldaki sahtekarlık skandalından dolayı aldıkları cezaları Tahkim’e götürerek ceza ve cezaların haksızlığı konusunda savunma yaparak indirim isteme planları yapıyormuş.

Normal şartlar altında aldıkları ceza, yapılan sahtekarlıktan ötürü direk ligden ihraç olması gerekirken bu cezayı almamış olmaları bile başlı başına bir konu.

“Tufan görünümlü CemalGate” sahtekarlık skandalı sonrası, tarihte benzer skandalları olan Galatasaray Spor Kulübü’nün eski başkanlarının ağızlarından da enteresan laflar, inciler dökülmeye başladı.

surencansun

Geçtiğimiz günlerde Ntv’de katıldığı yayında “sahtecilik yapıyorsanız bir amacı olmalı” gibi olağanüstü bir beyanda bulunan Faruk Süren‘in ardından, şimdi Mehmet Cansun‘dan da “bu skandalda Fenerbahçe’nin parmağı, tezgahı var” gibi bir yaklaşım geldi.

Bu iki eski başkanı ve gerçekten bu asil yaklaşımlarını tebrik etmek dışında yapacak birşey yok. ”Kişi ehil olduğu konuda konuşurmuş” denir ya işte. Bize başka şey söyleme gereği bırakmamışlar.

Aslında bütün olan biten gösteriyor ki, Galatasaray değerleri, etiği falan paravanları arkasında asıl can sıkan, moralleri bozan ve aslında Galatasaray’lıların büyük çoğunluğunu küplere bindiren olay yapılan sahtekarlık değil, bu sahtekarlığın gizlenememesi. Olayın adamakıllı şekilde örtbas edilememesi ve skandal şeklinde ortaya çıkması. Olaya gösterilen yaklaşım, alınan cezaya gelen tepkilerden, eski yönetici ve başkanların demeçlerine kadar gerçek acının neden-nereden kaynaklandığını açık seçik belli ederek maskeleri düşürüyor.

baran, Basketbol, kategorisinde yazmış. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , ,

25 Kasım 2009

kidfinger

 

Keita önünden geçen pet su bardağı ile tahrik olur, Fenerbahçe’li bir oyuncu küfür ve yığınla yabancı madde ile olmaz.

Arda itilince tahrik olur, Kinsey yumruk yiyince olmaz.

Hakan Balta gol atınca tahrik olup kol çıkarır, Fenerbahçe’li oyuncu dayak yiyince olmaz.

Galatasaray’lı, bir çocuktan ya da bir parmaktan tahrik olur, Fenerbahçe’li üzerine yağan yabancı madde ve küfürden olamaz.

O gün Adnan Polat ve salondakilerin %90′ının derdi “Fenerbahçe kaidesi”nin acısını çıkarmaktı. Sövmek, dövmek, cinnet geçirmek, ama bir şekilde, herşeyi yaparak kazanabilmek. Tatmin olmak.

abipolay

Ceza alsalar, ligden atılsalar umurlarında bile değildi aslında. Fenerbahçe’yi yenmek tek amaç. ASY’de de aynısı olacak. Kadıköy’de kazanamamanın bedeli ödetilmeli.

Şimdi 1 parmak ve 1 çocuk kışkırttı. Oysa her sene Ayhan Şahenk’de-Ahmet Cömert’te bu da yoktu. Peki o zaman ne kışkırttı? Çubuklu formayı görmek mi? Voleybol salonlarından, yüzme yarışlarına kadar her yerde ısrarla olay çıkartanlar, sahalara, salonlara, havuzlara küfür ve yabancı madde yağdıranlar şimdi de bir parmağa takıldılar? Ya da maçtan önce protokol tribününe üstünde Fenerbahçe formasıyla gelen 8 yaşında bir çocuğa?

Neden tahrik olunduğu çok belli. Fenerbahçe adı yetiyor.

Bahane kapsamındadır. Yavaş yavaş zımnen, belki bir zaman sonra disiplin kurullarına gönderilen savunmalarda alenen ceza indirimi için tahrik kapsamında gösterilir.

baran, Basketbol, Türk Futbolu, kategorisinde yazmış. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , ,



Copyright ©2009. Her hakkı saklıdır...
Bu blog Wordpress ile hazırlanmıştır. Teşekkürlerimizle...

RSS Feed.