4 Eylül 2010

Dertleşsen dert, dertleşmesen dert.

Dertleşsen dert, dertleşmesen dert.

Ebru aşağıdaki post’ta Hürriyet gazetesinden alıntı yaparak “Neden?” diye sormus…

Milliyet gazetesine ise, “dertleşme toplantısı” şu şekilde yer alıyor:

“Alex ile aramızda sorun olduğu şeklindeki iddialar herkes için verimli bir konu olarak gözüküyor. Benim hiçbir oyuncuma karşı önyargım, insani olarak hiçbir problemim olmaz. Alex’in sitesinde yaptığı açıklamayla ilgili hangi görüşlerime katılmadığını bilmiyorum. Herkesin her konuda bir görüşü vardır, herkes aynı görüşte olmayabilir. Ama ben karar vericiyim, oyuncuların benim kararlarıma her zaman katılmalarını bekleyemem. Ama benim kararlarıma saygı göstermelerini beklerim…”

Gelelim “Çünkü” kısmına…

Devamı…

altug, Fenerbahçe, kategorisinde yazmış. 3 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , ,

5 Ağustos 2010

“Maçın ilk devresinde afyonlu gibi oynayan Fenerbahçe de Aykut Kocaman, ikinci devreye Alex’in yerine Selçuk’u ve Bekir’in yerine Gökhan Gönül’ü alarak başladı. Bu iki değişiklik doğru değişiklikti. Nitekim Fenerbahçe rakibin üzerine yüklendi.” (Deniz Gökçe)

vııııııııııııııııızzzzzzzzzzzzzzzz…. Devamı…

ebru, Fikr-i Takip, Türk Futbolu, Unutma, Unutturma !, kategorisinde yazmış. 8 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , ,

29 Temmuz 2010

Aşağıdaki Young Boys maçı satırları öncesi hiçbir gazeteye göz atmamıştım. Meğerse oradaki bir endişenin boşa olmadığı bugün delillerle kamuoyuna sunulmuş. Başka teknik adamlara sabrını sunamayan Ercan Saatçi yazmış ki: Devamı…

ebru, Fenerbahçe, kategorisinde yazmış. 5 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , ,

2 Mart 2010

Kral benim, ben ne dersem o olur

Geçtiğimiz hafta içi 2 yazı karalamıştım. Ama üzerinden geçmek gerekti, yok resim bulunamadı derken kıyıda köşede kaldı. İyi de olmuş. Pazar maçlarında yaşananlar bu satırları daha anlamlı kıldı.

Yazılardan ilki Beşiktaş-Galatasaray maçındaki Fırat Aydınus ve Keita ile ilgiliydi (Avukatı medya olanın…). Geçtiğimiz hafta sarı ve kırmızı kart göstermemek için çırpınan Aydınus, IBB-Fenerbahçe maçındaki kart ve kartsızlık performansıyla kendisini tamamen yalanladı. Son adam kuralını esnetti! Ve bir kez daha, Türk hakemlerinin ellerindeki saha içi yetkisini, nasıl bir güç gösterisi-meydan okuma hırsı ile kullandıklarını gösterdi. Birkaç dakika önce kendisine diklenen Alex’i atma anı gibi…

Diğeri ise Galatasaray-Atletico Madrid maçından sonra, karşılaşmanın hakemi hakkında medya ve yorumcuların cinnet geçiren halleri üzerineydi. Fenerbahçe lehine hakem hatalarında büründükleri ruh hortlamıştı sanki (Canları İsterse)… Devamı…

ebru, Fikr-i Takip, kategorisinde yazmış. 2 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , ,

12 Şubat 2010

Frank Rijkaard, Kayserispor maçı sonrası yaptığı basın toplantısında açıkça Jo’yu sakatlamakla suçladı ve kınadı Antalyaspor’lu Yalçın Ayhan’ı. Eski Galatasaray oyuncusu olduğunu da kast ederek ne demek istediğini kendisi bilir de…

Sonra ayan beyan ortaya çıktı pozisyonda Yalçın’ın bir alakası olmadığı. Ben bu konuda Rijkaard’dan bir açıklama ya da özür duyamadım? Kamuoyu çok sever bu konuları da pek ses eden yok. Hele Türk Spor Medyası. Onlarda çok fazla ilgi göstermediler. Halbuki Galatasaray ve Rijkaard cephesi takım ve oyuncu ismi vererek bir linç kampanyası başlattı. Hani Adnan Polat dün diyordu Divan Kurulu toplantısında;

 ”biz hakem, futbolcu ya da takım ismi vermeden uyarı yaptık!“,

ortamı germemek için susuyoruz!“.

Yani takım, futbolcu ismi vermiyoruz! diyor Galatasaray başkanı ve bu susar halleri hem kendisinin, yönetimin ve teknik direktörünün. Devamı…

baran, Türk Futbolu, kategorisinde yazmış. 2 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , ,

3 Ocak 2010

Bu ülkede kimse sistemin sahipleri aleyhine konuşamaz. Hakemi, futbolcusu, teknik direktörü, eski yöneticisi,  malzemecisi,vs vs. Zira eğer aktif olarak sektörün içinde iseler ortada kalırlar, beş kuruş para kazanamazlar. Kariyerleri biter, süründürülürler. Eğer emekli olup başka yapacak işleri yok ise yine aç kalırlar. Televizyonlara çıkamaz, büyük gazetelerde köşe bulamazlar.

Medyanın durumu daha da vahimdir. Asli görevleri kamuoyuna doğruları yansıtmakken, sistemin ağabeylerinin kulları olmuşlardır. Yani işlerine, iş ahlaklarına ihanet ederler. Çoğu şeyi bilirler, kimin eli kimin cebinde, kim kimin ayağını kaydırıyor, hangi lobi oyunları dönüyor içki sofralarında konuşurlar. Ama televizyon karşısına çıktılar mı çiçeklerden, havadan sudan ve ağabeylerinin konuşmalarını istedikleri konulardan bahsederler. Ahlak ve adaletleri sürekli yön değiştirir. Savundukları ve karşı çıktıkları değerler de. Gerçekleri bildikleri halde, belki de suratına bakmayacakları insanlara yalakalık yaparlar. Överler. Emek verenleri, işini yapmaya çalışanları manşetleri, yalan haberleri, ters propagandaları ile ezerler. Yıldırırlar.Yıpratırlar. Devamı…

ebru, Türk Futbolu, kategorisinde yazmış. 11 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , , , , , ,

29 Aralık 2009

Türkiye’deki tüm futbolcular bitti. Devir Alex’i takım arkadaşlarıyla kıyaslama devri…

Bakınız Hıncal Uluç ne diyor; “Özer 4 Alex eder !”

Bu kez, fikre matematiksel mantık ile yaklaşalım dedik…

altug, Medya, kategorisinde yazmış. 3 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , ,

24 Aralık 2009

Oynamasa; “Oynatılmıyor, Daum gençleri oynatmaz, Aykut’un adamı olduğu için, bitti, harcandı”,

Oynasa fakat vasat performans gösterse; “Yanlış yerde oynatılıyor, yeri orası değil, Daum Özer’den faydalanamıyor - Aykut’un adamını kasten bitirmek için yapıyor, böyle gitmez, harcanacak”,

Oynasa, biraz kıpırdansa; “Özer de Souza, Fenerbahçe’de Alex’in pabucu dama atıldı, Alex’i gönderin artık Özer var, Zidane olur, gol sevinci bile Kaka gibi, Özer geldi – Fenerbahçe eskileri atsın, tek başına her maçı alır, muhteşem, Süper Özer, Alex’le Özer birlikte oynayamaz” …

Nasıl?

Akıl sağlığıyla oynama testi gibi bence.

Aslında çok örneği var geçmişte. Sorun oyuncunun direnç gösterip bunlara dayanabilmesi. 

Özer şu an emin ellerde. Kendisi de aklı başında bir çocuğa benziyor. Bunlar daha başlangıç ve tam tabiriyle medyanın en klasik taktikleri. Nice adamı, yetenekli oyuncuyu şirazeden çıkardılar.

Tabi tek başına göstereceği direncin yanında içinde bulunduğu camianın, taraftarın da onu izlerken bunları göz önünde bulundurması şart.

En basit örneği Tuncay’dır. Tuncay zamanında aynen bu oyuncaktı medya için ve bir saldırı, nifak aracıydı aynı zamanda.

Forvette oynatılmıyor, Daum onu harcıyordu, faydalanmasını bilmiyordu. Çocuk başta allak bullak olsa da hem kendi dirençli davrandı, hem de destek gördü  (tribünler kendisini protesto etme noktasına gelmiş ve birkaç sefer de ıslıklanmıştı, fakat ne Daum, ne de idarecileri ondan desteklerini çekmediler) ve kırdı bu zinciri.

Şimdi sınav sırası Özer’de. Daha yolun başında ve önüne çıkan-çıkacak engeller belli.

ve aslında sınav sırası bir kez daha Fenerbahçe’lilerde…

baran, Fenerbahçe, kategorisinde yazmış. 4 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , ,

18 Aralık 2009

confused

Düşünün ki, dün geceki Fenerbahçe – Sheriff Avrupa Ligi mücadelesini izlemediniz. Sabah bir iki gazeteye göz atıp “takım nasıl oynamış, nasıl bir maç olmuş acaba?” diye fikir sahibi olmak istiyorsunuz.

Sabah gazetesi alıyorsunuz, bir Galatasaraylı, Levent Tüzemen maçı yorumlamış. (Olur olur… Senelerin spor yazarı. O yazmayacak da kim yazacak?)

“Daum’un rotasyona gidip şans bulamayan oyunculara yer vermesi çok doğruydu. Rotasyonlu Fenerbahçe, temposu, yüksek mücadele gücü, hücuma dikine ve çabuk çıkışı ile göz okşadı. Futbolcular, Sheriff maçını ciddiye alarak, keyif vererek oynadı.

Özer, Semih, Uğur Boral ve Güiza’dan oluşan hücum hattının birbirleriyle yaptığı pas alışverişi çok uyumluydu. Uğur’un golde topa vuruşu mükemmeldi. Daum sezon başından beri Uğur Boral’a haksızlık ettiğini herhalde Sheriff maçında anlamıştır. “

Ohhh ohh… Keyfiniz yerine geliyor. Takım şiir gibi top oynamış yahu !

Devamı…

altug, Medya, kategorisinde yazmış. 1 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , ,

18 Aralık 2009

fb_she_gol

Uğur, tam gol vuruşunu yaparken (Fenerbahçe-Sheriff:1-0, 17 Aralık 2009)

 

“Bakın biz demiştik.Santos bek, açığa koyarak Daum harcıyor. Yerine geçti, performansı arttı”

“Carlos gideceği için Santos kendini gösterme çabasına düştü” Devamı…

ebru, Fenerbahçe, kategorisinde yazmış. 0 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : ,

15 Aralık 2009

mass-media-censorship

Az önce Şekip Mosturoğlu, Colin Kazım hakkında iki gündür yapılan “şike” haberleri hakkında Kanaltürk’te Türkiye’ye ve yozlaşmanın ziresine vurmuş medyaya hukuk ve gazetecilik ahlakı dersi verdi. Birkez daha Türk medyasının artık tek felsefesinin manşet fetişistliği ile önüne gelene, elinde yeterli bilgi olmadan,sağdan soldan gelen dedikodular,planlı haberler,masa başı senaryoları ile çamurlar atmak olduğunu ortaya döktü. Devamı…

ebru, Medya, kategorisinde yazmış. 1 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , ,

5 Aralık 2009

daum7

Türkiye’de ideal profesyonel yapıyı kurmak gerçekten çok zor ve biraz da hayalperestliktir.

Türkiye’de futbolcuya asla taviz vermemeniz gerekir. 

Asla ikibaşlılık yaratmamanız, futbolcunun mazeret üretmesine fırsat tanımamanız gerekir.

Türkiye’de asla teknik direktörü futbolcuya karşı zayıf düşürmemeniz gerekir. Aksi takdirde onun söylediklerini dinlememek, yapmamak için kendilerinde güç hissederler.  Medya ile içiçedirler, yakın çevreleri de cabası. Dolduruşlarla “ben aslında iyiyim, hakkımı yiyor” diyerek çalışmamak ve kendisini geliştirmemek için bahaneler üretir.

Türkiye’de futbolcuya sürekli “tek patron teknik direktördür, onu  dinlemeyen ve söylediklerine uymayan kendisini kapının önünde bulur” yoklaması çekmeniz gerekir. Aksi takdirde takım dağılır.

Teknik direktörün kararlarını sorgulayan, kamuoyunda eleştiren ikinci veya üçüncü şahıslar olmamalıdır kulüp içerisinde.

Bu yüzden, hele Daum gibi kendi düzenini kurup Türkiye koşullarını iyi idare edebilen biri varken yeni makam yaratmak, eğer dikkatli olmaz ve aşırı idealist davranırsanız elinizde patlar.

Yani sorun Aykut Kocaman ismi değildir. Sorun bu makamın oturtulduğu temel ve görev çizgilerinin ne kadar doğru çizilebildiğidir.

CEO gibi, ülke ve kulüplerin taşıyacak altyapıya sahip olmadığı organizasyonlara dalıp çıkmayacaksınız.

Takım çalıştırıp taktik vermek dışında futbolcularla ilgili her türlü iç meseleyi sırtlanabilen Daum gibi bir teknik direktör varken onu kısıtlamayacaksınız.

Başkan olarak rahat çalışsınlar felsefesiyle kendinizi tamamen takımdan çekmeyeceksiniz.

Dışardan doğru görünen, ama Türkiye’nin hele de Fenerbahçe’nin hazır olmadığı yapıdır bu.

İşte “Daum teknik işlere bakacak, ben de futbolcularla diyaloğa girmeyeceğim, gerisini Aykut halledecek” derseniz ipin ucunu kaçırırsın. Bir de resmi sitedeki otorite zaafiyeti itiraflarla zor duruma düşersiniz.

Hep deriz ki yabancı teknik adamların Türkiye’de tepetaklak olmalarının sebebi asli işlerinin dışında pek çok detayla uğraşmak zorunda bırakılmalarıdır. Anaokulu öğretmeni gibi. Birçoğu buna alışkın değildir, Daum hariç. Zira Avrupa futbolunun genel yapısına terstir, şaşırırlar, söylediklerini yaptıramazlar, futbolcuların temel futbol eksikleri karşısında afallarlar, yavaş yavaş altları oyulur, futbolcular onu kovduracak güçleri olduğunu hissederler, ve sonunda tekmeyi yerler. 

Daum gibi futbolcuları, başkanı, yöneticileri, medyayı da idare edecek, dengeleri koruyabilecek, işini sağlıklı yapabilmek için nefes alma alanı oluşturup Türkiye’de tutunabilecek teknik adam azdır, tektüktür. Bu profil ekstradır, genelin dışındadır. O yüzden sizin teknik adamın sırtından yükü kaldırmanız, o yükü üstlenmeniz, organizasyonu oluşturmanız gerekir ki ezilmesinler, işlerini sağlıklı biçimde yapabilsinler.

Ama bu şekilde değil.

Kadro sorunları, doğal form düşüklüğü, teknik direktör tercih hataları, vs vs. Bir tarafta. Ama ligin 15 haftası sonunda Daum takımını tam anlamıyla göremememizin, oyuncuların silikliğinin ve disiplin sorunlarıyla beraber gelişmedeki ağırlığın, onların kafalarına tam hükmedilememesinin sebebi Daum mudur yoksa yukarıda saydığımız ülkem gerçekleri mi?

ebru, Fenerbahçe, kategorisinde yazmış. 1 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , ,

29 Kasım 2009

fb_ksm_1

Daum iç savaş yaşarken (Fenerbahçe-Kasımpaşa, 28 Kasım 2009)

 

Teknik direktörler bildiklerinden, inandıklarından vazgeçerse Türkiye’de sonuçları ağır olur. Taviz vermeye başlar, sağlam duramazsanız sistem sizi unufak eder.

Yorumculardan ve o yorumcuların dolduruşuna gelen yönetici ve yakın çevrelerinden ne kadar etkileniyorlar bilinmez. Baskı altında kaldıkları için mi başka şeylere yöneliyorlar, bilinmez. Belki de hakikaten kendi kararları. Ama Rijkaard’ın haftalardır, Daum’un da Kasımpaşa maçındaki “ters” halini başka türlü açıklayamıyorum. 

Rijkaard, başından beri riskli tercihti. Oynatmaya çalıştığı şey riskliydi, hele Türkiye gibi futbola bakışı ve uygulama altyapısı güçlü olmayan bir ülkede. Yine de, ne olursa olsun inandığını yapıyordu. Gelir gelmez “Arda ortada oynayacak” dedi. Hiç kimsenin aklına gelmeyen, ama bir o kadar da doğru karardı. Onun kanat adamlığından fazlasını yapacak kapasitesi olduğunun farkındaydı. Medya ahalisi ise “olmaz” diye çığlık çığlığa tepesini gagalamaya başlamıştı. Rijkaard’ın beklemediği ise gökten düşürülen Elano idi. Planlarında yoktu. Ama Elano ikinci adam olamazdı, kanatta oynamak veya kulübede oturmak için gelmemişti. Her maç yazıldı çizildi, derken birden Avrupa kupası maçında ilk 11′e girdi (Galatasaray-Sturm Graz: 1-1). Hem de orta sahada, esas oğlan olarak, Arda kanada çekildi. İşte kopuş orada başladı.

gs_graz

Galatasaray'ın Sturm Graz maçı 11'i (1 Ekim 2009)

 

Ardından “Galatasaray çok pozisyon veriyor, 3. defansif orta saha adamını koy” dırdıları yükseldi. Neredeyse tüm yorumcular aynı şeyi yazdı çizdi. Ezbere. Rijkaard’ın felsefesine ihanet etmesini istediler. Kendi anti-futbol güdüklüklerini satmaya çalıştılar. “Takım savunmasını düzeltmek için savunma ağırlıklı adam sayısını artır” düz mantığını satmaya çalıştılar. Sakatlıklar, eksikler, belki biraz da mecburiyetten onların istediğini yaptı Rijkaard ve Neeskens. Galatasaray galip geldi ve hemen koltuklar kabardı. Onlar akıl vermişti, hoca yapmıştı ve haklı çıkmışlardı. Artık Galatasaray rayına oturmuştu.

Ama öyle olmadı. Takip eden her maç daha da kötüye gitti. Takım en iyi yaptığı şeyi bile unuttu.

db_gs_2

Medyanın hayalindeki orta saha: Barış-Ayhan-M. Topal (Diyarbakırspor-Galatasaray, 8 Kasım 2009)

 

Galiba Daum da “büyü” katılmış atmosferden etkilendi. Gerçek futbolu, uzun vadeli planları, futbolcuları idare etmenin kağıda isim yazmak olmadığını medyaya anlatmaya çalışan biri, hiç beklemediğimiz zamanda beklemediğimiz denemeye gitti: İç sahada, kolay gol yiyen rakibe karşı çift forvet. Ama işte o ekstra ikinci golcü, onların yerine sızan Alex’i, kanattakileri, defansın önündekileri, kanatlar yüzünden stoperleri karman çorman etti. Takımın aklı gitti. İlk 45 dakikayı telafi edebilecekleri umudunu veren tek isim Mehmet Topuz’u da ikinci yarı başında sahadan çekince Daum’a kesinlikle “kara büyü” yapıldığına inandık (haaa Daum toparlar, işini bilir. Hatta Fenerbahçe’yi 2 golcü ile oynayacak kurguya da getirir, öğretir. Ama zaman alır).

Neyse, kısacası yorumcuların yıllardır gelene gidene yaptığı “çift forvet” çığırtkanlığı toprağa gömüldü.

Tabi ki defalarca haksız çıkmaktan rahatsız olmazlar. Aksine o akşam daha önce unuttukları yeni bir “koşul” keşfedip ileri sürerler. Mesela diyebilirler ki “ee kardeşim Emre varken deneyeceksin bunu, Selçuk ile değil”.

Hep kaçacak yan yol bulurlar. Arkalarını toza dumana boğarak…

Bir de savuştururlar: “Sadece yorum yapıyoruz. İşimiz bu. Ne hükmümüz olur. Yönetici bizim dediklerimize göre mi karar veriyor. Teknik direktör niye bizi dinlesin ki” 

Yoook, kazın ayağı öyle değil işte. Futbol izleyicisinin ve taraftarın zaafları üzerine oynayarak prim yapıyorsanız sorumlusunuzdur. 

Yorumlar tutmayınca işi “hocanın kellesini kes, onu bunu kadro dışı bırak, ruhsuzlar, paragöz topçular”a getir. Onlar kovulunca 3 gun sonra başkalarını suçla takımı satıyor diye…

Çift forvet mazoşizmi yarat, Zico’nun, onun bunun altını bombalarla doldur. Herkesi doldur. Taraftarı yönetime baskı yapmaya zorla, yönetimlerin taraftar gibi düşünme karakterini azdır…

Sonra da hiçbir şey olmamış gibi devam et. Ne güzel!

Yıllardır teknik direktör, futbolcu, yönetici bedel öder; bir tek medya işlerin içinden sıyrılır. Daha da güçlenip semirerek hem de. Bu dürüstçe değil, ahlaklı değil. Adil değil.

Yıllardır gördük ki neredeyse tüm yorumcuların teknik ve taktik konulardaki iddialarının çoğu patlıyor, çürütülüyor, çöküyor. Sürekli yanılıyorlar. Henüz bir tanesinden özür ve özeleştiri okuyup duyamadık, kızarmış yüz göremedik. Kastettiğim Ziya Sengüller,  Gökmen Özdenaklar değil. Medyanın “collage boy”ları.

Hal böyle olunca onların aklıma girmesine izin vereceğime Aragones’i dinlerim! Sonucunun iyi olmayacağını bilsem de Rijkaard’ın inandığını yapmasını beklemeyi tercih ederim.

Bu ülke çok konuşan, kadınlardan çok dedikodu yapan, ama futboldan anlamayan erkekler cehennemi…

NOT: Daum, maç sonu basın toplantısında “Hafta içinde birçok futbolcuyla bazı görüşmelerimiz oldu. Hemen hemen tüm futbolcular, iki forvet ile başlamamızı istedi. ’Daha fazla pozisyon yakalarız, tehlikeli oluruz’ diye düşünceleri vardı.Hem sakatlık, hem cezalılarımız vardı. Hem de futbolcularımızın isteğine göre iki forvet artı Alex ile çıkmak istedim. Ama umduğumuz gibi olmadı maalesef. Nedenleri budur. Sonuçta bu yenilgiyi 2 veya 3 forvete bağlamıyorum” dedi. Demek ki futbolcuların ipiyle de kuyuya fazla inmemek lazım! Ama son karar da senindi. Bildiğinden şaşma Daum. Geçmişte de reddeden bünyeler eninde sonunda planı anlayıp uydu, kabuletti, öğrendi.

ebru, Medya, kategorisinde yazmış. 1 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , , , , ,

26 Kasım 2009

fb_bjk_031107_1
 Dün akşamki Fenerbahçe-Beşiktaş derbisinin hakemi Fırat Aydınus, verdiği kararlarla büyük tepki aldı.

Tüm hakem otoriteleri maçın henüz ilk 20 dakikasında Beşiktaş’ın biri net, diğeri tartışmalı iki penaltısının verilmediğinde hemfikir olurken, özellikle Emre ve Cristian’ın Yusuf’u durdurmak için yaptığı kasti sert hareketlerde kart göstermeyerek oyunun kaderini etkilediğini belirttiler. Ayrıca Fenerbahçe’nin 3. golündeki açık ofsaytı kaçırması ise ithamları kuvvetlendirdi.

Bobo’nun ikili sıkıştırmalarda sürekli faullerle durdurulması, Aydınus’un bunları çalmaması ise teknik direktör Mustafa Denizli’nin tepkisini aldı. Maç sonrası basın toplantısında “Özellikle ilk yarı forvetlerimize ve orta sahamıza sürekli arkadan fauller yapıldı. Hakem çoğunda düdük bile çalınmadı. Ama Ferrari ilk yaptığı faulde kart gördü. Hakem evsahibi avantajını başka noktalara taşıdı. İlk yarı çok üstündük, rakibin tüm oynatmama çabasına rağmen pozisyona girdik ama değerlendiremedik. Şanssızdık. İkinci yarı beklenmedik gol yedik. Sonra Yusuf sakatken oyun durmadı, o top döndü 2. gol oldu. Maçtan düştük. Skor asla maçın hakkı değildi” dedi.

Beşiktaş başkanı Yıldırım Demirören ise Fırat Aydınus’un maça art niyetli çıktığını ve tarafsız yönetim göstermekten korktuğunu söyledi. “Fenerbahçe bizden 7 puan geriye düştü diye ligi dengelemek için tek kelimeyle kurban edildik. 5 yıl önceki maçta da yine penaltımızı vermeyip rakip oyuncunun yaptığı çirkin hareketleri görmezden gelmiş, faullerle bizi ezdirmişti. Bobo, yediği tekmeler cezalandırılmayınca sinirlenip hakeme küfür etti. Fenerbahçeli, Galatasaraylı futbolcular hakemin gözünün içine baka baka ingilizce aynı küfürü saydırırken, ekranlara yansırken kimse atılmıyor. Üstelik Galatasaray ile yaptığımız maçta da aynısı oldu. Servet ve Gökhan sürekli faul yaptı, hakem Bünyamin Gezer hep Bobo’nun aleyhine verdi. Top oynatmadılar” suçlamasında bulundu.

bjktepki

Spor yazarlarının hepsi en az bir penaltının verilmediğinde hemfikir olurken, derbi maçlarda özellikle deplasman takımı için bunun skoru etkileyebilecek hata olduğunu vurguladılar. Fenerbahçe’nin alt sıralardaki bir takım gibi ilk yarıda geriye yaslanıp kontratak beklemesi büyük eleştiri aldı. Daum’un şansı ile belki de farktan kurtulup rakibe 3 farklı üstünlük kurduğu vurgulandı. İşte bugünün manşetleri ve çarpıcı başlıklardan bazıları:

“AYDINlık FENER!”

“Spor otoriteleri bu kareleri tartışıyor” (penaltı pozisyonları)

“Hakem Aydınus’a tepki yağdı”

“Aydınus Beşiktaş’ı pusuya düşürdü”

“Hakemler esas, futbol tefferruat”

Ahmet Çakar: Suçlu hakem değil, MHK’dır

Erman Toroğlu: “Eğer bu penaltı değilse, dünyanın sonu geldi”

Maç öncesi ve sırasında toplu halde edilen küfürler yüzünden Fenerbahçe disiplin kurulana sevkedilecek. Bu sezon Kadıköy’de neredeyse her maçta ağır küfür olayı tekrarlandığı için yönetmeliklerde yapılması planlanan değişikliklerle puan silmeye kadar gidebilecek cezalar alabilecekleri belirtiliyor.
Birçok haber sitesi de “yabancı hakem çözüm olur mu ” anketi başlattı.

Galatasaray başkanı Adnan Polat da ligin gidişatını endişe verici bularak, hakemlerin Fenerbahçe üstten kopmasın korkusuyla skandal bir yönetime imza attığını ve Beşiktaş’ın katledildiğini belirtti.

Edinilen bilgilere göre notu çok düşük verilen Fırat Aydınus uzun süre dinlendirilecek. MHK başkanı Oğuz Sarvan’ın önümüzdeki günlerde bir basın toplantısı yapması bekleniyor.

ebru, Fenerbahçe, kategorisinde yazmış. 2 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , ,

11 Kasım 2009

fgfhg

Maraton.com.tr web sitesinden bu manşet. Robert Enke’nin intihar etmesini bu şekilde girmiş maratoncular.

Bir hit uğruna ne manşetler atılıyor…

Tam manasıyla t(i)rajik.

İşte habercilik, işte Maraton. Son derece yakışmış kendilerine. “Seksi fotoğrafları için tıklayınız” gazeteciliğinin bir başka boyutu. Cenaze haberini falan verirlerse bunu da bekleyebiliriz kendilerinden aslında, şaşırtmaz. Zemin kat seviyesi ne de olsa.

baran, Medya, kategorisinde yazmış. 2 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , ,



Copyright ©2009. Her hakkı saklıdır...
Bu blog Wordpress ile hazırlanmıştır. Teşekkürlerimizle...

RSS Feed.