29 Aralık 2009
Türkiye’deki tüm futbolcular bitti. Devir Alex’i takım arkadaşlarıyla kıyaslama devri…
Bakınız Hıncal Uluç ne diyor; “Özer 4 Alex eder !”
Bu kez, fikre matematiksel mantık ile yaklaşalım dedik…

Türkiye’deki tüm futbolcular bitti. Devir Alex’i takım arkadaşlarıyla kıyaslama devri…
Bakınız Hıncal Uluç ne diyor; “Özer 4 Alex eder !”
Bu kez, fikre matematiksel mantık ile yaklaşalım dedik…

Oynamasa; “Oynatılmıyor, Daum gençleri oynatmaz, Aykut’un adamı olduğu için, bitti, harcandı”,
Oynasa fakat vasat performans gösterse; “Yanlış yerde oynatılıyor, yeri orası değil, Daum Özer’den faydalanamıyor - Aykut’un adamını kasten bitirmek için yapıyor, böyle gitmez, harcanacak”,
Oynasa, biraz kıpırdansa; “Özer de Souza, Fenerbahçe’de Alex’in pabucu dama atıldı, Alex’i gönderin artık Özer var, Zidane olur, gol sevinci bile Kaka gibi, Özer geldi – Fenerbahçe eskileri atsın, tek başına her maçı alır, muhteşem, Süper Özer, Alex’le Özer birlikte oynayamaz” …
Nasıl?
Akıl sağlığıyla oynama testi gibi bence.
Aslında çok örneği var geçmişte. Sorun oyuncunun direnç gösterip bunlara dayanabilmesi.
Özer şu an emin ellerde. Kendisi de aklı başında bir çocuğa benziyor. Bunlar daha başlangıç ve tam tabiriyle medyanın en klasik taktikleri. Nice adamı, yetenekli oyuncuyu şirazeden çıkardılar.
Tabi tek başına göstereceği direncin yanında içinde bulunduğu camianın, taraftarın da onu izlerken bunları göz önünde bulundurması şart.
En basit örneği Tuncay’dır. Tuncay zamanında aynen bu oyuncaktı medya için ve bir saldırı, nifak aracıydı aynı zamanda.
Forvette oynatılmıyor, Daum onu harcıyordu, faydalanmasını bilmiyordu. Çocuk başta allak bullak olsa da hem kendi dirençli davrandı, hem de destek gördü (tribünler kendisini protesto etme noktasına gelmiş ve birkaç sefer de ıslıklanmıştı, fakat ne Daum, ne de idarecileri ondan desteklerini çekmediler) ve kırdı bu zinciri.
Şimdi sınav sırası Özer’de. Daha yolun başında ve önüne çıkan-çıkacak engeller belli.
ve aslında sınav sırası bir kez daha Fenerbahçe’lilerde…
TweetDüşünün ki, dün geceki Fenerbahçe – Sheriff Avrupa Ligi mücadelesini izlemediniz. Sabah bir iki gazeteye göz atıp “takım nasıl oynamış, nasıl bir maç olmuş acaba?” diye fikir sahibi olmak istiyorsunuz.
Sabah gazetesi alıyorsunuz, bir Galatasaraylı, Levent Tüzemen maçı yorumlamış. (Olur olur… Senelerin spor yazarı. O yazmayacak da kim yazacak?)
“Daum’un rotasyona gidip şans bulamayan oyunculara yer vermesi çok doğruydu. Rotasyonlu Fenerbahçe, temposu, yüksek mücadele gücü, hücuma dikine ve çabuk çıkışı ile göz okşadı. Futbolcular, Sheriff maçını ciddiye alarak, keyif vererek oynadı.
Özer, Semih, Uğur Boral ve Güiza’dan oluşan hücum hattının birbirleriyle yaptığı pas alışverişi çok uyumluydu. Uğur’un golde topa vuruşu mükemmeldi. Daum sezon başından beri Uğur Boral’a haksızlık ettiğini herhalde Sheriff maçında anlamıştır. “
Ohhh ohh… Keyfiniz yerine geliyor. Takım şiir gibi top oynamış yahu !
TweetAz önce Şekip Mosturoğlu, Colin Kazım hakkında iki gündür yapılan “şike” haberleri hakkında Kanaltürk’te Türkiye’ye ve yozlaşmanın ziresine vurmuş medyaya hukuk ve gazetecilik ahlakı dersi verdi. Birkez daha Türk medyasının artık tek felsefesinin manşet fetişistliği ile önüne gelene, elinde yeterli bilgi olmadan,sağdan soldan gelen dedikodular,planlı haberler,masa başı senaryoları ile çamurlar atmak olduğunu ortaya döktü. Devamı…
TweetTürkiye’de ideal profesyonel yapıyı kurmak gerçekten çok zor ve biraz da hayalperestliktir.
Türkiye’de futbolcuya asla taviz vermemeniz gerekir.
Asla ikibaşlılık yaratmamanız, futbolcunun mazeret üretmesine fırsat tanımamanız gerekir.
Türkiye’de asla teknik direktörü futbolcuya karşı zayıf düşürmemeniz gerekir. Aksi takdirde onun söylediklerini dinlememek, yapmamak için kendilerinde güç hissederler. Medya ile içiçedirler, yakın çevreleri de cabası. Dolduruşlarla “ben aslında iyiyim, hakkımı yiyor” diyerek çalışmamak ve kendisini geliştirmemek için bahaneler üretir.
Türkiye’de futbolcuya sürekli “tek patron teknik direktördür, onu dinlemeyen ve söylediklerine uymayan kendisini kapının önünde bulur” yoklaması çekmeniz gerekir. Aksi takdirde takım dağılır.
Teknik direktörün kararlarını sorgulayan, kamuoyunda eleştiren ikinci veya üçüncü şahıslar olmamalıdır kulüp içerisinde.
Bu yüzden, hele Daum gibi kendi düzenini kurup Türkiye koşullarını iyi idare edebilen biri varken yeni makam yaratmak, eğer dikkatli olmaz ve aşırı idealist davranırsanız elinizde patlar.
Yani sorun Aykut Kocaman ismi değildir. Sorun bu makamın oturtulduğu temel ve görev çizgilerinin ne kadar doğru çizilebildiğidir.
CEO gibi, ülke ve kulüplerin taşıyacak altyapıya sahip olmadığı organizasyonlara dalıp çıkmayacaksınız.
Takım çalıştırıp taktik vermek dışında futbolcularla ilgili her türlü iç meseleyi sırtlanabilen Daum gibi bir teknik direktör varken onu kısıtlamayacaksınız.
Başkan olarak rahat çalışsınlar felsefesiyle kendinizi tamamen takımdan çekmeyeceksiniz.
Dışardan doğru görünen, ama Türkiye’nin hele de Fenerbahçe’nin hazır olmadığı yapıdır bu.
İşte “Daum teknik işlere bakacak, ben de futbolcularla diyaloğa girmeyeceğim, gerisini Aykut halledecek” derseniz ipin ucunu kaçırırsın. Bir de resmi sitedeki otorite zaafiyeti itiraflarla zor duruma düşersiniz.
Hep deriz ki yabancı teknik adamların Türkiye’de tepetaklak olmalarının sebebi asli işlerinin dışında pek çok detayla uğraşmak zorunda bırakılmalarıdır. Anaokulu öğretmeni gibi. Birçoğu buna alışkın değildir, Daum hariç. Zira Avrupa futbolunun genel yapısına terstir, şaşırırlar, söylediklerini yaptıramazlar, futbolcuların temel futbol eksikleri karşısında afallarlar, yavaş yavaş altları oyulur, futbolcular onu kovduracak güçleri olduğunu hissederler, ve sonunda tekmeyi yerler.
Daum gibi futbolcuları, başkanı, yöneticileri, medyayı da idare edecek, dengeleri koruyabilecek, işini sağlıklı yapabilmek için nefes alma alanı oluşturup Türkiye’de tutunabilecek teknik adam azdır, tektüktür. Bu profil ekstradır, genelin dışındadır. O yüzden sizin teknik adamın sırtından yükü kaldırmanız, o yükü üstlenmeniz, organizasyonu oluşturmanız gerekir ki ezilmesinler, işlerini sağlıklı biçimde yapabilsinler.
Ama bu şekilde değil.
Kadro sorunları, doğal form düşüklüğü, teknik direktör tercih hataları, vs vs. Bir tarafta. Ama ligin 15 haftası sonunda Daum takımını tam anlamıyla göremememizin, oyuncuların silikliğinin ve disiplin sorunlarıyla beraber gelişmedeki ağırlığın, onların kafalarına tam hükmedilememesinin sebebi Daum mudur yoksa yukarıda saydığımız ülkem gerçekleri mi?
Tweet
Teknik direktörler bildiklerinden, inandıklarından vazgeçerse Türkiye’de sonuçları ağır olur. Taviz vermeye başlar, sağlam duramazsanız sistem sizi unufak eder.
Yorumculardan ve o yorumcuların dolduruşuna gelen yönetici ve yakın çevrelerinden ne kadar etkileniyorlar bilinmez. Baskı altında kaldıkları için mi başka şeylere yöneliyorlar, bilinmez. Belki de hakikaten kendi kararları. Ama Rijkaard’ın haftalardır, Daum’un da Kasımpaşa maçındaki “ters” halini başka türlü açıklayamıyorum.
Rijkaard, başından beri riskli tercihti. Oynatmaya çalıştığı şey riskliydi, hele Türkiye gibi futbola bakışı ve uygulama altyapısı güçlü olmayan bir ülkede. Yine de, ne olursa olsun inandığını yapıyordu. Gelir gelmez “Arda ortada oynayacak” dedi. Hiç kimsenin aklına gelmeyen, ama bir o kadar da doğru karardı. Onun kanat adamlığından fazlasını yapacak kapasitesi olduğunun farkındaydı. Medya ahalisi ise “olmaz” diye çığlık çığlığa tepesini gagalamaya başlamıştı. Rijkaard’ın beklemediği ise gökten düşürülen Elano idi. Planlarında yoktu. Ama Elano ikinci adam olamazdı, kanatta oynamak veya kulübede oturmak için gelmemişti. Her maç yazıldı çizildi, derken birden Avrupa kupası maçında ilk 11′e girdi (Galatasaray-Sturm Graz: 1-1). Hem de orta sahada, esas oğlan olarak, Arda kanada çekildi. İşte kopuş orada başladı.
Ardından “Galatasaray çok pozisyon veriyor, 3. defansif orta saha adamını koy” dırdıları yükseldi. Neredeyse tüm yorumcular aynı şeyi yazdı çizdi. Ezbere. Rijkaard’ın felsefesine ihanet etmesini istediler. Kendi anti-futbol güdüklüklerini satmaya çalıştılar. “Takım savunmasını düzeltmek için savunma ağırlıklı adam sayısını artır” düz mantığını satmaya çalıştılar. Sakatlıklar, eksikler, belki biraz da mecburiyetten onların istediğini yaptı Rijkaard ve Neeskens. Galatasaray galip geldi ve hemen koltuklar kabardı. Onlar akıl vermişti, hoca yapmıştı ve haklı çıkmışlardı. Artık Galatasaray rayına oturmuştu.
Ama öyle olmadı. Takip eden her maç daha da kötüye gitti. Takım en iyi yaptığı şeyi bile unuttu.
Galiba Daum da “büyü” katılmış atmosferden etkilendi. Gerçek futbolu, uzun vadeli planları, futbolcuları idare etmenin kağıda isim yazmak olmadığını medyaya anlatmaya çalışan biri, hiç beklemediğimiz zamanda beklemediğimiz denemeye gitti: İç sahada, kolay gol yiyen rakibe karşı çift forvet. Ama işte o ekstra ikinci golcü, onların yerine sızan Alex’i, kanattakileri, defansın önündekileri, kanatlar yüzünden stoperleri karman çorman etti. Takımın aklı gitti. İlk 45 dakikayı telafi edebilecekleri umudunu veren tek isim Mehmet Topuz’u da ikinci yarı başında sahadan çekince Daum’a kesinlikle “kara büyü” yapıldığına inandık (haaa Daum toparlar, işini bilir. Hatta Fenerbahçe’yi 2 golcü ile oynayacak kurguya da getirir, öğretir. Ama zaman alır).
Neyse, kısacası yorumcuların yıllardır gelene gidene yaptığı “çift forvet” çığırtkanlığı toprağa gömüldü.
Tabi ki defalarca haksız çıkmaktan rahatsız olmazlar. Aksine o akşam daha önce unuttukları yeni bir “koşul” keşfedip ileri sürerler. Mesela diyebilirler ki “ee kardeşim Emre varken deneyeceksin bunu, Selçuk ile değil”.
Hep kaçacak yan yol bulurlar. Arkalarını toza dumana boğarak…
Bir de savuştururlar: “Sadece yorum yapıyoruz. İşimiz bu. Ne hükmümüz olur. Yönetici bizim dediklerimize göre mi karar veriyor. Teknik direktör niye bizi dinlesin ki”
Yoook, kazın ayağı öyle değil işte. Futbol izleyicisinin ve taraftarın zaafları üzerine oynayarak prim yapıyorsanız sorumlusunuzdur.
Yorumlar tutmayınca işi “hocanın kellesini kes, onu bunu kadro dışı bırak, ruhsuzlar, paragöz topçular”a getir. Onlar kovulunca 3 gun sonra başkalarını suçla takımı satıyor diye…
Çift forvet mazoşizmi yarat, Zico’nun, onun bunun altını bombalarla doldur. Herkesi doldur. Taraftarı yönetime baskı yapmaya zorla, yönetimlerin taraftar gibi düşünme karakterini azdır…
Sonra da hiçbir şey olmamış gibi devam et. Ne güzel!
Yıllardır teknik direktör, futbolcu, yönetici bedel öder; bir tek medya işlerin içinden sıyrılır. Daha da güçlenip semirerek hem de. Bu dürüstçe değil, ahlaklı değil. Adil değil.
Yıllardır gördük ki neredeyse tüm yorumcuların teknik ve taktik konulardaki iddialarının çoğu patlıyor, çürütülüyor, çöküyor. Sürekli yanılıyorlar. Henüz bir tanesinden özür ve özeleştiri okuyup duyamadık, kızarmış yüz göremedik. Kastettiğim Ziya Sengüller, Gökmen Özdenaklar değil. Medyanın “collage boy”ları.
Hal böyle olunca onların aklıma girmesine izin vereceğime Aragones’i dinlerim! Sonucunun iyi olmayacağını bilsem de Rijkaard’ın inandığını yapmasını beklemeyi tercih ederim.
Bu ülke çok konuşan, kadınlardan çok dedikodu yapan, ama futboldan anlamayan erkekler cehennemi…
NOT: Daum, maç sonu basın toplantısında “Hafta içinde birçok futbolcuyla bazı görüşmelerimiz oldu. Hemen hemen tüm futbolcular, iki forvet ile başlamamızı istedi. ’Daha fazla pozisyon yakalarız, tehlikeli oluruz’ diye düşünceleri vardı.Hem sakatlık, hem cezalılarımız vardı. Hem de futbolcularımızın isteğine göre iki forvet artı Alex ile çıkmak istedim. Ama umduğumuz gibi olmadı maalesef. Nedenleri budur. Sonuçta bu yenilgiyi 2 veya 3 forvete bağlamıyorum” dedi. Demek ki futbolcuların ipiyle de kuyuya fazla inmemek lazım! Ama son karar da senindi. Bildiğinden şaşma Daum. Geçmişte de reddeden bünyeler eninde sonunda planı anlayıp uydu, kabuletti, öğrendi.
Tweet
Dün akşamki Fenerbahçe-Beşiktaş derbisinin hakemi Fırat Aydınus, verdiği kararlarla büyük tepki aldı.
Tüm hakem otoriteleri maçın henüz ilk 20 dakikasında Beşiktaş’ın biri net, diğeri tartışmalı iki penaltısının verilmediğinde hemfikir olurken, özellikle Emre ve Cristian’ın Yusuf’u durdurmak için yaptığı kasti sert hareketlerde kart göstermeyerek oyunun kaderini etkilediğini belirttiler. Ayrıca Fenerbahçe’nin 3. golündeki açık ofsaytı kaçırması ise ithamları kuvvetlendirdi.
Bobo’nun ikili sıkıştırmalarda sürekli faullerle durdurulması, Aydınus’un bunları çalmaması ise teknik direktör Mustafa Denizli’nin tepkisini aldı. Maç sonrası basın toplantısında “Özellikle ilk yarı forvetlerimize ve orta sahamıza sürekli arkadan fauller yapıldı. Hakem çoğunda düdük bile çalınmadı. Ama Ferrari ilk yaptığı faulde kart gördü. Hakem evsahibi avantajını başka noktalara taşıdı. İlk yarı çok üstündük, rakibin tüm oynatmama çabasına rağmen pozisyona girdik ama değerlendiremedik. Şanssızdık. İkinci yarı beklenmedik gol yedik. Sonra Yusuf sakatken oyun durmadı, o top döndü 2. gol oldu. Maçtan düştük. Skor asla maçın hakkı değildi” dedi.
Beşiktaş başkanı Yıldırım Demirören ise Fırat Aydınus’un maça art niyetli çıktığını ve tarafsız yönetim göstermekten korktuğunu söyledi. “Fenerbahçe bizden 7 puan geriye düştü diye ligi dengelemek için tek kelimeyle kurban edildik. 5 yıl önceki maçta da yine penaltımızı vermeyip rakip oyuncunun yaptığı çirkin hareketleri görmezden gelmiş, faullerle bizi ezdirmişti. Bobo, yediği tekmeler cezalandırılmayınca sinirlenip hakeme küfür etti. Fenerbahçeli, Galatasaraylı futbolcular hakemin gözünün içine baka baka ingilizce aynı küfürü saydırırken, ekranlara yansırken kimse atılmıyor. Üstelik Galatasaray ile yaptığımız maçta da aynısı oldu. Servet ve Gökhan sürekli faul yaptı, hakem Bünyamin Gezer hep Bobo’nun aleyhine verdi. Top oynatmadılar” suçlamasında bulundu.

Spor yazarlarının hepsi en az bir penaltının verilmediğinde hemfikir olurken, derbi maçlarda özellikle deplasman takımı için bunun skoru etkileyebilecek hata olduğunu vurguladılar. Fenerbahçe’nin alt sıralardaki bir takım gibi ilk yarıda geriye yaslanıp kontratak beklemesi büyük eleştiri aldı. Daum’un şansı ile belki de farktan kurtulup rakibe 3 farklı üstünlük kurduğu vurgulandı. İşte bugünün manşetleri ve çarpıcı başlıklardan bazıları:
“AYDINlık FENER!”
“Spor otoriteleri bu kareleri tartışıyor” (penaltı pozisyonları)
“Hakem Aydınus’a tepki yağdı”
“Aydınus Beşiktaş’ı pusuya düşürdü”
“Hakemler esas, futbol tefferruat”
Ahmet Çakar: Suçlu hakem değil, MHK’dır
Erman Toroğlu: “Eğer bu penaltı değilse, dünyanın sonu geldi”
Maç öncesi ve sırasında toplu halde edilen küfürler yüzünden Fenerbahçe disiplin kurulana sevkedilecek. Bu sezon Kadıköy’de neredeyse her maçta ağır küfür olayı tekrarlandığı için yönetmeliklerde yapılması planlanan değişikliklerle puan silmeye kadar gidebilecek cezalar alabilecekleri belirtiliyor.
Birçok haber sitesi de “yabancı hakem çözüm olur mu ” anketi başlattı.
Galatasaray başkanı Adnan Polat da ligin gidişatını endişe verici bularak, hakemlerin Fenerbahçe üstten kopmasın korkusuyla skandal bir yönetime imza attığını ve Beşiktaş’ın katledildiğini belirtti.
Edinilen bilgilere göre notu çok düşük verilen Fırat Aydınus uzun süre dinlendirilecek. MHK başkanı Oğuz Sarvan’ın önümüzdeki günlerde bir basın toplantısı yapması bekleniyor.
Tweet
Maraton.com.tr web sitesinden bu manşet. Robert Enke’nin intihar etmesini bu şekilde girmiş maratoncular.
Bir hit uğruna ne manşetler atılıyor…
Tam manasıyla t(i)rajik.
İşte habercilik, işte Maraton. Son derece yakışmış kendilerine. “Seksi fotoğrafları için tıklayınız” gazeteciliğinin bir başka boyutu. Cenaze haberini falan verirlerse bunu da bekleyebiliriz kendilerinden aslında, şaşırtmaz. Zemin kat seviyesi ne de olsa.
TweetErcan Saatçi’nin 3 yıl önceki küfürlü görüntülerinin üzerinden dönen tartışmalar komikti. Ama iş yavaş yavaş tirajik noktaya gelmeye başlıyor. Zira bu olayı patlatanlar hiç beklemedikleri hamlelerle karşılaştılar.
Sıralarsak:
4 KASIM 2009: Haberturk gazetesi, “kuşları”ndan Ercan Saatçi’nin Haldun Üstünel’i arayarak tehdit ettiğini öğrendiğini açıkladı: Saatçi tehdite başladı
Buna göre Saatçi “Senin de elimizde görüntülerin var. Bu işi kapatmazsanız yayınlarız” demiş.
Dikkat edilecek nokta haberde Saatçi’nin bizzat arayarak bu tehdidi yaptığı iddiası…
5 KASIM 2009: Haldun Üstünel tehdidi doğruladı. Tabi yine mesaj Habertürk üzerinden geldi. Üstünel, Ercan Saatçi’nin, bir aracı vasıtasıyla kendisine haber yolladığını ve tehditkar ifadeler kullandığını açıkladı: Gözdağı Verdiler !
Ercan Saatçi ise Üstünel’i ne kendisinin aradığını ne de başkasına arattığını yazdı.
6 KASIM 2009: Habertürk’ten Serdar Ali Çeliker ise yalanlanan haberlerini kurtarabilmek için Ercan Saatçi’den “ama elimde böyle görüntüler yok demeliydin” tarzı zeytinyağ hareketlerine başladı: Eksik Açıklama Yaptın Ercan
Ercan Saatçi o akşam TRT1′de yayınlanan programa telefonla bağlanarak kendisinin direk veya başkalarını aratarak böyle bir tehditte bulunmadığını, mahkemeye gidip tüm telefon kayıtlarının incelenmesini ve kimin kimi aradığının ortaya çıkarılmasını isteyeceğini söyledi.
7 KASIM 2009: Bu restin üzerinden 24 saat geçmeden Haldun Üstünel müthiş ve bizce medyayı altüst edecek bir açıklama yaptı. Devamı…
Tweet
Spor medyasının en çok kullandığı yapmacık klişelerden.
Ama işte al sana milat…
Fenerbahçe, saha içine tribünden yabancı madde atarak müdahale eden kişileri tespit ettiğini ve bunlar hakkında gerekli işlemlerin yapılacağını (ikisinin şimdiden kombine kartları iptal edilmiş) kamuoyuna duyurdu.
“Kamuoyu”nun samimiyeti ve bu işin ne kadar takipçisi olacağı ise şimdilik meçhul. Şimdiden pek böyle söylemek istemiyorum fakat durum biraz da umutsuz gibi. Çünkü tarafsız ve etik düşkünü, ahlaklı Türk Spor Medyası, bu çok önemli konuyu geri planda tutarak (en azından en öne çıkarmayarak) satır arası küçük punto haberlerle vermeyi tercih etti. Muhtemelen bu çok önemli hamleyi yapan kulüp Fenerbahçe olduğu için kalem tutan eller, kelam eden dillerde gözle görülür bir tutukluk var. Yoksa nerede o, bu tip fair ve etik hareketlere düzülen süslü-püslü yazılar, dökülen anlı-şanlı diller. Biz yine de bekleyelim, umalım uykularından uyananlar olsun, yaptığımız eleştiri erken olsun. Bu uygulamanın değer kazanıp yaşayabilmesi için yapılan doğru hamlenin değerinin hak ettiği şekilde verilmesi şarttır. Yaşayıp yaşamayacağını da önümüzdeki süreç gösterecek, çünkü bunun samimi bir karşılık bulması ancak her stadyumda bu işlemin ayırımcılık yapılmadan uygulunması ve bu uygulama için oluşturulacak “kamuoyu” baskısıyla mümkün olacaktır.
Yoksa, misal daha 3 gün önce Ali Sami Yen Stadında küfür-kıyamet altında oynanmış bir Galatasaray – Sivasspor maçı sonrası “bu küfürler toplu olarak süreklilik arzetmedi, kesik kesik 2 dakika altında kaldı, her defasında 120 saniye değil de 110 saniye kadar sürdü, ama tahrik vardı” gibi savunmalarla önce kitabına uydurulup, sonra gündemden düşürülüp halının altına süpürülerek, üzerine gidilmeyerek, nalıncı keserini çok zaman olduğu gibi tarafı olduğuna yontan uygulamalar yapılacaksa, daha önceki çook örnekte olduğu gibi bu yabancı madde atanları teşhir etme ve haklarında yasal yollara başvurma konusunda da havanda su dövmekten öteye gidilemeyecektir.
Fakat Fenerbahçe, yaptığı bu doğru uygulamanın faydasını en azından mutlaka kendisi görecektir. Ne olursa olsun kendi stadında yapılan yanlışın üzerine cesaretle giderek son yıllarda çok azalttığı (ki yıllardır yaşanan ufak-tefek olayların da tamamı münferittir, yönetim bilgisi dahilinde, destekli ya da yönlendirmeli organize saldırı devri Fenerbahçe Şükrü Saraçoğlu Stadında çoktan kapanmıştır) bu tip hareketleri, uzun dönemde tamamen yok etmeye yönelik çok cesur ve ciddi bir hamle yapmış bulunmaktadır.
TweetResmi Yayıncı Kuruluş : Ligtv-Digiturk (Çukurova Holding)
Resmi Yayıncı Kuruluş Olma Adayı: Dsmart (Doğan Medya)
Devlet Kontrollü Bahis Ortağı: İnteltek (Turkcell —> Çukurova Holding)
Milli Takım Ana Sponsoru : Turkcell
Süper Lig Ana Sponsoru: Turkcell
Resmi İnternet Bahis Siteleri: iddaa.com , bilyoner.com (Çukurova Holding), nesine.com (Doğan Medya), misli.com (Şansal Büyüka ve oğlu Hazar Büyüka)
Müstakbel Resmi İnternet Bahis Sitesi Sahibi Adayları: Doğuş Grubu (Ntvspor), Sadettin Saran
Sanal bahiste iddialı kapışma (13.06.2009)
TweetGalatasaray’ın Kadıköy’de 10 sezondur kazanamadığı her maç sonrası aynı strateji uygulanıyor. Belki de bu yüzden sonuç değişmiyor, kimbilir!
Strateji şu: Maç şokunu atlattıktan birkaç saat sonra önce akşam televizyon programlarında ve ertesi gün çıkacak onlarca köşe yazısında tüm yorumların temelini saha dışı faktörlerle süslemek, pazartesi akşamı itibariyle gündemi futbol dışına çekmek.
Her Kadıköy derbisi ardından yaşanan olayları sanki başka maçlarda veya Ali Sami Yen’de olmuyormuş gibi göstererek, Fenerbahçe’nin her şekilde cezalandırılması için çalışmak…
Galatasaraylı futbolculara atılan pet şişeleri, Fenerbahçelilere atılan pet şişe dağlarından daha önemli hale sokmak.
90 dakika edilen küfürleri “Aziz Yıldırım’ın hakettiği” noktasına getirip önemsememek…
Elbette Galatasaraylı futbolcuların morali bozulup, oyundan düşüp, rakibe yumruk atmaları haklı kılınırken aynı şartlar Fenerbahçeliler için hafifletici sebep olamıyor! Yani Keita yumruk atabilir, tahrik var, ama Volkan’ın Lincoln’e yaptığı ayıptır, çirkefliktir. (Keita 3 hafta önce Kasımpaşalı oyuncuya sallamış bile o yumruğu, ne gam!) Devamı…
Tweet
* Tarafsız (!) romantiklerin, futbola inançlarını kaybettiği, derbiden keyif alamadıkları maçlardır.
* Açık plastik su bardağının, kesilmiş şişe ya da cep telefonu gibi göründüğü ve cismi teşhis amacıyla üzerinde on dakika konuşulan maçlardır.
* Türkiye’de daha önce verilmemiş türlü cezaların ve yaptırımların uygulanması, emsal olması için ilklerin yapılması istenen maçlardır.
* Galatasaraylı oyuncuların “böö” desen psikolojilerinin bozulduğu maçlardır.
* Yumruk atanın neredeyse haklı olduğu maçlardır.
* Yeri geldiğinde Fenerbahçeli oyunculara sıfırlı birli notları yapıştıranların, Galatasaraylı futbolcuların moralleri bozulmasın diye ekrana yıldızları koymadığı maçlardır.
* Piyeronun topun konumunu tespit edemediği maçlardır.
* Cezalık durum oluştuğunda, tüm Avrupa’nın taranıp, emsal aranan maçlardır.
* Fenerbahçe’nin kazandığı maçlardır.
Galatasaray – Fenerbahçe maçları mı?.. O maçların ayrı standartları vardır… Yeri zamanı geldiğinde yazarız nasıl olsa.
TweetŞu an Kanaltürk’de Serhat Ulueren-Ahmet Çakar ve Reha Muhtar, Galatasaray’ın 10 yıllık buhranını çözmeye çalışıyor.Sonuç, Kadıköy’e giderken ve o statta yapılan zorbalığa varan ortam baskısı… Yani:
Galatasaray otobüsünün rengi değişir. Zira can korkusu vardır.
Futbolcular her an tedirgindir, yol boyunca kara kara düşünür. Kafamıza bu sefer ne yiyeceğiz, soyunma odası koridorunda başımıza ne gelecek diye…
Sokaktan geçen Fenebahçeliler kötü kötü bakar.Parmak sallar.
Sahaya çıkarken 50 bin kişi ıslıklar. Küfür eder.
Kornerlerde pet şişe atılır.
Maç içinde aleyhte tezahurat olur.
İşte Galatasaray Kadıköy’e böyle çıkar. Kendi stadında görmediği şeylere tanık olur.Tıpkı evinden ilk kez çıkıp kente gelen taşralı genç gibi…
İşte bu “tirajik psikolocik” baskıyı kaldıramaz. Kadıköy’deki haksızlığı sineye çeker olgunca…
Oysa onlar tüm rakiplerini kırmızı halı ile karşılar. Fenerbahçe Ali Sami Yen’e giderken Galatasaraylılar çember yapıp alkışlar. Stat görevlileri şerbet ikram eder. Protokol’de viski bardağı hediye edilir. Tribünler Dünya Su Gününü Fenerbahçeli futbolcular ile kutlar. Alex korner sırasında pet şişe yığını içinde yüzerken, dünyadaki su krizine rağmen bu bonkörlüklerinden dolayı Galatasaraylılara teşekkür eder.
Tümer’in gözleri dolar, tribünleri alkışlar. Galatasaraylı taraftarlar hakem niye Tümer’e sarı kart gösterdi diye anlamaz, hatırını sorar. Ama Fenerbahçe kibardır, Ali Sami Yen sahiplerine bu misafirperverliklerinden dolayı 2-1′lik galibiyet sunar. “Bizi psikolocik baskı altına almayıp rahatça futbolumuzu oynamamızı sağladığınız için” diye.
Sonra taraftarlarının yanına gidip eğlenirler. Galatasaray tribünleri de onlara sarı kırmızı plastik koltuklar atar. Zira Tuncay ikram edilen suları içtiği için, yine rakibi psikolocik baskı altına sokmuştur.
İşte böyledir Ali Sami Yen ziyaretleri.
Elbette normaldir Galatasaray’ın bu “psikolocik” harpten hep “harap” çıkması…
Ne de olsa 100 kat şilte altındaki fasulye tanesi yüzünden beli tutulan “prens”tir. Sistemin prensi…
Tweet