
Özellikle 2000′lerden sonra sert, sözde orta sahayı ön plana çıkaran ama orta saha inceliğini arkaya iten, rakibi bozma ve durdurmayı “modern futbol” diye yutturmaya çalışan bir yorumcu profili çıktı. Türevleriyle beraber…
Yıllardır televizyon ve gazetelerde yapılan pompalamalar ile ligdeki diğer takımların, Türk teknik direktörlerin, futbolcuların akıllarını çelmeyi başardılar. Takımlar hücum futbolu oynamayı unuttu. Futbolcularımız hücum etmeyi unuttu. Rakip yarı sahaya geçtiklerinde nasıl atağa çıkacaklarını unuttu. Kimse hücum setlerine kafa yormadı. Çalışmadı. Yenilik peşinde koşmadı. Zira işin kolayı vardı: Yerleştir bir tane daha defansa yönelik orta saha, kilitle, kimse birşey üretemesin, sen de al puanı git. Ne gereği var iki yönlü top oynayan takım yaratmak için çabalayıp risk almaya, acı çekmeye, işsiz kalmaya?!! Bak bunu yaptın mı bir de övgü alıyorsun medyadan.

Eğer Türkiye ligi, yorumcuların çoğunun iddia ettiği kadar kötü ise (ki asla katılmıyorum) önce suyu nasıl zehirlediklerine bakmaları lazım. Kendilerini ve söylediklerini “Tanrı” ve “Tanrı kelamı” mertebesine taşıyan egolarını indirmeleri lazım.
Bunları niye mi yazıyorum? Barcelona yüzünden.
Türkiye içine ve özellikle Fenerbahçe’ye geldi mi “koy orta sahaya bir savunma ağırlıklı adam daha, istediği kadar düz olsun farketmez. Veya deplasmanda bu bölgeyi üçle” diye milletin (ve Rijkaard’ın) başının etini yersiniz.
Size göre modern futbol ancak böyle oynanır.
Ernst ve Fink’i merkeze oturtan, sert oyun anlayışı ile rakibi sadece “durdurmaya” motive olmuş anlayışı översiniz (bu tek maçlık tercih olsa sorun yok, ama değil. Ernst ve Fink’in de şahıslarına lafımız yok). Geride beklemeyi, anti-futbolu taktiksel dehaya çevirirsiniz.

2 sezon boyunca herşeyi göze alıp, asla geri adım atmayan Zico’nun “guzel oyun, rakip kim olursa olsun hep kendi oyununu oynama” felsefesini bir gün bile takdir etmezsiniz. Övemezsiniz. Guardiola ve Barcelona’yı anlattığınız kadar Fenerbahçe ve Zico’yu anlatmazsınız. Anlatmak işinize gelmez. Aksine Zico’yu aşağılarsınız, küçümsersiniz.
Cümle aleminiz “bak bu Chelsea, haddini bil, kork, Deivid’i kes, orta saha savunmasına ilave adam koy” dersiniz. Şişmiş egolarınız defalarca patlatılır, ama anlamamazlıktan gelirsiniz. Laflarınız ve çamurlarınız attığınız yerde kalır. Kimse kendisini aklayamaz.
Sonra da dönüp Barcelona ve Guardiola’ya methiye düzmekten lügatta kelime bırakmazsınız. Sanki yukardaki ülke futbolu güdüklüğünün mimarı değilmişsiniz gibi…

Oysa herşeyi bu kadar işgal eden yazılarınızı ve dillerinizi, teknik direktör ve futbolculara cesaret vermek ve Lucescu tarzı ile yumuşattığınız 2004 Yunanistan futbolu pompanızın yerine “alternatifiniz var, imkanlarınız kısıtlı da olsa pozitif futbola hizmet edebilirsiniz, biz sizin arkanızdayız” demek için kullansanız herşey farklı olabilirdi.