5 Ağustos 2010

Daum kalmalıydı, istedikleri olmadı, tüm hesabı ona kesmek hayatdı falan geçmişin konuları… İşin o boyutuna hiç girmeyeceğim… Söyleyeceklerim sonrası ile ilgili…
Transfer ile ilgili…

Daum kalmalıydı, istedikleri olmadı, tüm hesabı ona kesmek hayatdı falan geçmişin konuları… İşin o boyutuna hiç girmeyeceğim… Söyleyeceklerim sonrası ile ilgili…
Transfer ile ilgili…

Bir takım düşünün ki, daha iyisini alma hevesiyle elden çıkardığı “kiralık” yabancısı Nobre’nin yerine 30m €’dan fazla para harcayıp, daha iyisini koyamamış olsun.
Bir takım düşünün ki, son üç senede avuçlarının içindeki iki şampiyonluğu kaybetmesindeki en büyük teknik sebep 9 numaralarının yetersizliği olsun.
Bir takım düşünün ki, 9 numarası taraftarın en nefret ettiği, sahaya çıkma ihtimalinden bile irrite olduğu bir futbolcu olsun.
Bu futbolcunun gönderileceği 6 ay öncesinden belli olsun…
Ve bir takım düşünün ki, 4 senelik santraforsuzluk ertesinde şampiyonlar ligi ön elemeleri için kardoların bildirilme tarihine yeni santraforunu (yine) yetiştirememiş olsun. Teknik direktörünün bir aydır forvetin merkezine oyuncu alacağız demesine rağmen, bu oyuncu sezon öncesi hazırlık kampına katılacak şeklinde bir hedef zaman vermesine rağmen, en önemli eksiğimiz olarak görmesine rağmen, hala 9 numaralı forma sahibini bulamamış olsun.
Ve hal böyleyken, bir yönetim kurulu düşünün… Devamı…

İyi vurursan "gol" olur. Tutamazsan "gol" yersin
Peki olmayan nedir? Aslında sorunun cevabı basit değil mi?..
Gol… Skor… Sonuç…
Bir önceki yazıya dönelim; Ne demiştim? Oynadığımız şey, iyi futbol değil, göze hoş gelen futbol.
Göze hoş gelen futbol oynayabiliyoruz çünkü Türkiye liginin çok üzerinde bir orta saha zenginliğine sahibiz. Mehmet Topuz, Özer Hurmacı, Emre Belözoğlu, Cristian Baroni, Alex beşlisi ligin en dinamik, en mücadeleci orta sahası haline geldiler. Görev paylaşımları farklı olsa da hepsinin ortak özellikleri lig ortalamasının çok üzerinde pas yetenekleri ve teknik yeterlilikleri. Bakın en sert, en güçlü, en hızlı demiyorum… Var olan enerjileri ve istekleri teknikle birleşince ortalama Türk futbolcusunun üzerinde bir mücadele gücüne erişip (daha az kaybedip, daha az koşmak zorunda kalarak) topa sahip olma oranını arttırıyorlar.
Bu noktada iki sorunla karşılaşıyoruz; Devamı…
Hakem penaltı noktasını gösterdiğinde, yedek kulübesinde Daum karman çorman bir yüz ifadesiyle oturuyordu. Hafif kızgın, düşünceli, o düdük sanki hiçbir şeyi değiştirmeyecek gibi…
İlk 11′den iki adamını kaybetti. Colin Kazım’a herkes sırtını dönüp, yakasını silkmişken hazırlık döneminden beri özel ilgi ve sabır gösterdi. Onu kazanabilmek için büyük mücadele verdi. Başardı da. Henüz Kazım’ın art%60′a bile ulaşamadığını belirtti. Ve “oldu” dediğiniz zaman, kayıp geriye dönme tehlikesi bulunduğunu da kulaklara küpe etti. Sonuçta yaklaşık 6 aydır takımının planlarında önemli yer ayırdığı isim artık yok.
Diğer ilk 11′in güvenilir adamı Carlos da yok. Devamı…