5 Nisan 2010

Oyuncak edilen kariyer

Bunun Rijkaard ile ilgisi olduğunu hiç sanmıyorum. İhtimal veremiyorum. Medyamız sadece onun olumlu yönlerini yazarak putlaştırmış olsa da, teknik adam olarak özellikle Türkiye’deki kulüp anlayışında sorunlar yaşayabileceği çok netti Rijkaard’ın. Ama özünde, bizim bakış açımızdaki zaafiyetlerin bir çoğuna sahip değil. Fenerbahçe karşılaşması sonrası Leo Franco hakkındaki ılımlı ve soğukkanlı yorumları da samimiydi. Böyle bir teknik adamın tek hata yüzünden cezalandırması mantıklı değil. Devamı…

ebru, Türk Futbolu, kategorisinde yazmış. 4 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , ,

29 Kasım 2009

fb_ksm_1

Daum iç savaş yaşarken (Fenerbahçe-Kasımpaşa, 28 Kasım 2009)

 

Teknik direktörler bildiklerinden, inandıklarından vazgeçerse Türkiye’de sonuçları ağır olur. Taviz vermeye başlar, sağlam duramazsanız sistem sizi unufak eder.

Yorumculardan ve o yorumcuların dolduruşuna gelen yönetici ve yakın çevrelerinden ne kadar etkileniyorlar bilinmez. Baskı altında kaldıkları için mi başka şeylere yöneliyorlar, bilinmez. Belki de hakikaten kendi kararları. Ama Rijkaard’ın haftalardır, Daum’un da Kasımpaşa maçındaki “ters” halini başka türlü açıklayamıyorum. 

Rijkaard, başından beri riskli tercihti. Oynatmaya çalıştığı şey riskliydi, hele Türkiye gibi futbola bakışı ve uygulama altyapısı güçlü olmayan bir ülkede. Yine de, ne olursa olsun inandığını yapıyordu. Gelir gelmez “Arda ortada oynayacak” dedi. Hiç kimsenin aklına gelmeyen, ama bir o kadar da doğru karardı. Onun kanat adamlığından fazlasını yapacak kapasitesi olduğunun farkındaydı. Medya ahalisi ise “olmaz” diye çığlık çığlığa tepesini gagalamaya başlamıştı. Rijkaard’ın beklemediği ise gökten düşürülen Elano idi. Planlarında yoktu. Ama Elano ikinci adam olamazdı, kanatta oynamak veya kulübede oturmak için gelmemişti. Her maç yazıldı çizildi, derken birden Avrupa kupası maçında ilk 11′e girdi (Galatasaray-Sturm Graz: 1-1). Hem de orta sahada, esas oğlan olarak, Arda kanada çekildi. İşte kopuş orada başladı.

gs_graz

Galatasaray'ın Sturm Graz maçı 11'i (1 Ekim 2009)

 

Ardından “Galatasaray çok pozisyon veriyor, 3. defansif orta saha adamını koy” dırdıları yükseldi. Neredeyse tüm yorumcular aynı şeyi yazdı çizdi. Ezbere. Rijkaard’ın felsefesine ihanet etmesini istediler. Kendi anti-futbol güdüklüklerini satmaya çalıştılar. “Takım savunmasını düzeltmek için savunma ağırlıklı adam sayısını artır” düz mantığını satmaya çalıştılar. Sakatlıklar, eksikler, belki biraz da mecburiyetten onların istediğini yaptı Rijkaard ve Neeskens. Galatasaray galip geldi ve hemen koltuklar kabardı. Onlar akıl vermişti, hoca yapmıştı ve haklı çıkmışlardı. Artık Galatasaray rayına oturmuştu.

Ama öyle olmadı. Takip eden her maç daha da kötüye gitti. Takım en iyi yaptığı şeyi bile unuttu.

db_gs_2

Medyanın hayalindeki orta saha: Barış-Ayhan-M. Topal (Diyarbakırspor-Galatasaray, 8 Kasım 2009)

 

Galiba Daum da “büyü” katılmış atmosferden etkilendi. Gerçek futbolu, uzun vadeli planları, futbolcuları idare etmenin kağıda isim yazmak olmadığını medyaya anlatmaya çalışan biri, hiç beklemediğimiz zamanda beklemediğimiz denemeye gitti: İç sahada, kolay gol yiyen rakibe karşı çift forvet. Ama işte o ekstra ikinci golcü, onların yerine sızan Alex’i, kanattakileri, defansın önündekileri, kanatlar yüzünden stoperleri karman çorman etti. Takımın aklı gitti. İlk 45 dakikayı telafi edebilecekleri umudunu veren tek isim Mehmet Topuz’u da ikinci yarı başında sahadan çekince Daum’a kesinlikle “kara büyü” yapıldığına inandık (haaa Daum toparlar, işini bilir. Hatta Fenerbahçe’yi 2 golcü ile oynayacak kurguya da getirir, öğretir. Ama zaman alır).

Neyse, kısacası yorumcuların yıllardır gelene gidene yaptığı “çift forvet” çığırtkanlığı toprağa gömüldü.

Tabi ki defalarca haksız çıkmaktan rahatsız olmazlar. Aksine o akşam daha önce unuttukları yeni bir “koşul” keşfedip ileri sürerler. Mesela diyebilirler ki “ee kardeşim Emre varken deneyeceksin bunu, Selçuk ile değil”.

Hep kaçacak yan yol bulurlar. Arkalarını toza dumana boğarak…

Bir de savuştururlar: “Sadece yorum yapıyoruz. İşimiz bu. Ne hükmümüz olur. Yönetici bizim dediklerimize göre mi karar veriyor. Teknik direktör niye bizi dinlesin ki” 

Yoook, kazın ayağı öyle değil işte. Futbol izleyicisinin ve taraftarın zaafları üzerine oynayarak prim yapıyorsanız sorumlusunuzdur. 

Yorumlar tutmayınca işi “hocanın kellesini kes, onu bunu kadro dışı bırak, ruhsuzlar, paragöz topçular”a getir. Onlar kovulunca 3 gun sonra başkalarını suçla takımı satıyor diye…

Çift forvet mazoşizmi yarat, Zico’nun, onun bunun altını bombalarla doldur. Herkesi doldur. Taraftarı yönetime baskı yapmaya zorla, yönetimlerin taraftar gibi düşünme karakterini azdır…

Sonra da hiçbir şey olmamış gibi devam et. Ne güzel!

Yıllardır teknik direktör, futbolcu, yönetici bedel öder; bir tek medya işlerin içinden sıyrılır. Daha da güçlenip semirerek hem de. Bu dürüstçe değil, ahlaklı değil. Adil değil.

Yıllardır gördük ki neredeyse tüm yorumcuların teknik ve taktik konulardaki iddialarının çoğu patlıyor, çürütülüyor, çöküyor. Sürekli yanılıyorlar. Henüz bir tanesinden özür ve özeleştiri okuyup duyamadık, kızarmış yüz göremedik. Kastettiğim Ziya Sengüller,  Gökmen Özdenaklar değil. Medyanın “collage boy”ları.

Hal böyle olunca onların aklıma girmesine izin vereceğime Aragones’i dinlerim! Sonucunun iyi olmayacağını bilsem de Rijkaard’ın inandığını yapmasını beklemeyi tercih ederim.

Bu ülke çok konuşan, kadınlardan çok dedikodu yapan, ama futboldan anlamayan erkekler cehennemi…

NOT: Daum, maç sonu basın toplantısında “Hafta içinde birçok futbolcuyla bazı görüşmelerimiz oldu. Hemen hemen tüm futbolcular, iki forvet ile başlamamızı istedi. ’Daha fazla pozisyon yakalarız, tehlikeli oluruz’ diye düşünceleri vardı.Hem sakatlık, hem cezalılarımız vardı. Hem de futbolcularımızın isteğine göre iki forvet artı Alex ile çıkmak istedim. Ama umduğumuz gibi olmadı maalesef. Nedenleri budur. Sonuçta bu yenilgiyi 2 veya 3 forvete bağlamıyorum” dedi. Demek ki futbolcuların ipiyle de kuyuya fazla inmemek lazım! Ama son karar da senindi. Bildiğinden şaşma Daum. Geçmişte de reddeden bünyeler eninde sonunda planı anlayıp uydu, kabuletti, öğrendi.

ebru, Medya, kategorisinde yazmış. 1 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , , , , ,

26 Kasım 2009

101

Özellikle 2000′lerden sonra sert, sözde orta sahayı ön plana çıkaran ama orta saha inceliğini arkaya iten, rakibi bozma ve durdurmayı “modern futbol” diye yutturmaya çalışan bir yorumcu profili çıktı. Türevleriyle beraber…

Yıllardır televizyon ve gazetelerde yapılan pompalamalar ile ligdeki diğer takımların, Türk teknik direktörlerin, futbolcuların akıllarını çelmeyi başardılar. Takımlar hücum futbolu oynamayı unuttu. Futbolcularımız hücum etmeyi unuttu. Rakip yarı sahaya geçtiklerinde nasıl atağa çıkacaklarını unuttu. Kimse hücum setlerine kafa yormadı. Çalışmadı. Yenilik peşinde koşmadı. Zira işin kolayı vardı: Yerleştir bir tane daha defansa yönelik orta saha, kilitle, kimse birşey üretemesin, sen de al puanı git. Ne gereği var iki yönlü top oynayan takım yaratmak için çabalayıp risk almaya, acı çekmeye, işsiz kalmaya?!! Bak bunu yaptın mı bir de övgü alıyorsun medyadan.

gokcedemirkolurundul

Eğer Türkiye ligi, yorumcuların çoğunun iddia ettiği kadar kötü ise (ki asla katılmıyorum) önce suyu nasıl zehirlediklerine bakmaları lazım. Kendilerini ve söylediklerini “Tanrı” ve “Tanrı kelamı” mertebesine taşıyan egolarını indirmeleri lazım.

Bunları niye mi yazıyorum? Barcelona yüzünden.

Türkiye içine ve özellikle Fenerbahçe’ye geldi mi “koy orta sahaya bir savunma ağırlıklı adam daha, istediği kadar düz olsun farketmez. Veya deplasmanda bu bölgeyi üçle” diye milletin (ve Rijkaard’ın) başının etini yersiniz.

Size göre modern futbol ancak böyle oynanır.

Ernst ve Fink’i merkeze oturtan, sert oyun anlayışı ile rakibi sadece “durdurmaya” motive olmuş anlayışı översiniz (bu tek maçlık tercih olsa sorun yok, ama değil. Ernst ve Fink’in de şahıslarına lafımız yok). Geride beklemeyi, anti-futbolu taktiksel dehaya çevirirsiniz.

fbsev

2 sezon boyunca herşeyi göze alıp, asla geri adım atmayan Zico’nun “guzel oyun, rakip kim olursa olsun hep kendi oyununu oynama” felsefesini bir gün bile takdir etmezsiniz.  Övemezsiniz.  Guardiola ve Barcelona’yı anlattığınız kadar Fenerbahçe ve Zico’yu anlatmazsınız. Anlatmak işinize gelmez. Aksine Zico’yu aşağılarsınız, küçümsersiniz.

Cümle aleminiz “bak bu Chelsea, haddini bil, kork, Deivid’i kes, orta saha savunmasına ilave adam koy” dersiniz. Şişmiş egolarınız defalarca patlatılır, ama anlamamazlıktan gelirsiniz. Laflarınız ve çamurlarınız attığınız yerde kalır. Kimse kendisini aklayamaz.

Sonra da dönüp Barcelona ve Guardiola’ya methiye düzmekten lügatta kelime bırakmazsınız. Sanki yukardaki ülke futbolu güdüklüğünün mimarı değilmişsiniz gibi…

messiag3

Oysa herşeyi bu kadar işgal eden yazılarınızı ve dillerinizi, teknik direktör ve futbolculara cesaret vermek ve Lucescu tarzı ile yumuşattığınız 2004 Yunanistan futbolu pompanızın yerine “alternatifiniz var, imkanlarınız kısıtlı da olsa pozitif futbola hizmet edebilirsiniz, biz sizin arkanızdayız” demek için kullansanız herşey farklı olabilirdi.

ebru, Medya, kategorisinde yazmış. 2 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , , , , , , , ,

8 Ekim 2009

Ercan Güven Aydan Bildiriyor

Ercan Güven "Ay"dan Bildiriyor

7 Ekim tarihli Milliyet Gazetesi’nde Ercan Güven “tanımlanamayan” bir yazı yazmış. Bence evrensel literatüre UFO (Unidentified Flying Object)’dan sonra yeni bir acronym ekleyebiliriz : UPO. Yani; Unidentified Printed Object…

“…Kalemli, mikrofonlu ‘toplum mühendisleri’ Rijkaard’ı tıraşlayarak bizim bedene indirgemeye çalışırken Daum’a ‘yeni rekorlar’ icat ediyorlar ki aradaki fark kapansın, ‘hangisi başarılı sorusu’ bir anlam kazansın. Hatta Hollandalı’ya ‘korkaklık’, Alman’a ‘ekstra zeka’ yapıştırmaya kalkanlar bile var…”

Nasıl yani? Nerede oluyor bütün bunlar?

Devamı…

altug, Medya, kategorisinde yazmış. 2 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , , , ,

5 Ekim 2009

rijkaard

Tamam, seri hayalkırıklıkları sonrasında hafiften “bahane bulma” çabası damgası denilebilir. Ama Rijkaard’ın Ankaragücü – Galatasaray maçı sonrası Gökhan Zan’ın sakatlığı ile ilgili milli takım teknik direktörü Fatih Terim’e yönelttiği eleştirinin önemi gözden kaçırılamaz. Biz buna kısaca “sistem dışı hareket” diyoruz. Fatih Terim’in kölesi olmuş medyamızın, bu tip konulardaki suskunluğuna can alıcı bir darbe vurdu Rijkaard. Peki ne demiş? “Son dönemde yaşadığımız sıkıntılarda, sakat oyuncuların çokluğunun da etkisi var. Örneğin Gökhan Zan, 1 aydır aramızda yok. Gökhan Zan, bizle değilken sakatlandı. Milli takım doktorlarını uyardık ama buna rağmen oynatıldı ve 1 ay aramızdan uzak kaldı. Buna da dikkat etmeliyiz”

Belki şimdi Euro 2008 hazırlık kampında Amerika’dan getirtilen “özel ekip” ile takıma kısa sürede fiziksel yükleme yapılmasının, turnuva sonrası yarattığı hasarları tartışacak kadar cesaretli birileri çıkar!

ebru, Türk Futbolu, kategorisinde yazmış. 3 Yorum yapılmış (Yorumlar)
Etiketler : , , ,



Copyright ©2009. Her hakkı saklıdır...
Bu blog Wordpress ile hazırlanmıştır. Teşekkürlerimizle...

RSS Feed.