5 Aralık 2009
Türkiye’de ideal profesyonel yapıyı kurmak gerçekten çok zor ve biraz da hayalperestliktir.
Türkiye’de futbolcuya asla taviz vermemeniz gerekir.
Asla ikibaşlılık yaratmamanız, futbolcunun mazeret üretmesine fırsat tanımamanız gerekir.
Türkiye’de asla teknik direktörü futbolcuya karşı zayıf düşürmemeniz gerekir. Aksi takdirde onun söylediklerini dinlememek, yapmamak için kendilerinde güç hissederler. Medya ile içiçedirler, yakın çevreleri de cabası. Dolduruşlarla “ben aslında iyiyim, hakkımı yiyor” diyerek çalışmamak ve kendisini geliştirmemek için bahaneler üretir.
Türkiye’de futbolcuya sürekli “tek patron teknik direktördür, onu dinlemeyen ve söylediklerine uymayan kendisini kapının önünde bulur” yoklaması çekmeniz gerekir. Aksi takdirde takım dağılır.
Teknik direktörün kararlarını sorgulayan, kamuoyunda eleştiren ikinci veya üçüncü şahıslar olmamalıdır kulüp içerisinde.
Bu yüzden, hele Daum gibi kendi düzenini kurup Türkiye koşullarını iyi idare edebilen biri varken yeni makam yaratmak, eğer dikkatli olmaz ve aşırı idealist davranırsanız elinizde patlar.
Yani sorun Aykut Kocaman ismi değildir. Sorun bu makamın oturtulduğu temel ve görev çizgilerinin ne kadar doğru çizilebildiğidir.
CEO gibi, ülke ve kulüplerin taşıyacak altyapıya sahip olmadığı organizasyonlara dalıp çıkmayacaksınız.
Takım çalıştırıp taktik vermek dışında futbolcularla ilgili her türlü iç meseleyi sırtlanabilen Daum gibi bir teknik direktör varken onu kısıtlamayacaksınız.
Başkan olarak rahat çalışsınlar felsefesiyle kendinizi tamamen takımdan çekmeyeceksiniz.
Dışardan doğru görünen, ama Türkiye’nin hele de Fenerbahçe’nin hazır olmadığı yapıdır bu.
İşte “Daum teknik işlere bakacak, ben de futbolcularla diyaloğa girmeyeceğim, gerisini Aykut halledecek” derseniz ipin ucunu kaçırırsın. Bir de resmi sitedeki otorite zaafiyeti itiraflarla zor duruma düşersiniz.
Hep deriz ki yabancı teknik adamların Türkiye’de tepetaklak olmalarının sebebi asli işlerinin dışında pek çok detayla uğraşmak zorunda bırakılmalarıdır. Anaokulu öğretmeni gibi. Birçoğu buna alışkın değildir, Daum hariç. Zira Avrupa futbolunun genel yapısına terstir, şaşırırlar, söylediklerini yaptıramazlar, futbolcuların temel futbol eksikleri karşısında afallarlar, yavaş yavaş altları oyulur, futbolcular onu kovduracak güçleri olduğunu hissederler, ve sonunda tekmeyi yerler.
Daum gibi futbolcuları, başkanı, yöneticileri, medyayı da idare edecek, dengeleri koruyabilecek, işini sağlıklı yapabilmek için nefes alma alanı oluşturup Türkiye’de tutunabilecek teknik adam azdır, tektüktür. Bu profil ekstradır, genelin dışındadır. O yüzden sizin teknik adamın sırtından yükü kaldırmanız, o yükü üstlenmeniz, organizasyonu oluşturmanız gerekir ki ezilmesinler, işlerini sağlıklı biçimde yapabilsinler.
Ama bu şekilde değil.
Kadro sorunları, doğal form düşüklüğü, teknik direktör tercih hataları, vs vs. Bir tarafta. Ama ligin 15 haftası sonunda Daum takımını tam anlamıyla göremememizin, oyuncuların silikliğinin ve disiplin sorunlarıyla beraber gelişmedeki ağırlığın, onların kafalarına tam hükmedilememesinin sebebi Daum mudur yoksa yukarıda saydığımız ülkem gerçekleri mi?






Aynı çemberde, döne döne | t(i)rajik